Entelköy Efeköy’e Karşı…


Yüksel Aksu sektörün keyifli kafalarından. Yani derdini keyifle meşk eden adamlardan. Dondurmam Gaymak’la ilk uzun metrajını ortaya koyan Aksu küçük esnafın büyüyen kapitalist pazar karşısındaki ‘küçük ve komik’ çığlığını ortaya koymaya çalışmıştı. İsimsiz oyuncuların çoğunlukta olduğu, memleketin yolunun tutulduğu, mesaj kaygısının komediye sıvandığı bir filmdi Dondurmam Gaymak.

Banu Bozdemir 

Köylünün saflık ve  kurnazlık dengesini hemen hemen aynı kefede tutan, mizahı yanları ağır basmasına rağmen, arkasında koca koca söylemleri olan filmdi.  Yüksel Aksu filmini kendi çabalarıyla çekerek bağımsız imajını kazanmış ama ne yazık ki minimal olamamıştı! Ege halkının taşan coşkusu karşısında başka türlüsü de düşünülemezdi.

 Şimdi aynı tarzın, farklı bir derdiyle karşımızda Aksu. Açıkça söylemek gerekirse boş minimal dertlerle sıvanmış, hareket etmekten uzak bir sinema anlayışına bulanmış bünyeme iyi geldi Entelköy – Efeköy’e Karşı. Hareket kazandım, kalp atışlarım hızlandı. Biraz fazla didaktik bir dil içermesine, güldürmek için kimi yerlerde cinselliğe bastırmasına ve bazı yerler de anlamsız ve uçuk bir curcuna yaratmasına rağmen keyif aldığımı söylemeliyim!
Bu filmde de yok olan bir şeylerin peşinde koşuyoruz. Kendi adıma koştuğumuz, dert edindiğimiz ve mesaj kapsamına aldığımız şey ‘çevre’ olunca sempatim bir kat daha artıyor. Aksu filminde ters bir anlatım mantığı kullanıyor. Yani köylüler şehirli olmak için çabalarken, şehirden kaçan bir grup çevreci doğal yaşamın derdine düşüyor. Köylüleri kurnaz gösteren Aksu, şehir hayatından bıkıp usanmış entel takımını ise olumlu bir yol gösterici olarak çiziyor! Belli ki köylünün özünü kaybettiğinden şikayetçi ve bir an önce ‘benim köylüm’ hallerine bürünmelerini istiyor.

Filmde kendisine de bir rol biçiyor Aksu. Ama bunu kendisini diğer yönetmenler gibi bir fotoğraf karesine sıkıştırarak ya da yoldan geçen adam olarak yapmıyor sazıyla sözüyle filmini ve derdini anlatmaya soyunuyor. Bir nevi filmini epizodlara ayırıyor, ‘gerçekçi bir masal’ anlattığını savunur gibi!

Filmde ‘çevreci mesajlar’ gırla giderken arada filizlenen aşkın zıtlığı da filmin komedisini arttırıyor. Muhtar Ali’yle hippi Katrin arasında ayyuka çıkan aşk çıkarlar çatışmasının arasında eziliyor! Zira birisi aşırı doğal, diğeri ise aşırı termik! Ülkemin her yerine termik santral kondurmanın yollarını arayan hükümet genelde ‘iş, ekmek’ kaygısı çeken köylüyü ikna etmen yolunu arıyor. Tarım yapma koşulları azaltılan köylü de doğal olarak kendisine sunulan her teklifi düşünmeden kabul etme telaşına düşüyor! Bergama köylülerinin direnişi bu anlamda güzel bir örnektir köylü- entel dayanışmasına! Aksu’ya bu direnişin ilham kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Filmin aşk damarını bu kadar kısa kesmemek lazım tabii. Hippi kız – muhtar Ali aşkının bir zaman sonra Ediz Hun ile Türkan Şoray’ın oynadığı Tatlı Meleğim filmine dönüşeceğini, Muhtar Ali’nin salkım saçak kıyafetler eşliğinde hippiye dönüşeceğini ve Katrin’e olan aşkını organik bir domates fidesinin başında itiraf edeceğini bekledim ama olmadı! Herkes kendi gerçeklerinin peşinde fazlasıyla direndi!

Herkesin ‘doğru yola’ bulması için gereken süreyi gayet tempolu, keyifli anlatmayı beceriyor Aksu lafını sözü esirgemeden, kısmadan! Filmde yine deneyimli oyuncuların yanı sıra köylüler de oynuyor ve ‘doğal’ oyunculuk kavramını tam anlamıyla icra ediyorlar. Hatta bir yerde Nejat Yavaşoğulları (hippiler tarafında) muhtar yardımcısının doğal döktürmeleri karşısında tutamıyor kendisini ve gülümsüyor! Muhtar Ali’yi oynayan Şahin Irmak biraz televizyondan devraldığı oyunculuğunu kullansa da rolüne gayet iyi yakışıyor, Almanya’dan transfer Ayşe Bosse ise ‘çevreci’ oyunculuğuyla dikkat çekiyor!

Velhasıl ‘çevreci film olur mu’nun karşılığı bu filmde az çok var, öyle ki bu filme inanıp destek veren ciddi çevreciler bile var. Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth seti ziyaret etmiş anlaşılan ve filmde kendi kimliğiyle yer almış. Entelköy – Efeköy’e Karşı içinde gerçeklik, organizasyon, mesaj, komedi, tepik barındıran keyifli bir seyirlik. Yüksel Aksu’nun sinemanın Özay Gönlüm’ü tarzına kulak vermenin vaktidir!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.