Aşık olunası Kosmos…



Kosmos aslında geniş bir anlam barındırıyor ama Erdem için ideal figürün adı o. Yani insanın idealleri, özgürlüğü, istekleri, cömertliği her şey Kosmos ekseninde birleşiyor ve karşımıza normal eksenin dışında ama bir o kadar cazip bir tipleme çıkıyor.

Banu Bozdemir

Antalya’da izlediğimden beri aklımda. Beyazperdeye uzun zamandır beni bu derece bağlayan bir film olmamıştı. Yapıştım, bağlandım, etkilendim, keyiflendim. Bu film Antalya’da birinci olmazsa ve yönetmeni de en iyi yönetmen ödülünü almazsa ben bu şehri terk ederim dedim.. Ama neyse ki dileklerim kabul oldu… Ödüller geldi, herkes Kosmos’a derin bir bağ ile bağlandı… Ama ben yine de Antalya’yı terk ederek İstanbul’a geri döndüm.

Reha Erdem çok sakin görünen ama iç dünyasında ‘kafam net olsa böyle filmler çekmem’ diyecek kadar da karışık bir yönetmen. Bugüne kadar hep farklı tarzda karşımıza çıktı, denedi, deneyimledi ve sonunda Kosmos gibi ‘aşmış’ bir filmle karşımıza çıktı…

Kosmos aslında geniş bir anlam barındırıyor ama Erdem için ideal figürün adı o. Yani insanın idealleri, özgürlüğü, istekleri, cömertliği her şey Kosmos ekseninde birleşiyor ve karşımıza normal eksenin dışında ama bir o kadar cazip bir tipleme çıkıyor. Aslında Kosmos herkes gibi aşkın peşinde bir adam, bir gezgin, bir meczup, bir gönül hırsızı… İnsanların ona yüklediği anlamda zaman ve mekana karşı koyamayarak değişiyor. Mucizeler yarattığında seviliyor dertler yarattığında sevilmiyor Kosmos.

Aslında dağlardan taşlardan, sanki birilerinden kaçar gibi, ağlayarak, dertli bir giriş yapıyor o şehre. Şehir zamandan ve mekandan soyut. Aynı derecede insanlardan da… Soğuk, gri ve kasvetli bir şehir aslında. Şehre girer girmez nehirde boğulan bir çocuğu kurtarır ve mucize devrini başlatır.

Kosmos kesinlikle sıradan birisi değil, hatta sıradanlığın ötesinde bir şey. Kosmos’u yemek yerken ya da uyurken görmüyoruz. Tek ihtiyacı çay ve avuç avuç yediği kesme şeker. Ağaçlara tırmanıp, incecik dallarda oturabilmesi, çığlık çığlığa bağırması da cabası… Boğulmaktan kurtardığı çocuğun ablası Neptün’le de bu farklı bir bağ yakalıyorlar. Her şeyi bağıra çağıra hallediyorlar. Ve bizim gözümüzde de sempatiklik ve karizmatiklik çıtasını her geçen dakika daha da yükseltiyorlar.

Kosmos farklı bir adam dedik ya. Ama Reha Erdem pek öyle bakmıyor yarattığı bu karaktere. ‘Keşke herkes onun gibi olsa’ diyor. Ve böyle bir karakterin etkileşime girdiği her insana etki ettiğini düşünüyor ki öyle…

Filmin mistik ve masalsı yanı çok güçlü. O yüzden şehre gelen bu farklı adamı, yaptıklarını, yapmaya çalıştıklarını, Neptün’le kurmaya çalıştığı o leziz iletişimi hep büyülü bir havada izliyoruz. Adamın yaptıklarını bu atmosfer ekseninde değerlendirip acı gerçeklerden büyük ölçüde sıyrılıyoruz. Görsel olarak da çok başarılı olan, kasvetin hüküm sürdüğü bu film umarım vizyona girdiğinde hak ettiği değeri alır. Sinema öncelikle hikaye anlatma sanatıysa eğer Kosmos bunu çok iyi başarıyor. Reha Erdem her daim tarzını, öyküsünü, tekniğini ve algısını yükselten bir yönetmen olarak bir kez daha ‘iyi ki varsınız’ dedirtiyor…

4 yorum

  1. Bence Kosmos’dan sonra var olabildiğini ve olacağını dahada bir pekiştirmiştir Reha Erdem
    Hatta dahada abartırsam kendi denkleri açısından (Yönetmenlik olarak) üst bir noktaya ulaşmıştır..

  2. Bence Kosmos ve Hayat Var, farklı türleri iç içe geçiren yenilikçi yapıları yüzünden Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri. Reha Erdem ise Türk sinemasının gördüğü en yaratıcı ve evrensel yönetmen.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.