Festivalleri kim protesto ediyor?

Bu yazı festivalleri değil kendimizi eleştirmek için yazılmıştır…

Geçen yıl Antalya Film Festivali’nde sansür nedeniyle başlayan ve sene-i devriyesine erişen olayla ilgili yapılanlara bakınca önümde koca bir boşluk görüyorum. Özellikle SİYAD eksenli sinema yazarlarının başlattığı ve sektörden başka sinema yazarlarının da destek verdiği protestolar zinciri görüyoruz ki o zincir ne yazık sadece kendi boynumuza vurulmuş oluyor.

Banu Bozdemir 

Bir gazla yola çıkılan yolda arkamıza baktığımızda kimseyi göremiyoruz. Yalancı çoban misali yol alıyoruz! Belgesel yarışmasının kaldırıldığı, kısa filmlerden eser işletme belgesini çatır çatır istendiği festivallerde yönetmenler, yapımcılar zayıf hafızalarıyla boy göstermeye devam ediyor. Kardeşim ben sinema yazarıyım ne filmim yarışıyor ne de eser işletmeyle derdim var. En fazla yaptığım protestoyla festivali takip edemem, filmleri de başka bir yerde izlerim! Ama olay bu değil işte!

Geçen sene festivali protesto ettik, gitmedik, filmler çekilmek zorunda kaldı vs… Ama bu sene etkili bir devam perdesi açılamadığı için kazanım sayılan bir alan da elden kaydı gitti. Belgeseller yok festivallerde! (yarışmalı olarak) Festivaller ellerindeki gücü (doğal olarak) öyle iyi bir kullanıyor ki, sen yarışmayacaksan ben yarışacak film bulurum tavrını ortaya serpiyor. Elleri kolları bağlı yönetmenlerimiz de (!) hemen yarışmaya dahil olmayı kabul ediyor koşulsuz şartsız. Çünkü biliyor ki kimsenin umrunda değil aslında sansür!

O yüzden bu sene ben kendi adıma protesto metnini imzalamadım, imzalaması gerekenlerin öncelikle sektöre film çeken yönetmen ve yapımcılar olması gerektiğini düşünüyorum. Onlar da yapmayınca ortada kral çıplak diyen ama bu kararı kimsenin takmadığı biri gibi görünmek istemiyorum. Ya ortak karar alıp festivallere bastırırsın ya da ‘bana ne’ deyip filmini yollarsın. Yine bu sene Antalya Film Festivali için konuşmak gerekirse herkes deyim yerindeyse festivale akmış… Seçilenlerden anladığım kadarıyla protest tavır sınıfta kalmış, normalde protest takılanlar filmlerinin seçilme gururuyla her şeyi unutmuş. O halde ben de yokum, festivali protesto etmiyorum hatta festivaller bizim diye sahiplenme kafasına geçiyorum. Zira protesto ülkemde çok uzaklardaki ses gibi artık!

Abluka üzerine bir iki kelam…

Emin Alper de ilk filminde çıtayı kıran yönetmenlerden. Tepenin Ardı gerçekten de çok iyi bir filmdi, kaynaksız bir gücün hükmü filmin bütün atmosferini ele geçirmişti. Burada işin içine bir de psikolojik harmanlar girmiş! Kadir’in dünyasında yaşananları yine kaynaksız hatta Kadir’in kafasında kendine kurduğu abluka gibi kurgulamış Alper. Ama filmin toplumsal kanadı, hatta köpeklere karşı giriştiği acımasız oyun. Orada biraz ipler kopuyor. Kardeşinin Kadir’e karşı geliştirdiği korku ve temkin duygusu aslında bize bu Kadir’in bakış açısı fikrini çok fazla dayatıyor. Aralarda bir yerlerde biz kardeş Ahmet’in ‘insani’ dünyasına sızabiliyoruz. Bu anlamda ortam yaratmada çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz Alper’in. Ben o ortamı çoğu kez Kadir’in kafası gibi algıladım, o kafadan çıktıktan sonra gerçekliğe tosluyor ve kurduğu dünyanın girdabında sürekli bocalıyor. Çoğu kişi için karanlık, kalabalık ve yer yer anlaşılmaz gelmiş olabilir ama Abluka bu senenin önemli filmlerinden. Karanlık dünyasına sızmaya değer!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.