Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1


Hiçbir beklentim olmamasına rağmen, tek bir kitabı daha fazla gişe için ikiye bölüp önce “Şafak Vakti 1” diye vizyona sokan bölümün içine düşüverdim adeta! Bana göre, serinin ilkinden sonra vampir miti adına söyleyecek kayda değer bir şeyleri olan bölüm diyebiliriz. Ama bunu klasik kalıpları yıkmadan yapmak için o kadar özenli davranıyor ki, sanki herhangi bir romantik filmin içine sızmış gibi hissediyoruz kendimizi. 

Banu Bozdemir 

Şöyle bir bakınca evveliyatı olan bir işe ve bir seriye dönüştü Alacakaranlık (Twilight) Efsanesi. Aslında vampir mitine yabancı olmayan bünyelerimiz vampir sosuna bulanmış ‘gerçek’ bir aşk filmiyle tanışınca epey bir gevşedi. Tabii bu tamamen ilk film için geçerli. 2008 senesinde ilkiyle büyük bir çıkış yakalayan film, ikinciyi hemen arkasından tartışmalı bir şekilde koydu seyircinin önüne. Ne kadar bağırsak çağırsak da kendi türü içinde başarılı sayılabilecek bir film çıkmıştı ilkinde karşımıza. Ama yine de karakterlerin beyazperde yolculuğunda romantizm ve vampirlik sıfatı adına daha çok şey beklemiştik, en azından kitap kadar. Yeni Ay (New Moon) kısmında efsaneyi ve miti devam ettirmek adına kasıyordu, hatta Bella’cık kurt adam ve vampir ikileminde kalıyordu. Yani alt (Kızılderili kökenine dayanan kurtlar) ve üst sınıf çatışması yaşasa da biz daha çok onun durulmayan ve sıkıcı hale gelen hezeyanlarına takmıştık kafayı! Tabii kurt adam ve vampir atışması, seriye kurt adam parmağı olarak damga vuracak bir bölüm olmasına rağmen ‘aşk böcüklüğü’ konusunda yoğun abartılı ve zaaflı anlar barındırmaktan da geri kalmamıştı. Filmin büyük bölümünü, terk-i diyar eden Edward’ın peşinde helak olan Bella kısımları oluşturuyordu.

Tutulma (Eclipse) adını taşıyan üçüncü filmde de üçlü aşk denklemi Cullen’lar ile Victoria arasındaki atışmalar ve atılmaların kaynağı olarak geçmişe dönük sorgulamalar arasında biraz genişlemişti. Jacob ise kurt adam tarafının geçmişine götürmüştü bizleri. Üçüncüsü aklımda karakterlerin daha fazla dallanıp budaklanıp, kendilerini aksiyona verdikleri bölüm olarak kalıyor ve hala Alacakaranlık’a karşı bir sempati beslememe yetmiyor.

Hiçbir beklentim olmamasına rağmen, tek bir kitabı daha fazla gişe için ikiye bölüp önce “Şafak Vakti 1” diye vizyona sokan bölümün içine düşüverdim adeta! Bana göre, serinin ilkinden sonra vampir miti adına söyleyecek kayda değer bir şeyleri olan bölüm diyebiliriz. Ama bunu klasik kalıpları yıkmadan yapmak için o kadar özenli davranıyor ki, sanki herhangi bir romantik filmin içine sızmış gibi hissediyoruz kendimizi. Bella ve Edward arasında yaşanması gereken (Meyer’in Saga yorumuna göre bir türlü yaşanmayan) birleşme anının etki ve yan etkilerini Kan Arzusu (Thirst/Bak-Jwi) filmine benzettim yakın zamanlı bir etkileşim olarak. Onun dışında artık Cullen’lar hayatımıza iyice sızdılar diyebiliriz; sonuçta değişim ve dönüşüm tamamlandı, Dracula’ya yeni bir jenerasyon bahşedildi.

Ama film alt etmenlerini bırakıp gençlere yedirilecek kısımlarına bakınca, Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti (The Twilight Saga: Breaking Dawn) ‘nin tam bir kazık olduğunu söyleyebiliriz. Bella’nın aşkı bulması, Bella’nın kafasının karışması, Bella’nın aşk acısına düşmesi dışında Alacakaranlık’ı seven bir kesimin filmin diğer yanlarıyla ilgilenmediğine eminim. Onlar Robert Pattinson ve Kristen Stewart öpüştükçe kendilerinden geçen, hatta bir vampir tarafından ısırılmayı kabul eden gençler…. Film, yasak elmayı iştahla ısırmaya hazırlanan gençleri hedef aldığı için inanç sorgulaması yapmadan garip bir çatışma yaratıyor.

Filmde kullanılan ortamın her daim bu yapıma yakıştığını söyleyebiliriz, sonuçta kırsalda, kasvetli ortamlar yaratmaları, sinirlediklerinde insan modelinden kurt adama dönüşmeleri (Kan ve Çikolata (Blood and Chocolate)‘da da vardı, hatta orada kurt kadın ve çizgi roman yazarı aşkı vardı ama ne yazık ki çok satanlardan uyarlanmasına rağmen Alacakaranlık etkisi yaratamadı), kayalardan aşırtan ve sonuçta her iki tarafın da orta yolu buldukları noktaya ilerleyen filmi, ergen olsam sever miydim bilmiyorum ama on yıllardır çekilen vampir filmlerine gönül vermişler için çok ‘teenage’ kaçtığını söylemek durumundayım.


Hatta bu bölümde Bella Edward’la evlenip artık çoluk çocuk sahibi olmaya yol alırken Jacob’un evin büyükbabası gibi her şeye karışmasına ve herkesin de bu tavra boyun eğmesine anlam veremedim! Bu kadar kaynaşma ortamı da fazla yani. Bella’nın kafası karışık romantizmi de bir yere kadar! Yönetmen Bill Condon müzikallerine devam etsin bence…

Bella’nın doğum süreci, kanının çekilmesi (buradaki makyaj başarılıydı) ve yeni bir yaratık doğurması ihtimali karşısında erklerinin azalacağını düşünen kurt adamlarının tavırları… Biraz da olsa klasikliğe yaraşır şeyler… Ama filmin içinden çıkarın bunları, elinizde tamamen romantizmle, hem de kasıcı romantizmle sıvanmış bir film kalıyor. Oyunculuklar yine dökülüyor, sadece mızmızlanma ve bakış pozları şeklinde yansıyor bize! Bella’nın vampirliğe adım atışını kutsamanın zamanıdır şimdi, ne diyelim!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.