‘Eskiyi koruyarak geçmişe olan özlemimizi dindirebiliriz’

Özge Özpirinçci bu ay Karışık Kaset filmiyle karşımızda… Romantik ve nostaljik tatlar barındıran film müzikle harmanlanmış, seyirciye değişik duygular yaşatacak bir film Özge Özpirinçci ile filmi, nostaljisini ve duygusunu konuştuk.

Banu Bozdemir

Karışık Kaset’in hikayesi nasıl başladı sizin için?
Senaryoyu okudum beğendim, görüştüm, sorduğum soruların cevabını aldım ve kabul ettim. Bir de Sarp Apak ile beraber oynayacağımı söylediklerinde zaten kafamdaki bütün soru işaretleri silinmişti. Sarp, uzun zamandır tanıdığım fakat hiç beraber oynama fırsatı yakalayamadığım ve bu sektörde aynı sette hiç sıkılmadan beraber vakit geçirebileceğiniz süper pozitif, komik ötesi ve profesyonel bir aktör.

IMG_4748

Filmi izlemeden nostaljik tatlar barındırdığını, artık günümüzde maddi ve manevi olarak değeri kalmayan şeylerin filmde yer bulduğunu görüyoruz. İsmi de zaten öyle. Filmin sizdeki duygusu ne oldu? Nostaljik birisi misinizdir?
Filmin ismini duyan 1990 kuşağı sonrası jenerasyonlar anlamayabilir, kurşun kalemle kaset arasındaki bağı anlayamayacakları gibi. Nostaljik biriyim diyemem fakat çocukluğumdan kalma bir objenin zihnimle oyun oynayarak bana anılarımı hatırlatması çok hoşuma gider. Senaryoyu okurken birçok anım gözümde canlandı. Eminim izleyicilerimizde filmi izlerken kendi çocukluklarından, gençliklerinden birçok anı ile karşılaşacaklar.

Özellikle günümüzde geçmişe ait birçok şey yok oluyor, her şeyin yeni olması gerektiği söyleniyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Ben bu fikre katılmıyorum. Eskiyi koruyarak, onu günümüz koşullarına uyumlu bir hale getirerek geçmişe duyulan özlemimizi ve gelecek kaygılarımızı en aza indirgeyebiliriz belki de… Temeli sağlam olduktan sonra eklenerek büyüyen ve gelişen kavramlara inancım daha fazla.

Karışık Kaset romantik bir film, aslında bizde son yıllarda denenmeye başlanmış bir tür diyebiliriz. Sizce diğerlerinden ayrılan ya da aynı olan tarafları nelerdir sizin filminizin?
Bu sinema eleştirmenlerinin cevaplaması gereken bir soru. Bana sorarsanız türü aynı olsa bile iki filmi kıyaslamak verilen emeğe büyük bir saygısızlıktır. Ayrıca Karışık Kaset’i sadece romantik bir film olarak tanımlayamam. Açıkçası şu ana kadar yer aldığım projeler içinde, içimde tutmak için zorladığım komiği ve kullanmaktan çekindiğim birçok mimiğimi bu filmde biraz ortaya çıkarttım diyebilirim.

ONEM_KAST_3_GUN0221
Film bir roman uyarlaması. Daha önce kitabı okumuş muydunuz? Roman uyarlamaları konusunda düşünceleriniz? Uyarlanmasını dilediğiniz bir roman var mıdır aklınızda?
Uygar Şirin’in yazdığı romanı daha önce okumamıştım. Senaryoyu okuduktan sonra da romanı da okuyup okumamak arasında kaldım fakat daha sonra okudum ve çok isime yaradı diyebilirim. Her ne kadar görselliği kullanıyor olsanız da romanda betimlenen bir karakter ile sinema filmi senaryosunda betimlenen karakter arasında bir oyuncu için çok farklı doneler var. İrem’in ve Ulaş’ın iç dünyasını romanı okuduğumda çok daha iyi anladım. Eğer bir roman uyarlaması gerçekleşecek ise yazarın ve senaristin kolektif bir şekilde çalışması zorunlu olmalı diye düşünüyorum. Ayrıca hangi roman olursa olsun izlediğiniz her filmin size yönetmen nasıl isterse öyle gösterildiğini unutmamalısınız. Hayatımızdaki çok basit bir an her yönetmen tarafından çok farklı şekillerde resmedilebilir. Uyarlanmasını istediğim romanlara gelince Hakan Günday’ın bütün romanları diyebilirim.

Müzikler ve onların hikayeleri üzerinden de bir akış var sanırım filmde?
Tabi ki var… Sarp’ın oynadığı Ulaş karakteri ve babasını oynayan muhteşem aktör Bülent Emin Yarar müzik konusunda uzmanlar. Irem’in bilgisi her ne kadar onlar kadar olmasa da ilgisini çeken bir alan müzik. Ulaş aşkını anlatmak için İrem’ e sürekli karışık kasetler yapıyor ve içindeki şarkıları büyük bir özenle seçiyor. Ne tatlı değil mi?

Film kısa filmleri bulunan Tunç Şahin’in ilk uzun metraj denemesi. İlk filmini çeken yönetmenlerle çalışmak bir oyuncu için nasıl bir deneyimdir? Tunç Şahin nasıl bir yönetmen?
İlk sinema filmini çeken bir yönetmenle çalışmak her zaman parlak bir fikir olmayabiliyor. Bence, ne istediğini bilmek, filmini kafanda önceden çekmiş olmak ve aynı zamanda oyunculardan gelen fikirlere açık olabilmek bir film çekerken yönetmenin sahip olması gereken özelliklerden biri. Bu özellikleri yönetmenimiz Tunç Şahin’de ilk günden itibaren gördüm ve verdiğim kararın ne kadar doğru olduğunu anladım.

Oyunculuğun yeri yurdu olmaz ama genelde dizi, tiyatro ve sinema oyunculuğu ekseninde bir tercih yapmanız istense hangisini tercih ederdiniz? Ya da ayrımları var mıdır, yoksa oyunculuk bir bütün müdür?
Henüz tiyatro sahnesine çıkmadım. Tiyatro sahnesi için oyunculuğun er meydanı derler ve ben bu korkutucu tanıma kesinlikle katılıyorum. Umarım yakın zamanda er meydanına ben de çıkarım. Dizi ve sinema filmi arasında seçme sansım olsa kesinlikle sinemayı seçerdim. Hikayesinin başı sonu belli olan, karakterini (çoğu zaman) üç boyutlu olarak sana sunan ve telaşı olmayan bir sette çalışma şansı tanıyan bir projede olmayı kim istemez. Dizilerde maalesef haftada 90 dakikalık senaryo yazmak, yazılan senaryoyu çekmek ve oynamak bilmem kaçıncı bölümden sonra zorlaşabiliyor. Başlangıçta hedeflediğiniz birçok hikayeyi değiştirmek zorunda kalıyorsunuz ve bir süre sonra kendinizi akışa bırakıyorsunuz. Keşke böyle olmasa…

IMG_3902

Diziler demişken zorlu çalışma şartları hep dile getiriliyor ama galiba pek de önlem alınmıyor, sizin bu konuda düşünceleriniz?
Aaaah ah… Diziler 90 dakika olduğu sürece alternatif çalışma şartları mümkün değil. Yurtdışında bazı projelerde uygulandığı gibi 6-7 ay kapanıp bir sezon çekseniz ve daha sonra yayınlansa bile iki bin tane reyting aleti sizin geleceğinizi belirlediğinden 4. Bölümde yayından kalkmayacağınızın garantisini kimse veremez ve çektiğiniz bütün bölümler çöp olur. Bu konuda alınması gereken önlemler maalesef kanal sahipleri, reklam verenler ve yapımcılar arasında ortak bir paydada buluşup ortaya çıkartılması gerekilen şartlar.

Oyunculuk metodunuz nedir, bir role nasıl hazırlanırsınız? Gözlem yapmak var mıdır bu çalışmalar arasında mesela?
Karışık Kaset filmindeki İrem karakteri için Merve Taşkan ile çalıştım. Oynayacağım karakterin kenarları ne kadar sivriyse, karakterini tanımlayan travmaları ne kadar derinse benim için oynaması o kadar zevkli bir hale geliyor. Gözlem yapmak sadece bir karakter yaratım sürecinde değil, artık günlük hayatımın bir parçası diyebilirim. Sırf bu yüzden hiçbir zaman kalabalıktan uzak olmayı sevmem. İnsanların içine karışıp görünmez olmaya çalışarak sadece yürümek bile her oyuncu için çok faydalı bir aktivite bence.

Kendisini izleyip sınayan oyunculardan mısınız?
Kendimi izlerim. Sınamak doğru kelime mi emin değilim ama gelişimimi gözlemlemek hoşuma gidiyor diyelim. İlk rol aldığım projelerdeki performanslarıma ve şimdiki performansıma bakınca aradaki farkı görmek doğru yolda olduğum hissini perçinliyor.

Rolünüzle ilgili olumsuz bir şey söylendiğinde neler hissediyorsunuz?
Benim için önemli olan negatif eleştirinin kimden geldiği ve yapıcı mı yıkıcı mı olduğudur. Yıkıcı her eleştirinin altında yatan tek duygu kıskançlık ve hasettir. Yapıcı eleştiriler ise kendi içinde ikiye ayrılır, samimi olanlar ve sadece eleştirmiş olmak için olanlar. Etrafımda biriktirdiğim o kadar güzel insanlar var ki, onlardan gelen her eleştiri benim için çok değerli. Bunun dışında yapılan her eleştiriyi dinlerim ama eleştiriye katılıp katılmama lüksümü her zaman elimde tutarım.

Sosyal medyayla aranız nasıl, belli bir gücü olduğu kesin, o güç gerçek hayata nasıl yansıyor sizce?
Bence Sosyal medya günümüzün silahı! Hani bazı filmlerde vardır “bu özel güçleri olan taş parçası kötü insanların ellerine geçerse neler olacağını düşünemiyorum bile’ tarzında cümleler, işte sosyal medya ve hatta genel olarak internette öyle bir şey bence. Sosyal medyayla aramda saygı üzerine kurulu bazen saatlerimi alan bazen de mesafeli durduğum asla bitmesini istemediğim bir ilişki var diyebilirim. 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.