‘Herkesin çocuk sahibi olması gerekmiyor’

 


Can filmi önce Antalya Film Festivali’nde seyirci karşısına çıktı, Jüri Özel Ödülü ve seyirci ödülü kazandı ama asıl ödül Sundance Film Festivali’nden geldi ve orada da Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Can Film bir kadınla çocuk arasında kurulan daha doğrusu kurulamayan ilişki üzerine. Selen Uçer filmde başarılı bir performans sergiliyor. Biz de onu bu rolle buluşturan süreci ve karakteri konuştuk… İyi okumalar

Banu Bozdemir

Öncelikle neden bu film?
Bir süre yurtdışında kaldım. Orada yaptığım ilk iş yarı Fransız şehirli bir kadını oynamaktı.  Ara filmi ve Ümit Ünal’la çalışmak bir dönüm noktasıydı. Şehirli ama arada kalmış bir kadının hikayesiydi o da. Bu topraklardan, buralardan olan hikayelerde olmak istiyorum derdim o zamanlarda da. Farklı roller zaten oyuncuyu heyecanlandırır.  Can’da oynadığım rolün ismi Ayşe. Kasabadan İstanbul’a yerleşmiş ve burada sıfırdan bir hayat kurmak isteyen ekonomik seviyeleri düşük bir çifti anlatıyor. Daha çok anne ve çocuk ilişkisi üzerinden anlattığı için farklı boyutlarda gösteriyor. Artık hikayelerde kadın karakterler yavaş yavaş gerçek olmaya başladı. Toplum neyse toplumun hikayeleri de bunun üzerinden oluyor. Yeşilçam’da jönler, kötü kadınlar ve anneler üzerinden gidiyordu. Şimdi onları üç boyutlu görmeye başlıyoruz. Ayşe’de değişimlerini gördüğümüz bir rol. Şanslı bir rol. Benim dünyamdan farklı olması da heyecan vericiydi.

Bu rolü gözlemleme, deneyimleme imkanın oldu mu?
Bu rol aslında biraz çabuk oldu benim için. Daha çok zamanım olmasını isterdim. Önce Serdar’la (Orçin) bir araya gelip aramızda bir ortaklık oluşturmaya çalıştık. Çatıyı onunla kurduk, tek başıma pek bir şey yapmadım. Detay bulmaya çalıştık.

Filmde  kimin hikayesine odaklanıyoruz daha çok. Kadın mı erkek mi yoksa çocuk mu?
Bu resim o kadar iyi anlatıyor ki… (üçünün de olduğu bir fotoğraf) Çocuk iki büyüğün ortasında… Büyüyecek ve hayatı yaşayacak olan da bu.
Peki herkesin çocuk sahibi olması şart mı?
Kesinlikle şart değil. Eğitimle, çevreyle olması gerekenler giriyorlar ya hayatımıza onların çocuk yapması zorunluluk. Böyle yaşayan insanlar da var. Okursun erkeksen iş bulursun, kadınsan koca bulursun, çocuk sahibi olursun ve öyle gider. Böyle yaşayan büyük bir yüzde var. Kadın zorda kalırsa çalışır, bizim filmde de biraz öyle. Ben çok çocuk sahibi olmak isteyen biriyim ama bunun konumuzla alakası yok. (gülüşmeler)

Ayşe nasıl bir karakter… Altı yılın sonunda nasıl bir değişim geçiriyor Ayşe?
Kendisiyle ilgili kararları vermemiş bir sürü kadın var hayatta. Hele şu günlerde ortalık kadına şiddet, baskı diye inliyor. Tek kararı Cemal’i bulup evlenmek olmuş, bir kancadan diğer kancaya geçmiş. Yani biz bu mirasın üzerinde yaşıyoruz, hepimiz. Erkek egemen, onların istediklerinin olduğu bir mirasın üzerinde, 2011 yılında eşit bireyler olarak yaşamaya çalışıyoruz. Ayşe sonra hayatla yüz yüze kalıyor. Hayatın içinde ya birisiyle ya da birileriyle ilerlersin ya da tek başına! Zor bir anda tek başına kalmış bir kadın bu.  Ekonomik zorluklarla baş etmeye çalışıyor ve o noktadan sonra kendisine karşı dürüst biri artık.

Kadına yönelik şiddet arttı diyoruz, adamlar gidiyor ama sonrasında kadını uzaktan da olsa namusu belliyor. Böyle bir hal var mı filmde?
Ama bu filmin sonunu anlatmak olur… (gülüşmeler) Orijinal bir hikaye değil, onlarca kez anlatılmış bir konu. Yeşilçam’da yüzlerce kere anlatılmış bir şeyi biz gerçek tarafıyla anlatıyoruz. Bu olmayacak bir şey değil. Bin kere olan ve devam eden bir şey hala. Bildik bir hikaye ama bunu nasıl anlattığın önemli. Melodram olarak, büyük oyunculuklar, kimi zaman komik repliklerle izlemişiz Yeşilçam’da. Biz sade ve acısıyla anlatıyoruz.


Acının ajiteye dönüşme tehlikesi vardır hep filmlerde…
Oraya hiç girmedik, özellikle kaçındık hatta. Gerçeğe baktığımızda her şey tozpembe de değil. Ayşe şahane bir kadın ve süper bir anne değil sonuçta. En sevdiğine bile ne kötülükler yapabiliyorsun şu hayatta. İdeal, şahane, düzgün seçimleri olan kadınları oynamadım filmlerde. Neyse ki. Hepimiz antikahramanız aslında. Ben gerçek tarafı görmekle ilgilendim.

Erkekler çok rahat alıp başlarını gidiyor, kadınlar daha fazla yüzleşmek zorunda kalıyorlar öyle değil mi?
Bunu daha önce söylemedim ama aslında bu film anası gibi kadınlar arayan erkeği anlatıyor. Bütün toplumlarda bu var ama Anadolu’da daha çok özellikle. Feminist bir yerden konuşmak istemiyorum ama ana bağımlısı erkek modeli var, bu benim fikrim, kişisel. O kadar yalnız kalıyor ki anneler çocukları büyütürken… Çocukları üzerinden bir hayat yaşıyorlar. Ve erkek çocuğun yetişmesi bu anlamda kız çocuktan daha farklı oluyor. Durmadan bir şey pohpohlanırsa orada da yanlış şeyler olur. Bu filmde bu yok ama sonucunda görebiliyorum bunu. Kadınlar daha savaşçı. Erkekler meydanda savaşçı ama sonrasında kontrol kadına geçiyor. Özellikle doğu kültürlerinde bu var.

Çocukları oynatmak zordur ve filmdeki Can çok başarılı…
Can’ı oynayan Berkan (Demirbağ) film için bir şanstır. Bilmiyorum ileride oyunculuk yapar mı ama… Oyunculuk zor bir iş ruhunla yaptığın bir şey. Erişkin olmadan oradan korunman mümkün değil. Mesleğin yan etkisinden kaçman mümkün değil ve çocuk oyuncu için daha da zor. Gerçekten yetenekli. Altı yaşında ama karşımda profesyonel bir oyuncu vardı. Daha önce de çocuklarla çalıştım ama böyle birine rastlamamıştım. Bir kere oynadığı role çok fazla girdi, oyun olduğunu anlatmak zorunda kaldım.


Dizilerde de oynuyorsunuz, sinema filmlerinin tadı farklı mı?
Bu işin ekonomik bir yanı var mutlaka. Dizilere kötü denmesi bence ayıp. Dizi daha çabuk tüketilen, hafif anlatılan, belirli bir amaç için yapılmış hikayeler. Sen oyuncuysan o format içinde bunu en iyi şekilde yapmalısın. Bunun aşağılanacak ve sevilmeyecek bir yanı yok. Nasıl yaptığın, nasıl oynadığın da önemli. Ayrıca çok pratiklik kazandıran bir şey. Mekanik bir tarafı da yok değil. Onun deformasyonundan korunmak lazım. Bir karaktere aylarca çalışıp bir sinema filminde oynamak çok daha farklı bir şey. Özel ve benim amaçladığım şey. Benim hayatımdaki esas nokta. Bütün oyuncular tiyatrolardan gelmiyor artık. Çalışma diye bakarsak her şeye dizi oyunculuğu bunun mekanik tarafı.

Ayşe dikkat çekecek bir rol. Seyircinin ve yarışmaların kayıtsız kalamayacağı bir rol…
Bir kere böyle bir hikayenin içinde olmak heyecanlandırıyor. Bunun seyirciyle buluşacak olması heyecan verici. Ödüller çok önemli, motive edici. Takdir ediliyorsun sonuçta… Ama her şey de değil.

Kadınlar daha ağılıklı olarak varlar artık sinemada…
Benim derdim kadınların üç boyutlu olarak anlatılması. Ana karakter erkeğin üzerinden de olsa da bana göre her zaman ana karakter kadındır. (gülüşmeler) Arttığı kesin. Bir sürü ana kız dizisi var televizyonda. Bizleri yetiştiren onlar sonuçta. Annelik mevhumundan dolayı bile hikayesi anlatılacak olan kadın.

Anne olmadan anlamazsın lafı neresinde bu filmin…
Filmin yarısından çoğu Ayşe’yle Can’ın arasındaki  o bağın oluşumuyla ilgili. Ben anne değilim ama hiçbir şeyle denk düşmeyen bir şey. Anne olmayan anne oynayamaz diye bir şey yok. Herkeste var bence bu duygu. Önde ya da geride. Seyirci Bu filmde çok bildiği ya da bildiğini sandığı bir hikayenin başka tarafını görmek için izleyebilirler.  Aile her şeyi etkileyebilir bence. Çok özel bir taraftan bakıyor diye düşünüyorum Can bunlara…

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.