Bırakın her şey bir süre yerinde kalsın


İstanbul’un değişen yüzünün ortasında yaşıyorum… Mecidiyeköy’e gidiyorum kocaman bir şantiye sahası, her taraf kazılmış, sular yıllarda şarıl şarıl akıyor. Trafik kaos… Taksim’e doğru yürüyünce yine aynı muhabbet. Neymiş efendim şehrimizin çehresi değişiyormuş, mis gibi olacakmış, daha fazla şehir olacakmışız…

Banu Bozdemir 

İstemiyoruz,  önce şu şehre yaptığınız ‘cazibe merkezi’ tanımını kaldırın, insanlara araba alın biz size yeni yeni yollar yapıyoruz, bakın sizin için şehrin altını üstüne getirdik cazibesini kaldırın! Bizim ihtiyacımız olan yeni yollar değil ki, yeni yeşil alanlar, yeni boş ve bakir alanlar… Ama yok İstanbul’da bir yerde oturup da yalnız kalma imkanınız yok. İki dakika bile. Her yanınız gürültü, insan, bina ve şantiye…

Her yerimiz AVM oldu, kusuyorum işim olmasa (basın gösterimleri ne yazık ki bazen o AVM’lerde oluyor) kapılarından içeri adımımı bile atmam. Ama gözünü tüketim hırsı bürümüş insanlar tarafından ne yazık ki daha fazla AVM sloganlarıyla çevrilmiş durumdayız! Bu kadar şehir insanı olma hevesi nedir ya! Gittikçe beyazlaşan, steril bir dünyada yaşamak için bu çaba ne yani! Hep bu örneği veririm sokakta büyüyen, burnu akan, saçları birbirine karışmış çocuklar daha sağlıklı biliyorsunuz değil mi? Sizin iki dışarıda dolaşınca hastalanan çocuklarınız değil… Sal çocuğu dışarıya, yoksa evinin etrafında yeşil bir alana AVM’nin yolunu tutacağını parka götür çocuğunu… Cılız kış güneşinin altında onun çığlıklarıyla mutlu olmayı dene!

Gelelim Emek Sineması’yla başlayan, Sinepop’la devam ve İnci Pastanesi’ne kadar gelen sürece. O güzelim tarihi binayı değişime sürüklemeye nasıl eliniz vardı varacak! Demirören’in zaten açık bir alışveriş alanı olan Taksim’e ekstradan ne kattığını düşünüyorum, ne eksikti de onun yerini doldurdu!

Biz sizden şehri değiştirmenizi, binaların dokusunu bozmanızı ya da eski  yerleri talan etmenizi mi istedik. Hayır ya şehri rahat bırakın, olduğu gibi, kendi haline… Birazcık bırakın gerçekten. Bırakın her şey bir süre yerinde kalsın. Bu şehri bırakıp gitmemizi istiyorsunuz biliyoruz, biz de istiyorduk ama artık nöbetteyiz…


Mesele tek tek mekanlar değil ya da tek tek mekanlar… Emek sinemasını biz ya da siz kapattık ama yok edilmesini istemiyoruz, destek istiyoruz. O sinemanın tekrar hayata dönmesi lazım. Neden her şey alışveriş merkezi üstü sinema, kitapçı, tiyatro vs. olarak sunuluyor, müstakil alanlar niye yok ediliyor. İnci’nin yıkılan dekorları arasında duvarda bir yazı kalmıştı: ‘Lütfen kasadan fiş alınız.’ Evet o kadar eski bir yerdi orası, tabureleri, küçük masaları vardı…


Şimdilerde yaptığınız gibi plastik beyazlarla oluşmuş bir dekoru yoktu oranın, tarih kokuyordu… Mesele sadece İnci’de değil, bazıları İnci gitti ama bizim hayatımızda değişen bir şey yok diyor. Mesele profiterol yemek ya da yememek değil, altımızdan çekilen tabureler… Bu şehrin yaşadığım şehir olduğunu hissedemiyorum, benim sevdiğim İstanbul’dan uzaklaşmaya, Dubai modeli şekilsiz, tarihsiz, dokusuz, yeşilsiz bir hal almaya başladı… Bırakın azıcık bu şehrin yakasını!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.