Aşkın dönen dolapları!

Çok film çektiğinden olsa gerek istediği gibi filmlere imza atan ve onlara hep bir tat katan Woody Allen son filmi Wonder Wheel / Dönme Dolap’la yine seyri keyifli bir filme imza atıyor. Mekan seçimleri, ışık kullanımı ve oyunculuklar da bunu destekleyince üçlü ve güçlü bir aşk hikayesinin içinde buluyoruz kendimizi. Adeta film değil de tiyatro izler gibi. Özellikle ışık oyunları, ışığın soft bir şekilde gelip oyuncuların yüzüne yapışması filmi alıp gerçekliğin dışına taşırıyor. Aynı zamanda da bir tiyatro sahnesine taşıyor diyebiliriz. 

Banu Bozdemir

Bir aşk oyunu içinde, yine gizem ve karanlık bir taraf barındıran filmde olaylar heyecanlı bir akış içinde geçiyor. 1950’lerin sahil atmosferi ve lunaparkında hayat bulan film herkesin kendince anlamlandırdığı ya da anlamlandıramadığı hayat çabası üzerinden farklı karakterler kurmaya çalışıyor ama en ilginci de Ginny’nin oğlunun karşı koyamadığı yakma hissi… Hepsinin anlamlandırma ve anlama çabasına bir kibrit çakıyor gibi adeta.

Film karakterlerinin özelliklerini o kadar iyi tespit edip, onun etrafında o kadar iyi bir dönüşüm sağlıyor ki, her hikaye birbirinin tamamlayıcısı, dönme dolabı haline dönüşüyor. Bir nevi yaşanamamış hayatların patlaması, hayali karşımızdaki. Yükselen ve alçalan hayatlarımızın grafiğini dört karakterin etkileşimi üzerinden yine her zamanki gibi çok güzel ifade ediyor Allen.

Yıllardır yazan, oynayan, yöneten ve sinemanın alanına en hakim yönetmenlerinden biri olan Allen’n filmi hakkında söylenecek çok fazla şey yok aslında. Sıkılmadan izleyeceğiniz, soft sinema örneği Dönme Dolap. Renkler, mekanlar, kıyafetler bir lunapark etkisiyle harekete geçiyor, yasak aşkların tadı ve sıkışmışlığı bir cankurtaranın kollarında hem hayat buluyor hem de can veriyor. Burada yönetmeninin derinlikli mizahının gücünü görmek de mümkün. Tabii bir de Ginny’e hayat veren ve Oscar yarışında yer alacak olan Kate Winslet’in akıcı performansını…

İki kadının ustalıklı didişmesi üzerinden hem yaş hem de yaşanmışlık algısı yaratan yönetmen, erkekler dünyasındaki kayıtsızlığa ilişkin de laflar ediyor. Aslında burada önemli olan Allen’ın bu kadar çok hikaye ve film arasında dolanıp yine de kuyruklarını birbirine değdirmemesi olarak açıklanabilir. Birbirine benzer konularda farklı karakter ve akışlar yaratması onun başarısı olarak nitelendirilebilir ancak. Ki pembe dünya algısı fazla bu filmlerde hatta trajedinin pembeliği bile diyebiliriz buna…(bu da benim yorumum olsun)

O yüzden Allen Wonder Wheel hikayesiyle diğer filmleriyle aynı duyguda ama farklı algılanabilecek ve keyifle izlenecek bir filme imza atıyor. Haftanın tercihi olabilir!

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek