Bebek sesine bulaşan korku!


Bir eve doğru tekinsiz adımlarla ilerleyen bir anne-çocuk gördüğümde filmin bizi ya psikolojik dehlizlere çekeceğini ya da ortada gerilimli, hatalıklı ve korkutucu haller içereceğini düşünürüm. Bunda etkili olanda Karanlık Su / Dark Water elbette. Annesiyle birlikte devasa sitelerinin küçük bir dairesine sığınmayı amaçlayan bu bedenler sığındıkları yerde de huzur bulamayarak hem kendilerini hem de bizi gerim gerim gererler!

Banu Bozdemir 

Tabii Baycall az buçuk İspanyol korkusu The Baby’s Room / Bebek Odası’na dair izler de taşıyor. Bebek telsizinden duyulan sesin üzerine gidilen ve sonrasında görülen şey karşısında dehşet yaratan bir filmdi Bebek Odası.

Bu anlamda Babycall/ Ölümün Sesi’ni biraz İspanyol korkusu çokça da Uzakdoğu gerilimi kıvamında izledim. Sonuçta soğuk, içine kapanık ve tek başınalık adına benzer dokunuşlar barındırıyor Babycall.

 İsveç’ten gelen Gir Kanıma gerilim tarzına yeni bir soluk getirmişti, bu da onun devamı sayılabilir! Film oğlu Anders’e şiddet uyguladığı için kocasını terk eden Anna ve onun korkulu dünyası etrafında gelişiyor. Anna Anders’i o kadar çok seviyor ki onu dış dünyadan gelecek her tehlikeye karşı korumaya kararlı. Nefesini başucunda duymak için bir bebek telsizi alıyor ve telsize giren başka sesler, Anna’nın hayatında başka korkular yaratıyor! Genelde ev, okul ve elektronik eşya mağazasında geçen film, bizi Anna’nın hayalgücü ve değişken psikolojisi karşısında çözümsüz bırakmak hevesinde.

Anna ve Helge’nin (telsizin satıcısı) çakışan dünyaları filmi bir çocuk değil de bir yetişkin gözünden anlamamıza yardımcı ama aslında asıl yetişkinin Anders olduğu gibi bir algısı da var. Film birçok yerde filmin sonunda dair sürprizleri ortaya saçmaya hevesli davransa da, sonrasında birçok sahnenin boş ve anlamsız kalması, yönetmenin bizim istenilen sona ulaşmamızı o kadar da istemediğini gösteriyor. Mesela Anna’nın gördüğü gölün bir otopark olması ve onun göle atladığını sanırken otoparka atlaması ve ama sonrasında hastanede ıslak karşımıza çıkması biraz kafamızı karıştırıyor. Orada hayal gücüne bulanmış bir gerçeklik olgusu kapımızı tırmalıyor!

Anna’nın iç dünyasında yeşeren olaylara dış dünyadan başarılı kulplar bulması bir yandan olay örgüsüne hız katıyor ama bir yandan da kaçamak yolların açığa çıkmasına neden oluyor. Yani senaryo arada kaçak yapıyor ve olaylar arasındaki örgü, çorap söküğü kıvamına geliyor.

 Pål Sletaune kesinlikle filmde mükemmel bir atmosfer yaratıyor, filmin geçtiği site zaten filmin kopukluğuna, Baltıkların kendine özgü kapalı yalnızlığına çok iyi hizmet ediyor. Ve hemen sonrasında gizemli uzanan orman da öyle! Başrolde Ejderha Dövmeli Kız’ın Lisbeth Salander’ı  Noomi Rapace var. Yüzünde sakin bir gerilim barındıran Rapace filme her şekilde kendisini adamış! Ama insanın içine fena halde basan bunalım duygusunun altında ezilip kalıyor bir yandan da… Gerçi o değil daha çok senaryo! Ama bu filmin de Hollywood’dan alıcılarının çıkması büyük bir ihtimal! Bebek telsizinden gelen sesler Anna’nın iç dünyasına son gerçeklik olarak yapışıyor, bu da son bilgi olsun!

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.