Çağan Irmak’tan iyilik ve kötülüğe dair…

Çağan Irmak yeni filmi Tamam mıyız da zaten başında esinlenmesini belirttiği Hakan Günday’ın Kinyas ve Kayra’sının içine fazla dalıyor, iki erkek karakterin kimi zaman muhabbetle, kimi zaman acı ve nefretle kesişen dünyalarını anlatmaya soyunuyor.

Banu Bozdemir 

Kitabı okuyanlar bilirler Kinyas ve Kayra arasında gidip gelir okuyucu, kitabın dengesi sürekli bozulur, kitapta kişilerin dengesi daha anlaşılır, çıktıkları yol daha ulaşılır!  Filmlerinde fantastik öğeler kullanan Çağan Irmak bu kez birbirini çağıran bir anlamda kader birliği sağlayacak olan iki kişiyi rüyalar alemiyle gerçek dünyaya çekmeye çalışıyor. Fantastik dünyasının bir diğer karşılığı olarak da çocuk kitaplarını koymuş ki orada bir özdeşlik yaşadığımı belirtmeliyim.

tamam-myz-2013-film-fragman_7082663-10420_640x360

Film biraz da klasikleşmiş Irmak görüntüleriyle açılıyor, modernle iyi bir biçimde eskinin buluştuğu bir ev stili, adımlanan eski Cihangir sokakları ve başta karaktere çözmesi için bahşedilen acı, yalnızlık ve boşluk modu. Aslında kahramanımız Temmuz’u yaşadığı evin karışımı gibi kurmuş Çağan. Kendisine maille ayrılmak istediğini belirten sevgilinin düştüğü tüketim toplumu insanı bakış açısını kabullenemeyen bir ruh hali, bir yandan da heykelle, sanatla, çizimle iç içe geçmiş entelektüel bir açısı, yaşam çabası. Tam bunların ortasına oturtuyor karakterini Irmak  ki karakterinin farklı dünyalara geçişi kolay olsun diye.

Filmde dibe vurmuş karakterin çabuk toparlanmaya çalışan bir ruh hali, bir sindirme, bir iç içe geçme hali var ki orada biraz inandırıcılık boyutunu kaybettiriyor. Ama bir yandan da boşlukta gezinen ruh, diğer boşlukla çabuk karşılaşır misali, bir yin yang, bir tamamlama hali yaşanıyor mucizevi bir biçimde. Irmak Temmuz ve İhsan’ın buluşmasını toplumun dışına itilmiş kahramanlarının ‘eksik’ olma hali üzerinden kuruyor. Bunu tam olarak yansıtmasa da gay olan Temmuz’un toplumsal olarak bastırılma hali, kendini toplumsal itişlerin de etkisiyle yok sayan, ayakları ve kolları olmayan İhsan’ın ruh haliyle çabuk buluşuyor.

Tamam m?y?z Filmi

Burada bir eleştirim var yönetmene. Tamam  bu iki erkek arasında yaşanan bir hikaye, Kinyas ve Kayra’da olduğu gibi.  Karakterlerde birinin gay olması zaten anlatımda bir hayli saklı ve simgesel tutulurken, karakterlerin  ağabey, kanka gibi aralarındaki ilişkinin stabil kaldığına, değişmediğine ve bozulmadığına dair seyirciye sürekli ipucu vermeleri rahatsız edici duruyor. Sonuçta fiziksel etkileşimlerinin güçlü olması (biri diğerinin kolu bacağı oluyor) yönetmen de böyle bir tekrar duygusu mu yarattı acaba diye düşünmeden edemedim, ya da ‘bakın her şey o kadar yanlış anlaşılmaya müsait’ mi acaba demek istiyor Irmak.

Tabii yeraltı edebiyatından naif bir hikaye çıkarmaya çalışan Çağan Irmak’ın iyiler dünyası üst düzeyde seyrederken kötüler dünyası mizahi bir açıdan pencerenin kenarına sıkışmış gibi duruyor. O yüzden karakterlerin kader birliğine uzanan hikayeleri bir süre sonra etrafta oluşan tüm pürüzleri oluşamadan yok ediyor. Yani kötülü paketlenip yollanıyor onların dünyasından.

Aslında çağanın kötüler dünyasına ilişkin bir şeyler anlatmak istemesi biraz zorlama gibi duruyor ya kitabın izindeki kötülüğe bulaşması gerektiğini hissetmiş ya da hikayeyi naif bir sevgi böcüklüğüne boğmak istememiş. Ama gerçekten de sakil duruyor, iki tarafın babasının da kötü ve anlayışsız olması erkek dünyasının çerçeveleri konusunda en büyük ayrımcının aslında yine erkekler olduğunu tesbite soyunuyor. Eksik ve arada kalan her şey ise iyi! Anneler ise tam bir melek!

tamam-miyiz-kapak

Klişe kullanmaktan sakınmamış, bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Filmin sonunu Titanic’teki özgürlük duygusuna saplaması, karakterlerin zengin – fakir edebiyatından seçilmesi… Ama Irmak her şeyin farkında olan bir yönetmen olduğu için seyircinin kafasında oluşan klişe duygusunu karakterlerinin ağzından dillendiriyor ve ben ne yaptığımı biliyorum duygusu yaratıyor zihinlerde. Yani klişeyi de bilerek ve isteyerek yaptığını dile getiriyor. Filmlerini açmayı yani başlatmayı bilen Irmak bu kez kapanışı yapamıyor, öykünün zaman zaman sarkan yanları sonda gerçek bir zirve yapamıyor. Bu da öykü tekniğine ilişkin bir kurgusal boşluk yaşadığını düşündürttü açıkçası. Sonuçta Irmak hikaye anlatmanın matematiğini bilen bir yönetmen ama bu filminde sanki biraz öteye düşmüş. Hele filmin içindeki ganster hikayesi çok sakil kalmış, barda Temmuz’la karşılaşan ve onu İhsan’ın babasına ispiyonlayan çocuğun durumu da. Hadi onu da ‘her mahallede muhbir’ mevzusuna bağlayalım…

Sonuçta Tamam mıyız hikaye esinini ses getirmiş cesur bir romandan alıyor ama filmde hikayenin kendisini kıstığı yerler var, aslında cesaretin sesini kısmış gibi. Bunu anlamak da zorlandım kendi adıma. Yine de tercihler, kimlikler, bunların yaşanış ve algılanış biçimlerine dair kurduğu hikayeyle, tamamlamaya çalıştığı eksik duygusunun iki sosyal sınıfta buluşmasıyla, çatışmaya açık karakterleriyle değişik bir yere oturuyor kafamızda, keşke sonuna dair daha belirleyici ve cesur olabilseymiş Tamam mıyız? Yönetmenin bu sorusuna ‘tamamız’ demek isterdim en alasından…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.