Doğaya dokunmadan olmaz!

 
Kafayı çevreye takmış bir çocuk kitabı yazarı olarak çevreyle bu kadar dolu dolu ve gerçekçi bir kitapla karşılaşmak beni gerçekten çok mutlu etti. Edward O. Wilson’ın Sayfa6 Yayınları’ndan çıkan Karınca Tepesi kitabından bahsediyorum. Bir çevre haritasının izini sürer gibi, okuduklarım beni dünyanın en güzel ormanına çıkaracakmış gibi hızla okudum.

Banu Bozdemir

Pulitzer ödüllü yazar Edward O. Wilson çocukluğundan devraldığı çevreci mirası kimi zaman bir belgeselci edasıyla (kendisi önde gelen biyolog ve doğa bilimci) kimi zaman da çevreyi korumaya giden yolda akıcı bir kurmacayla anlatıyor. Kitaba ismini veren karıncalar yazarın uzmanlık alanı. Neredeyse hayatını karıncalar üzerine adamış Wilson. Karıncaların evlerini yerin altında olduğundan göremeyiz çoğu zaman ama etrafa attıkları o ince toprağın oluşturduğu küçük, kimi zaman büyük tepelerin estetiğinden etkilenmemek mümkün değil. Çocukken meraklı gözlerle karıncaları az takip etmemiştim. Yollarına bir çekirdek koyup onu ‘haydi yallah hop hop’ diye yuvalarına taşımaları, tepeyi bozmadan onu yuvaya sokmaları hala ve hala aklımda! Çalışkanlıklarından ilham almalıyız her daim.

Kitapta ‘tepe’ sözcüğü iki anlamda kullanılıyor. Birincisi gerçek anlamında yani karıncaların yuvalarını yapmak için dışarı attıkları toprak, diğeri de hareket halinde olan, bitmek tükenmez hırslarını doğayı mahvetmek için kullanan insanlar anlamında.

Kitap Raff Coddy’nin çocukluğuyla başlıyor. Bizden çok uzakta Alabama Nokobee bölgesinde bir çocuk doğanın içinde başlayan yaşamını, bir doğa savaşçısı olarak devam ettirmeye karar veriyor. Ufaklık ve Raphael’in (kısaca Raff  ya da Fırlama) Chicobee İblisi’ni (bir nevi afsanevi bir deniz yaratığı)  arama isteğiyle başlayan kitap aslında Ufaklık’ın hayatını anlatacakmış gibi duruyor. Ama kitabın bir yerlerinde ona elveda edip tamamen Raff’ın peşine takılıyoruz. Annesinden gizlice ormana kaçan, oradaki hayvanları gözlemleyen, kimi zaman bir yılan tarafından ısırılan bir çocuk Raff. Vahşi doğanın içinde, kendisini ‘zararlı’ olarak gören hayvanları tanımak, onların ‘doğal’ hallerine tanıklık etmek için canını dişine takan meraklı bir çocuk.

Kitabın ortalarına Raff’ın aile hayatını inceleyerek geliyoruz. Annesinin nüfuzlu bir aileden gelmesi Raff’ın ilerideki kararlarını çoğunlukla etkiliyor. Sonra kitabın devam eden kurgusundan koparak başka bir boyuta geçiyoruz. Raff’in de dikkatini çeken bir şeye karıncaların dünyasına dalıyoruz. Yazar bu bölümü bize o kadar güzel anlatıyor ki adeta bir belgeselin içinde gibiyiz. Karıncalar dünyasında bizim bilmediğimiz müthiş bir hassasiyet, disiplin ve iletişim var.  Mesela onların salgılarla iletişim kurduğunu biliyor muydunuz? Ve kokularla aynı koloniden olup olmadıklarını anladıklarını! Bir sürü ayrıntı, detay bu küçücük hayvanların yaşam amacı. Evet onların da kurdukları kolonilerini devam ettirme güç ve azmi var. Savaşma duygusu, işte bu kitabın temel duygularından birisi de bu. Varlığını kolonine yani yuvana adıyorsun. Biz insanlara mesaj: Varlığını dünyayı korumak için koru ve ada! Karıncalarla ilgili öğrendiklerimden sonra bir karınca yuvasının başına çöküp ‘hey, sizinle ilgili her şeyi biliyorum’ demek istedim! Ve onlara sarılmak!

Karıncalarla insanlar arasındaki derin benzerliği bu kadar ayrıntılı bir anlatımla kurduktan sonra yazar bu kadar çevreci bir bakış açısıyla kurguladığı Raff’in peşini bırakmıyor. Tabii biz de. Herkesin gözünü diktiği o muhteşem doğanın en büyük koruyucusu yapma derdinde onu. Raff de buna hayır demiyor. Sadece o muhteşem araziye gözünü diken insanlarla bir çevreci mi yoksa bir hukukçu olarak mı mücadele etmesi gerektiğine karar veremiyor. Aklına ikisinin de mümkün olacağı fikri gelip yerleşiyor.

Kitabın temas ettiği konular muhteşem. İnsan tanımadığı şeyi savunamaz derim hep. Raff çevreyi tanıyor ve ondan aldığı enerjiyle bir numaralı çevre savunucusu oluyor. Karşısında hiç de masum insanlar yok ama, şehir planlamacıları, vaizler ve hatta kimi zaman çevrecilerle karşı karşıya geliyor.

Yazar herkesin ruh halini en uçuk şekilde ortaya koyuyor. Bir karınca olarak dünyaya gelmenin nasıl bir şey olduğunu bile en derininden kavrıyorsunuz. Ben kendi adıma Raff  gibi olmak isterdim. Hem doğanın içinde bir Huckleberry Finn edasıyla büyümek hem de onu korumak için canını dişine takan bir doğa savaşçısı olmak.

Edward O. Wilson’a bu meseleye bu kadar gerçekçi daldığı için teşekkür etmeliyiz. Kitabın verdiği mesajı ciddiye almak lazım. ‘Doğayı mahvetmeye devam eden süper insanlık kolonisi, sonunda kendisini yok etmeye mahkumdur’ diyor. Yani başarmak da tükenmek de birlikte olacak, eğer doğayla el ele vermezsek!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.