Ayak İzi Ülkesi’nin izinde…

Fantastik Kitaplar macerası ikinci kitabı Ayak izi Ülkesi’yle devam ediyor…
Banu BOZDEMİR

Mışıl Suyunu bitirdikten sonra yine suların içinde geçen öyküye daldım… Ayak izi Ülkesi… Sanırım yaz sıcağı ki bundan yaklaşık iki sene önceki yaza denk geliyor… Sokaktan gelen çocuk sesleri beni çocuk dünyasına aldı götürdü… Sadece çocukların yaşadığı, şen kahkahaların eksik olmadığı bir dünyaya… Sonra çalan zilin sesiyle tekrar büyüklerin dünyasına geri geldim… Damacana su söylemiştim, o gelmişti… Sonra sadece büyüklerin yaşadığı dünyayı hayal ettim… Her şey büyük, ağır, ağdalı… Ne olmuştu da çocuklar ve büyükler ayrılmıştı? Bir çocuk romanı yazarı olarak bu işin peşine düşmeye kararlıydım…

Bilgisayarımın başında, kulaklığımdan yankılanan rock ezgileri düşüncelerimi adeta kopardı… Ayak izi Ülkesi öyle hızlı bir biçimde yazılıyordu ki… Neşe büyükler yani korku ülkesinde yaşayan ama yavaş yavaş kendisine bir haller olduğunu düşünen bir yazar… O yüzden babasının büyük sarmaşıklarla çevrili, merdivenleri gıcırdayan, kapıları kendi kendine çarpan büyük evine geliyor. Korku dolu, her şey mükemmel. Her şey kendilerininkine benzeyen o küçücük ayak izlerini görmesiyle değişiyor… Yoğun bir sorgulama ve gülme isteği ki bu ülkede gülme diye bir şey yok… Yani öyle bir duygu yok…

Bu kadar tüyo yeter, 128 sayfalık bir kitap oldu Ayak izi Ülkesi… Bol resimli, bol yazılı fantastik bir çocuk romanı… Hem çevreci… Benim kitaplarımın olmazsa olmazı çevre zaten…

Bundan sonra sahilde, kumlarda, arkanızda bıraktığınız ayak izlerine daha dikkatli bakmanız dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.