Çağan Irmak sinemasının özellikleri…

Çağan Irmak sineması üzerine yazmayı düşündüğümde onu seyircinin gözünde birleştiren etmenlerden söz etmek ve onun özelliklerini ortaya saçmak daha anlamlı geldi. Çağan Irmak sinemasından söz ederken öncelikle fantastik öğeleri kullanmayı fazlaca sevdiğini söyleyebiliriz. Çocukların dünyasını yansıtırken özellikle de. Onların hayal dünyasıyla örülmüş bir anlatım, filmi bir yerlerinde durdurup başka bir dünyaya kapılarını açıyor çoğu zaman. Tabii çocukların onun filmlerinde ayrı bir yeri olduğunu da bir gerçek! Duygusal patlamalar yaratarak seyirciyi bir beklentinin, kaosun içine çekmesi de onun tarzı… Ve de oyuncu – yönetmen aşkını onun filmlerinde en güzelinden görmek mümkün.

Banu Bozdemir

Fantastik kullanımlar
Aslında Irmak depresif ve gerçekçi başladığı tarzını yavaş yavaş yumuşatıyor. Daha doğrusu onu başka bir dramla kuşatıyor ve seyircinin gözünde yükseltmeyi başarıyor. Bana Şans Dile’de birçok konuyu harmanlayan Irmak, ne yazık ki toplayamadığı bir film çıkarmıştı ortaya. Aslında Mustafa hakkında Her şey’i de atlayıp Babam ve Oğlum’a gelmek lazım aralara sızan fantastik dünyalar için… Deniz’in gerçek dünyadan kaçmak, rahatlamak için sığındığı hayal dünyası bizi kimi zaman Osmanlı dönemine kimi zaman da gizemli maskeli kahramanlar çağına götürüyor. Korku, merak ve kayıp hali Deniz’i bu tür kaçışlara yöneltmişti. Beğenilir ya da beğenilmez ben kendi adıma gerçekliğin kesilip fantastik tatların yerleştirildiği filmleri seviyorum. Onları filmin masalları olarak da anabiliriz. Ulak başlı başına böyle bir öyküden / masaldan ilham alıyordu. Tabii hal böyle olunca yani bütünüyle bir masal karşımıza çıkınca afalladık diyebilirim. Cesur bir deneme, anlaşılması gereken bir çalışma ve çok teatral yorumları kaplamıştı bir anda ortalığı. Felsefe yüklü anlatım, iyi ve kötünün belirgin çizimi teknik olarak güçlü olmasına rağmen seyircinin ilgisini diri tutmayı başaramadı. Zira seyirci masallar dünyasında masal dinleyen bir çocuk olmak istemedi! Hatasını anlayan Irmak, masalsı tatları seyirciye boca etmek yerine arada uygun dozlarda verme yoluna geri döndü tekrar! Bu anlamda Issız Adam’a kısa bir selam verip, Karanlıktakiler’i ustaca atlatıp Prensesin Uykusu’na ulaşabiliriz. Burada Irmak’ın yoğun bir toplamını görüyoruz. Masal tadı her yanına sinmişti filmin bu kez. Adından başlayarak, küçük kızın ve Aziz’in hayal dünyasının buluşmasına kadar. Zaten çocuğun anlatıldığı filmlerde özellikle de dramatik bir yan varsa bu tür kesmelerden yanayım. Bu tarz anlatımlarda hala en iyi örnek bana göre Pan’ın Labirenti’dir o ayrı. Irmak bu masala iki çocuk koyuyor. Kütüphaneci Aziz’de iş yerinde canavarlar gören, onlarla çevrili dünyada yaşayan koca bir çocuk aslında! Burada ilk defa animasyon deniyor bir de Irmak. Dramatik bir sahnenin etkisini yıksın diye bu tarz denemeler yapılır özellikle Uzakdoğu filmlerinde. Tabii bir de Kill Bill serisinde ve 300 Spartalı’da da buna benzer yabancılaştırıcı unsurlar kullanılmıştı!. Ben Çağan Irmak’ın filmlerinin bir yerini açıp içine sakladığı masalsı tatları seviyorum. Bu fantastik tatların artması da onun filmlerinin başka yollara girmesine yol açacak! Bu da yaratıcılık açısından önemli!

Duygusal Patlamalar
Dedemin İnsanları’nda neler olacak bilmiyorum ama çocukluk anıları, geri dönüşler, kayıplar vs… bana patlama sahneleri yaşayacakmış gibi hissettiriyor. İlk patlama Babam ve Oğlum’la gelmişti. Zaten bizi hep az sonra olacaklara hazırlayan film, oğlun ölümünden sonra yükselen babanın duygusuyla zirve yapmıştı adeta Irmak’ta o filmden sonra çok daha az acımasız oldu seyircisine! Orada kimsenin kendisini tuttuğuna inanmıyorum, sular seller şeklinde bir patlamaydı zira o! Issız Adam’da da sonlara doğru aynı formülü yine ortaya koymuştu Irmak ama bu kez dozunu biraz daha hafifleterek. Kızın ve erkeğin ayrıldıktan sonra birbirleri için yaptıklarını anlattıkları sahneydi herhalde seyirciyi patlatan ve duygularını harekete geçiren! Prensesin Uykusu her ne kadar masala adanmış yapısıyla öne çıksa da o da içinde yakıcı bir yan barındırıyordu. Herkesin küçük bir kızın hayatına odaklandığı filmde umutlu bir acı vardı. O yüzden herkesi arada sırada ufak patlamalar yaşadığını düşünüyorum ama. Çağan’ın duygusal patlamalar yaratacağı daha birçok film çekeceğini de hissediyorum.

Çocuksu tatlar
Neredeyse her filminde çocuk var, çocuksu hallerden beslenmeyi seviyor Irmak. Onlarla çok iyi anlaştığına da eminim. Babam ve Oğlum yine bu anlamda başarılı bir başlangıç yapan filmlerden. Deniz’in hayal dünyası, babasına olan düşkünlüğü, dedesiyle kurduğu ‘amca  / dede’ ilişkisi sanırım Çağan’ın çocuklara olan bakış açısını ortaya koyuyor. Onlara hayal güçlerine ve hayatta mutlaka birilerine sığınma fırsatı sunuyor.  Ben bunu biraz da bunu önce kötü bir dünya yaratıp, sonra da o dünyadan kurtulma yolları yaratan kitaplara benzetiyorum ve doğru buluyorum bu yöntemi. Ulak’ta çok etkin olamasalar da masal dinleme amacıyla Zekeriya’nın etrafını çeviren çocuklara olması gereken rolü veriyor tam da! Kötülükten masalla arınma yöntemi! Karanlıktakiler korku ve güvensizlik dünyasına hizmet eden çocuklarla dolu. Aslında onlar kendilerinden farklı olanın derdini, üzerlerinden atma derdindeler. İlk defa bu kadar masum değiller belki de çocuklar. Prensesin Uykusu tamamen çocuk masumiyetine adanmış bir filmdi. Gizem’in başına gelenler, yaşadıkları tamamen onun dışında şeyler. Bir tek hayalleri onun elinde ve onu hayata bağlayan şey de bu! Çağan yine acılarla bezediği bir yerden sonra yükseltiyor öyküsünü, onun yanına Aziz kıvamında bir adam katarak onu tekrar dünyanın masumiyetine geri çekiyor! Dedemin İnsanları ise on yaşında bir çocuğun gözünden yansıyacak beyazperdeye. İyisiyle ve kötüsüyle elbette!

Oyuncu aşkı
Bazı yönetmen ve oyuncu uyumu inanılmazdır. Yönetmen artık onu düşünerek rol yazmaya başlar, oyuncular ise o yönetmenden gelecek role odaklanır hep. Çağan Irmak’ın da böyle oyuncuları var, asla ve asla vazgeçemiyor onlardan! Şerif Sezer ve Fikret Kuşkan ile çalışmaya Mustafa Hakkında Her şey ile başlayan Irmak, Babam ve Oğlum’da onların yanına  Çetin Tekindor ve  Hümeyra’yı kattı.  Melis Birkan geldi ekibe Ulak’ta. Sonuçta Çetin Tekindor, Şerif Sezer ve Hümayra onun has oyuncuları, olmazsa olmazları! Melis Birkan bir daha karşımıza Issız Adam’da çıktı, daha da çıkacak gibi! Özellikle Tekindor yaşını başını almış, bilgece rollerde hep karşımızda oluyor ve artık onsuz bir Çağan ırmak filmini düşünmek epey zorlaşıyor.

Geçmişe dönüp bakma…
Aslında bu fikre Çemberimde Gül Oya’yla kapılmıştım. Çağan Irmak geçmişinden, ya da kendisine anlatılan geçmiş öykülerinden çok güzel, yaratıcı ve uzun soluklu işler çıkarmaya yetenekli bir yönetmen. Babam ve Oğlum’da 80 darbesinin etkilerini üç kuşak üzerine yayarak verme yolunu seçmişti ve bunu başarmıştı. Ulak’ta zamansız bir durum vardı ama bana göre geçmişe ait izler taşıyordu, en azından mekan, kostüm ve konuşmaların seyri açısından. Dedemin İnsanları tam bu konuya odaklanıyor, bir değişime, bir mübadeleye bakıyor ve bunu bir aile özelinden anlatma yöntemini seçiyor yine! Geçmişle hesaplaşmanın, onu bugünlere taşımanın farklı bir tadı var Çağan Irmak’ın filmlerinde. Ve ben bunun onun filmlerinde zaman zaman olacağına inanıyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.