Gacılar vardır…

Mersin Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Serkan Çiftçi’nin çektiği Gacı Gibi Mersin’de yaşayan trans Deniz’in başına gelenler öznelinde trans bireylerin yaşadıkları toplumsal baskıyı, dışlanmayı ve nefreti daha görünür kılmayı amaçlayarak anlatıyor. Çiftçi özellikle kamerasını her yöne çevirerek güzel, akıcı ve samimi bir belgesel yakalamış. Deniz’in evdeki yaşantısı, ev arkadaşları olan Ece ve Berfin’in hem Deniz’i hayata dahil etme çabaları hem de kendi aktivist yanları belgeselin içinde güzel bir uyum yakalıyor.

Banu Bozdemir

Mersin gibi bir yerde hem LGBTİ bireylerin sokağa taşan eylemleri hem de bunu hiç ajite etmeden, olduğu gibi hatta olumlu bir bakış açısıyla, bir renk gibi sunmaya çabalayan kameranın etkisi de tartışılmaz. Deniz’in yaşadıkları çok ağır, bunu bacaklarındaki demirlerden anlayabiliyoruz, ama bir yandan da yaşamanın karşılığı olarak bu acımasız tahribatı bir güç, deneyim olarak alıp yanına koymuş gibi. Onların ki bir yaşam mücadelesi, anlaşılma hikayesi. Ama onlar bu yaşam mücadelesinin yanına o kadar güzel artı değerler, politik bakış açıları koyuyorlar ki takdir ediyorsunuz. Gacı gibiyim diyor Deniz sürekli tekerlekli sandalyesinden. Hayata uzanmaya çalışıyor. Filmin asla nefrete dayalı bir dili yok, aksine iyimserlik ve umut hakim. Karakterler de yönetmenin tarzı da böyle olmasına özen göstermiş gibi. Ajite de yok, aksine umut ve renk var.

Bu tarz belgesellerin artması farklı bir cinsel ve yaşam kimliğiyle var olmak isteyen bireylerin dertlerini, yaşam algılarını ve yaşama tutunma çabalarını ortaya sermek için iyi bir çaba. Belgeselin akıcı, pozitif yanı iyi geliyor. Film bir belgesel edasından çok trans bir bireyin peşinde dolanan dramatik bir aksiyona dönüşüyor. Bu da izleyen olarak bizi daha çok içine çekiyor.

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.