Cinedergi 54 yayında!


Sanal dünyanın en kapsamlı sinema dergisi Cinedergi 54. sayısıyla yayında! Cinedergi bu sayısında yine bu ay öne çıkan konulara el atıyor, dosya ve röportajlarıyla öne çıkıyor!  Emin Alper, Zübeyr Şaşmaz, Ahmet Sönmez, Anna Andrusenko, Nihan Okutucu ve Melikşah Altuntaş bu sayının röportajları…

Emin Alper; biraz piyasa koşullarından minimal sinemanın giremediği salonlardan bahsediyor: ‘Biz 20’yi çok düşük bir rakam olarak bulurken onu bile sokamıyoruz. Şu an sadece kopya masrafını karşılamamız için 20 bin izleyiciye ihtiyacımız var. Yedi kopyayla da bu biraz hayal. Zaten iki hafta sadece gösterilecek. İki haftada, 7 salonda 20 bin kişi hayal. Dolayısıyla şu an yapımcılar için filmi sokmamak daha karlı. Zaten Kültür Bakanlığı’ndan destek aldığımız için maliyetimizi çıkardık, kara da geçti ödüller sayesinde. Şu an filmi gösterime sokarak sokağa para atıyor arkadaşlar. Böyle acı bir durumla karşı karşıyayız. Sorun çok büyük tabii ki. Tekel sorunu var, seyirci sorunu var. Salonların çok büyük kısmı belli bir grubun elinde ama şeyi de görüyorsunuz, Beyoğlu’ndaki sinemalar kapanıyor, insanlar gitmiyor çünkü. Alkazar kapandı, Emek zaten kapalı, Beyoğlu şu an can çekişiyor. Kaçak DVD piyasası bizi ayrı bitiriyor, kültür değişiyor, AVM’lere taşınıyor sinema izleyenler. Artık tüketim kültürünün bir parçası olmaya başlıyor. Çok büyük ciddi sorunlar var ne yapacağız bilmiyorum. Bunun için bizim de tek çaremiz herhalde alternatif, bağımsız bir sinema dağıtım ve sanal ağı kurmak.’

Zübeyr Şaşmaz ise filmde oyuncu seçimine dair ayrıntıları anlatıyor: ‘Uzun bir süreçti bizim için aslında, hemen ikna olma şansımız çok fazla olmuyor. Türkiye’deki audition (oyuncu seçme) anlayışına da girmek istiyorum burada. Çok saçma sapan bir mevzu oluyor. İnsanlara genelde bir tirat veriliyor. Tiyatroda tirat diye bir şey var, sinemada tirat yok. Bunu çok anlatmaya çalıştım insanlara ve başarılı olduğumu düşünüyorum bu konuda. Sinemada oynamak dediğiniz şey karşılıklı etkileşimdir. Sinemada oyunculuk budur biraz. Sahneleri seçtik hatta filmde olmayacak bazı yazdığımız sahneler vardı onları oynattık oyunculara. Öyle seçimler yaptık. Bir taraftan da benim önceden çalıştığım, gönül bağımın çok olduğu insanlar var. Onlarla biraz rica üstüne yürüdü aslında, “Gel sen de oynasana Abi” tadında… Sevdiğim insanlar ne söylediğimi, ne algıladığımı, hayata nasıl baktığımı çok iyi bilen insanlar… Musa Abi mesela, Musa Uzunlar benim tiyatroda çok sevdiğim bir oyuncu, sinemada da sevdiğim, televizyonda beraber çalıştığım bir oyuncu. Onunla çalışmak çok keyifli bir şey benim için. Onunla bir kaç bir şey daha yapacağız. Hakan Abi mesela, Hakan Boyav… Çok enteresan bir adam. Mete’ye de (Horozoğlu) gönderdik senaryoyu, okudu, beğendi, onun üzerine çalışmaya başladık. İstediğimiz insanlarla çalıştık. Beni tanımaları, benim onları tanımam bir süreçti, o süreçten sonra yürüdük.’

 Ahmet Sönmez ve filmin oyuncusu Anna Andrusenko ile yapılan röportajda Sönmez ‘film gibi film yapmak’tan bahsediyor:  ‘Ben yönetmenlerin bir çizgisi olduğuna inanmıyorum, hayatta hikayelerin de bir çizgisi olduğuna inanmıyorum. Biz sadece bir film çektik. Başı ve sonu olan bir film çektik. Şu anda garip bir trend var. Yavaş sinema ve sonu olmayan finaller şu son dönemde festivallere damgasını vurmuş durumda. Biz bu filmi yaparken “Film gibi bir film yapacağız” diye yola çıktık. Asla bunu başkalarının filmi film değil anlamında söylemiyorum, kendimiz için söylüyorum. “Hem festivalde, hem de gişede ilgi göreceğine inandığımız bir film yapacağız” dedik. Şu an birincisini başardık, ikincisini bilemiyorum. Başı ve sonu olan filmler yapacağım hep. Ayrıca film dediğiniz şey umut vermeli. Her hikayenin bir umudu olmalı, ne kadar kara bir öykü yaparsanız yapın… Ama son dönemlerde özellikle festivallerde çok kara hikayeler ve umudu olmayan filmler görüyoruz.’

Melikşah Altuntaş ve Nihan Okutucu Görünmeyenler’i elbirliği ile anlattılar: ‘Dünyada çok popüler olan, sıklıkla kullanılan bazı alt türleri, ya da janrları Türkiye’de kullanınca seyirci, ya da bazı yazarlar, ya da birileri sizi o türü taklit etmekle, onu birebir uygulamakla, hep belli alanlara sıkıştırıyor… Ama aslında orada şöyle bir fark var; kendi kültürümüz içine nasıl yerleştirdiğimize ve bütün dünyada kullanılan o türü nasıl ele aldığımıza göre değişir. Türkiye’de found footage (buluntu film) türü daha yeni yeni örneklere başlayan tür ama hem Avrupa’da hem Amerika’da çok fazla kullanılan ve tarihi de epey eskilere dayanan bir tür. Son dönemde Paranormal Activity’ler, REC serisinde kullanıldı. Aslında aksiyon ve komedi filmleri de yapmaya başladı. Chronicle var, Project X var… Farklı türlerin de bayağı haşır neşir olduğu bir tür. Türkiye’de de alıştığımız korku filmleri dışında seyirciye bir alternatif sunmak gerektiğini düşünüyorum.’

 Hayvanlarla dost ya da düşman olan filmler, yeni yıla ramak kala yılbaşına denk düşen filmler, bu yıl 18. yapılacak Gezici Festival de ayın dosyalarında… Jeremy Irons ve Rosemund Pike bu sayının portre konukları… Türk sinemasının nabzını tutan Sindrella, Diziden Tv’ye köşesi, DVD’ye adanmış ayrıntılı bir DVD tanıtımı…

Eleştiri, vizyon, pek yakında, albümler, kitaplar, festivaller… Hepsi ücretsiz sinema dergisi Cinedergi’nin yeni sayısında.

www.cinedergi.com

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.