Antichrist bir acı!

Banu BOZDEMİR

Antichrist. Bizdeki karşılığı Deccal. Deccal; mesih ya da mehdi ikinci kez yeryüzüne gelmeden önce insanlığı kötülüğe ve imansızlığa yönelteceğine inanılan hükümdar olarak anlatılıyor… Senaryo yönetmenin bunalım anlarında, sanki bir daha film çekemeyecekmiş gibi içini kanırttığı bir noktada yazılmış. Strindberg etkilenmeleri dize gelmiş tekrardan. Ama yönetmen öyle olsaydı birbirlerini merdivenden atarlardı diyor filmin çifti için. Burada daha psikolojik bir yıpratma hali mevcut, en azından başlarda…

Filmde cinsiyet çarpışması var en derininden. Bir olaya kadın ve erkek olarak konulan farklı tepkilerden yola çıkılarak, ego, yaşam algısı, korkular ve çarpışmalar sorgulanıyor. Bu filmde egzantrik bir hal var. Filmin başını ve sonunu siyah beyazlara, yavaşlığa, müziğe ve filmin aynı zamanda en mutlu ve en trajik anlarına yaslayan yönetmen, gelişme anlarında gayet gerçekçi, acı ama aynı zamanda doğanın içinden masalsı ve can yakıcı çıkarımlar serpiştirmeyi tercih ediyor…

Konu gayet anlaşılır oysaki… Türler arasında flört etmeyi seven ama sonrasında olayı farklı katmanlarda ve ruh hallerindeki kadın ve erkek ilişkisine getiren Lars Von Trier belki de ilk kez romantizmden bu kadar uzaklaşıyor. Aslında romantizm gibi görünen şeyin bir avuç acı verici ego olduğunu anlatıyor bize… Kadın ve erkek seviştikleri bir gece, yatağından çıkıp, evde dolaşmayı öğrenen çocuk, pencereden aşağıya düşüyor… Sonrasında bitmeyen bir sorgulama süreci… Erkek kadını sebep olunan bu acı ve talihsiz olay yüzünden tedavi etmeye başlıyor. Ama tedavi yöntemi kadın açısından o kadar aşağılayıcı bir formda ilerliyor ki, adamın bu durumdan haz aldığını düşünmek hiç de zor değil.

Bir çığlık filmi diyebiliriz, yönetmenin bas bas bağırdığı kötü bir ruh halinin altını gayet kalınca çiziyor. Kadını aşağılayan bir yanı olduğunu söyleyebiliriz.. Hem duygusal olarak bu kadar içselleştirdiği (gerçi sadece şaşırtmaca olabilir, filmin içinde çark eden birkaç sahnede bunu daha iyi anlıyoruz) hem de adamın güdümünde bu acıyı yavaşlatmaya çalıştığı için… Adamın niyeti daima belirsiz… Bu acıyı kullanarak kadınına daha fazla sahip çıkma, daha fazla sahip olmanın derdinde… Doğa ise doğal gücünü gayet iyi kullanarak, her türlü açık cinnet haline çok fazla evsahipliği yaparak aslında kötü olanın hangisi olduğu konusunda şaşırtmaca yapıyor.

Değişik rüyalarla, daha önce gidilen bir mekana yavaş ve farklı duygularla yüklenen anlamlarla, sonrasında boyut değiştiren ruh hali ve trafiğiyle beklenen sona ulaşıyor… Adama istediği ve beklediği her şey yavaş yavaş ve onu yargılamamamız gereken bir şekilde sunuluyor ve sonuçta ortaya fiziksel zararlarla hatırlanacabilecek bir film çıkıyor… İki kişilik bu dünyanın oyuncuları Willem Dafoe ve Charlotte Gainsbourg iyi bir oyunculuğa ve zor sahnelere imza atarak bu çok konuşulan filme hakkını ziyadesiyle vermişler…. Bu filmle ilgili beğeni düzeyinizi sorgulamayın. Kadın ve erkek arasında gelişen ilişkinin ne kadar karmaşık, delice kontrolsüz olduğuna bir de burdan bakın… Korkuya, acıya, farklı bir biçimde tekrar eden sevişmeye odaklanın… Kötülüğün nasıl da gelip vücutta vuku bulduğuna şaşırın… Doğanın gücünü bir kez daha sorgulayın…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.