Aşk ve Devrim


Bir süredir şöyle devrimci ruha sahip, bizi yerimizden kaldırıp meydanlara salacak bir film bekleyişindeydim. Ülke gündeminin yoğunluğuna rağmen üzerimize sinen minimalizm ve uyuşukluktan ancak böyle bir başkaldırıyla çıkabilirdik. Beklediğim film az buçuk Aşk ve Devrim’le geldi diyebilirim. Tabii Serkan Acar’ın bu duyguyu daha gümbür gümbür anlatmasını tercih ederdim ama o tek kişilik naif gruplar yaratarak 70, 80 ve 90’lı yıllardaki sol geleneği bir potada eritmeyi tercih etmiş.

Banu Bozdemir

 Film kısaca ‘devrimciler aşık olur mu?’ diye soruyor ve yanıtını biraz içerden bir bakış açısıyla, belki de solcuları kızdıracak bir biçimde veriyor. Solun gelişimine baktığımızda sert bir idealizm anlayışı olduğunu söyleyebiliriz ve çeşitli fraksiyonlara göre nüanslar içerdiğini de! Kimi işçi sınıfını baz alır, kimisi de köylüleri çıkış noktası olarak!

1990’lar sol hareketin değişim ve kırılmalar taşıdığı, sol hareketin Kürt hareketiyle kaynaştığı, Sovyetlerin etkisinin tüm ülkelere yansıdığı bir süreç. Genç yaşlarına rağmen dünyayı değiştirme sevdalısı gençlerin boylarından büyük romantik hayaller eşliğinde kurtarmak istedikleri bir ülkenin ‘sol’ tarafına bakıyoruz Aşk ve Devrim’le.

Devrimci kadınların davaya olan bağlılıkları nedeniyle makyaj yapmadıkları, bakımsız, kara kuru oldukları ve yoldaşları olan erkeklerle aralarında duygusal bir ilişki olmadığı, olmayacağı savunulur. Ama filmin senaristi Serkan Turhan ve yönetmen Acar bu yargıyı biraz alaşağı ediyor. Kemal Leyla’ya olan aşkını her ortamda belli ediyor, ama Leyla davaya odaklı yaşaması gerektiği için bu duygulara karşılık vermiyor ama onun da gönlü Kemal’den yana aslında. Film legal ve illegal arasındaki ayrımı bir ölümle kuruyor, Kemal’in gönlündeki aşk mı devrim mi sorusu bir noktadan sonra yer değiştiriyor. Filmin melankolik atmosferi dingin bir hız ve başkalaşım kazanıyor. Solcu filmi derken insan eylemli, sloganlı gürültülü patırtılı kaotik bir film bekliyor ama Acar bildik yoldan sapıyor, filmi biraz da duygularla yönetiyor sanki!

Filmin naif atmosferini beğendim aslında ama bazı yerlerin ışığını, mekan tasarım ve uygulamasını kısa filmlerin amatörlüğü tadında buldum. Aslında bunu kötü bulduğum için söylemiyorum, filmin genel olarak her şeyi kıstığı, aslında büyük bütçeli bir film olacakken biraz da bilerek minimalize bir hava yarattığını düşünüyorum. Bunu mekanlardan soyutlarsak daha çok duygular bazında tutarlı buldum. Devrimci olmak kaybetmeyi de bilmektir yandan da. Kemal önce yoldaşını, sonra legal olmayı, sonra da duygularını kaybediyor ve de güven duygusunu… Film devrimci de olsa erkek egemen / feodal bakış açısına vurgu yapıyor ve nedense dünyayı kurtarma heveslisi bu adamların kendi egolarını kurtaramadığının altını çiziyor ki bu da doğru bir bakış açısı! Arada kaynayan biraz da duygularına söz geçirmeye çalışan Leyla’ya oluyor. İşin kaşarları yine bir şekilde yolunu buluyor!

Film özgürlük isteyen devrimcilerin emir komuta zinciri altında izledikleri yaşam tarzına da eleştirel bir vurgu yapıyor, yurt dışına kaçmak zorunda kalmış liderlerin oradan yönettikleri hareketin, insan duyguları üzerinde ne kadar gerçekçi bir etkisi olabileceğini sorguluyor. Emir komuta zincirinin baş temsilcisi Pala’yı sorgusuz sualsiz bir emir eri ilan ediyor. Ve Pala’nın yağmurlu bir havada derin bir bağlılıkla beklediği telefon hafızalara kazınıyor. Ankesörlü telefonun neredeyse yakın zamanlı dönem filminin akılda kalan tek aksesuarı olduğunu da söyleyebiliriz. Tabii bir de kokusu neredeyse perdeden taşacakmış gibi içilen Samsun sigarasının!

Velhasıl Aşk ve Devrim dokunulduğunda kırılacağı sanılan bir döneme içten, sakin ve dingin ve biraz da tarz olarak amatör bir bakış atıyor. Devrimcilerin de duyguları olduğunu, onların eğilip büküleceğini anlatıyor. Bu anlamda filme eleştiri gelebilir, ama artık dönem gereği her şey konuşuluyor, her şey masaya yatırılıyor ve herkes kendi gerçekliğini ortaya koyuyor.

Filmin ilgi çeken bir diğer yanı ise başarılı oyunculuklar. Macit Koper’in oğlu Gün Koper Kemal rolüyle ilk sinema filminde gayet başarılı bir oyunculuk sergiliyor, aynı şekilde Leyla’yı oynayan Deniz Denker’de. Pala’yı oynayan Ayberk Pekcan ayrıca başarılıydı bana göre. Aşk ve Devrim daha yoğun bir atmosferde, daha büyük bir bütçe ve koşullarda çekilse daha farklı mı olurdu, filmin içi daha fazla mı dolardı, bizi daha fazla mı coştururdu bilmiyorum ama filmin melankolik ve dingin havasını fena bulmadım!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.