Erman Zambak röportajı…

Kısa film üzerine kafa yoran, bunun için toplumun katmanlarını kazıyan ve oralardan konu çıkaran isimlerden birisi de Erman Zambak. Okulu yeni bitirdiği için kısa filmle uzun metraj arasında şimdilik bir yol kuramıyor ama ülke sorunlarına yeterince kafa yoruyor. Zambak’la kısa metraja ilişkin konuştuk…

Banu Bozdemir

Kısa filme olan ilgin okulla mı başladı, yoksa okula girmeden de var mıydı ilgin ve çalışmaların?
Okulla başladı diyebilirim. ÖSS’ ye hazırlanıp tek amacı üniversite okumak olan bir öğrenciydim. O zamanlar, kısa filme dair hiçbir fikrimin olmadığını söyleyebilirim.  Sınav sonrası yaptığım tercihler beni sinema eğitimi almaya yöneltti.  Kısa filme olan ilgim bölüme girdikten sonra başladı…

 Kısa filme konu bulmak için neler yapıyorsun? Uzun metrajlı filmlerde senaryo sıkıntısı yaşandığı söyleniyor, peki bu kısa film için geçerli mi? 

Kısa film, her şeyden önce bir kaçış… Kısa film tanımına  ‘Yabancılaşma Sanatı ‘ diyebilirim. Tabi ki bu öznel görüşüm ama insanların kısa film konularını seçerken onları harekete geçirtecek etkenler olması gerekir. Günlük sorunlardan kaçma isteğimiz, toplumla olan mücadelemiz ve insanlara ilginç gelebilecek bir durumu anlatma hevesimiz… Bunların hepsi kendi içerisinde ‘kısa filmlerin konusunu nasıl şekillendiriyoruz?’ sorusunun cevabını verebilir. Hal böyle olunca kısa film için senaryo sıkıntısı ortadan kalkıyor. Kısa filme konu bulmak için ilk önce kendimizi tanımamız gerekiyor. Hayatı basit ve sıradan yaşıyoruz. Anlatmak istediğimiz konunun da basit olması gerekiyor doğal olarak… Ben yaşadığım, görüp hissettiğim sorunların kısa filmini yapmaya özen gösteriyorum. Kısa filmlerime konularımı seçerken aslında herkesin yaşadığı ve hissettiği yani “ basit “durumları yansıtıyorum. Hikâyelerim kesinlikle ‘biricik’ değil.  Seçtiğim konuları ‘insanlara nasıl anlatacağım, nasıl bir anlatı seçmeliyim?’ sorusuyla daha çok ilgileniyorum açıkçası…

 Kısa filmde teknik mi içerik mi önemli sence? 

Tekniğin, kısa film yapımı için sadece bir araç olduğunu düşünüyorum.. İçerik çok daha önemlidir. Seyirci filmi izlerken içeriğe bakar. Hele filmin hikâyesi çok güzel anlatılmışsa film bitiminde kendi aralarında yaptıkları söyleşilerde,  filmin içeriği hakkında konuştuklarına şahit olabilirsiniz…

Kısa filmlerine ülke sorunlarını ne kadar taşıyorsun? Ya da kısa filmci ülke sorunlarına eğilmeli midir?
Fazla sorunları olan bir ülkede yaşıyoruz. Bende yaptığım filmlerde sorunlara kayıtsız kalamazdım. Sorunu görmem için çevreme ve yaşadığım coğrafyaya bakmam yeterli.. Yeter ki gözlerimiz görmeye devam edebilsin, hislerimiz ve duygularımız körelmesin! Kısa filmcinin, ülke sorunlarına eğilip eğilmemesi kesinlikle yönetmenin dünyayı algılayış biçimiyle ilgili…  Daha farklı bir durum ortaya çıkartıp seyirciye farklı bir dünyanın da olabileceğini anlatabilir…

Genelde ‘öyleyken böyle’ durumu var filmlerinde. Yani yanlış anlaşılmaya ramak kala doğruyu patlatıyorsun gibi. Ben öyle hissettim ya da.  Ne dersin bu konuda?
Evet. Sinema dilimi, anlatım tarzımı yeni yeni bulmaya çalışıyor olabilirim belki neden olmasın. (Gülüşmeler) Güzel ve doğru bir bakış açısı bu… Demek ki böyle düşündüğüne göre anlatım tarzım olgunlaşmaya başlamış, sevindim buna… Kendimi yeni yeni keşfediyorum belki. Yaptığım kısa filmlerde, her zaman var olan bir durumun farklı bir bakış açısı ve anlatımı var. Böyle olunca ‘ Ya işte ortada bir durum var, o kişi ya da kişiler bu yüzden o yoldan gitmeyi seçti ‘ durumu ortaya çıkıyor.  Çünkü anlatmak istediğim de bu zaten. Bana daha farklı ve özel geliyor bu durum.
Dokunmak filminde dokunmanın çeşitli hallerine değiniyorsun ve çocuk dünyasıyla büyük dünyasının çatışmasını veriyorsun sanırım. Dokunmanın hallerini neden çocuklar üzerinde anlatma gereği duydun?
Dokunmak,  çektiğim ilk kısa filmimdi. O filmi yaparken anlatmak istediğim içerik, saf ve temiz bir dünyanın dokunma eylemiyle altüst oluşu fikri üzerineydi… Çocuklar saflığın, berraklığın ve iyi niyetin sembolü bana göre. Kirlenen dünyada saf olarak kalan tek şey onlar… Hikâyemin içeriğindeki ana fikir, filmimde çocukların olmasını gerektiriyordu. Çünkü durumu en iyi yansıtacak varlıklardı çocuklar… Çok eksikliklerine rağmen geriye dönüp baktığımda ortada iyi bir hikaye ama pek de iyi çekemediğim bir film görüyorum. O filmi yaparken tıpkı bende o çocuklar kadar iyi niyetli ve saftım açıkçası…

Sessizliğin Arkasında sadeliğe indirgenmiş bir hal var. Yani asıl mutluluk belki de görmediğimiz, görmek istemediğimiz taraftadır mı demek istiyorsun?
Sessizliğin Arkasında, benim için çok özel bir kısa film… Genelleme yapmak istiyorum. Çoğu insan yaşadığı hayattan hoşnutsuzdur. Bizleri zorlayan yaşadığımız hayatlarımız değil, taşıdığımız maskelerimizdir. Bu film bunu bir şekilde dışa vuruyor. Her insan bir gün terfi alacağını, zengin olacağını, güzel bir kızla evleneceğini, daha iyi bir işte çalışacağını vs… hayal eder. Filmdeki gençte diğerleri gibi aynı şeyleri isteyen ve onu elde etmek için harekete geçen birisi. Yaşadığı hayattan memnun değil daha saygın bir işte çalışmak isteyen birisi… Basamak atlamak istiyor. Ama ne yazık ki yaşadığımız hayatın dikey geçişlere yani sıçramalara pek de müsait olmadığının farkında değil.  Tıpkı diğer insanlar gibi! Yaşlandığımız zaman arkamıza dönüp baktığımızda mutsuz bir hayat gören o kadar çok insan var ki… Filmdeki genç, en azından maske takmadan bunu yapıyor… Kendine yalan söylemekten vazgeçiyor. Son sahnede, gece çalıştığı lunaparka takım elbiseli dönmesi bunun açık bir göstergesi… Mutsuzluğumuzun farkında olmalıyız ki koyun sürüsünden ayrılalım!

Benim en sevdiğim filmin O An. Orada vicdanı, basını, tarafsızlığı ve bakış açısını sorguluyorsun. Basının olaylara bakış açısını ve toplumu yönlendirme psikolojisi hakkında söyleyeceklerin?
O An, hikayesi ve tarzıyla diğer kısa filmlerimden ayrılan bir film. Çok sert bir film aslında. İnsanların kafasında tuğla kırmak istedim bu filmle! (Gülüşmeler) Gerçeği görmek için neden hala taraflı medyanın etkisinden kurtulamıyorlar? Çevresindekilere, yaşadıkları coğrafyanın güzelliklerine neden bakmak istemiyorlar? Yüzyıllardır barış içinde yaşamış çok fazla ortak kültürel mirası olan toplumların, bir takım sürüngenler tarafından harcanmasına neden engel olmuyorlar? Bu soruları kendime sorduğum zaman yapmak istediğim şeyin farkına varmıştım… Ama şunu da belirtmeliyim. Son zamanlarda yaşanan şehit haberleri, saldırılar ne yazık ki artık bu durumun bir kan davası haline geldiğini gösteriyor. Sadece çok üzülüyorum…

 Okul bitince kısa filmde biter mi? Bazıları ‘işte okulda çektiğim kısa filmler’ diyerek işlerinin amatör olduğunu vurgular. Okul bitince mi güzel işler çıkar ya da hiç çıkmaz… 

Bölümden bu yıl mezun oldum… Şu anda bu soruyu cevaplayacak kadar süre geçmedi aradan. Ama bitmeyeceğini hissediyorum ya da öyle hissetmek istiyorum. Amatör işler çok güzeldir aslında… Ne kadar yol aldığını insana hatırlatır. Son çektiğin filmle ilk çektiğin film arasındaki bağı görmen açısından çok önemlidir. Amatör işlerimi çok severim. Duvara çarpıp başka bir yöne geçmem gerektiğini hatırlatır bana…

Uzun metraj çekmek gibi bir düşüncen var mı yoksa kısa filmde devam mı edeceksin?
Daha o kadar uzun yaşamadım. (Gülüşmeler) Uzun metraj bir filmi anlatmak için biraz daha duvara çarpmam gerektiğini biliyorum. Çok ciddi ve zor bir deneyim. Belki de çarptığım duvarlar fazlalaşıp tepeden bakıldığında bir binanın kolonlarını meydana getirmişse uzun metraj girişiminde bulunabilirim. O zaman daha fazla anlatacağım içerik olur kim bilir?

Mesela çok çekmek istediğin bir konu var ama yeterli imkan bulamıyorsun. Onu hangi türde çekmek istersin, canlandırma, belgesel yoksa kurmaca mı?
Belgeseli hiçbir zaman düşünmedim. Isınamadım belgesele. Gerçek bir durumu anlatmak ona farklı bir boyut kazandırmak bana pek ilgi çekici gelmiyor. Canlandırmalar çok hoşuma gidiyor mesela. Belki canlandırma deneyebilirim.
Bakanlıktan destek aldın mı hiç, destekler yeterli mi?
Şimdiye kadar çektiğim tüm kısa filmlerimde Bakanlık dahil hiçbir sponsor kuruluşundan destek almadım. Tamamen kendi imkânlarımla ucuz maliyetlerle gerçekleştirdim. Bu arada, bakanlığın kısa film senaryo seçiminin özensiz yapıldığını düşünüyorum. Destekler yetersiz tabi ki… Ama bazı kısa filmci arkadaşlarımın çok yüksek yardımlar alarak kötü filmler yaptığının da farkındayım. Bu konu da fazla aç gözlü olmamak gerek. Her zaman hikâyeyi aşmayan bütçe taraftarıyım…

Beğendiğin kısa filmciler ve uzun metraj yönetmenleri kimler?
Kısa filmciler, Cem Öztüfekçi, Cahit Çeçen , Uzun metraj, Reha Erdem, Derviş Zaim, Özcan Alper, Tolga Örnek, Serdar Akar.

 

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Additional comments powered by BackType

İçinden sinema geçen yazılar…

Son Kitabım

Yorumlar

  • Türker: Bu buzulkuşlarını henüz izlemedim ama çok merak ediyorum. Doğal yaşam alanı olan (habitat) b...
  • serkan mutan: :) Bu arada ben de 3 ayrı yazı ile tamamlayacağım "doğa filmleri" başlıklı yazılardan ilkin...
  • Banu Bozdemir: Merhaba teşekkür ederim Ömer bey. Ne güzel bisikletinizi saklamışsınız. Kitabı çocuğum ol...
  • ömer bozalan: merhaba banu hanım, hakikaten bisiklet, çocukluk arkadaşıdır. Çocukluk bisikletim hala duruyor...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler, yorumunuz sayesinde yazımı bir kez daha gözden geçirme imkanı buldum, eklenecek ...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek