Geçmişten gelen, gelme!

Banu Bozdemir

The Gift / Geçmişten Gelen bu haftanın en başarılı filmlerinden. Oyuncu Joel Edgerton’un yazıp yönettiği film öncelikle geçmişten çıkıp gelen bir adamın bir aileye psikolojik baskısını ele alıyor. Bir kere en başta bu kadar saf ve kibar olmaya itirazım var. Californiya’ya taşınan Robyn ve Simon’a, Simon’ın eski arkadaşı Gordo musallat oluyor.  Adam ayan beyan normal tavırlar ortaya koymazken, sırf iyi niyet, misafirperverlik, merak, yalnızlık vs dürtülerle adamın dengesizliğini sonuna kadar yaşama fikrine her daim itirazım var. Biraz niyeti çakmak lazım. Ama Robyn bir yandan kocasının bir anda ortaya çıkan ve kendilerine aşırı ilgili davranan bu adamın niyetini çözmeye çalışıyor kendince. Ama bu dedektiflik hali kimsenin değil kendisinin psikolojisini bozuyor bir tek! Tabii Simon’ın geçmişe dair taşıdığı gizemler bir bir ortaya çıkarken normal kalmak biraz absürd!

Filmi izlerken eline kesinlikle su dökemez ama Edgerton’un az biraz Haneke’ye öykünmeye çalıştığını düşünmüştüm, sonra bu fikrimi zorlama bulmuştum ki Ali Ulvi Uyanık’ın da benzer etkiyi duyumsadığını okudum. O zaman tekrar olabilir dedim. Eve zorla giren ve bir ailenin mükemmel denilebilecek hayatlarının ortasına zorla düşen bir adamın bütün o mükemmelmiş gibi görünen yapıyı tuz buz edişi! Tabii mesela Funny Games ile karşılaştırırsak Haneke ustanın tarzı baltalı ise Edgarton ancak maket bıçağıyla hareket ediyor diyebiliriz. Ama film daha çok psikolojik yöne kastığı için geçmişte kendisine yapılanın acısını çıkarmak isteyen bir adamın sakin, temkinli ama biraz da sıkıcı hikayesine odaklı.

078573.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxx

Çocukken yapılan şeyleri sorgulamak çok anlamlı değil ama Gordo, biraz zorbaca bir intikamın içine giriyor. Ama film bi yandan Simon’ın peşini de bırakma derdinde değil, ona da olumsuzluk yükledikçe yüklüyor ve sonuçta ortaya karmaşık bir intikam hikayesi çıkıyor. Olan galiba biraz kadınlara oluyor demek istemiyorum ama iki adamın kavgasının sonucu Robyn üzerinde vuku buluyor. O yüzden bu önermeyi nereden aldım getirdim bilmiyorum ama solcu naifliği gibi bir duruma gerek yok, eve sürekli gelen, takıntılı bir hal sergileyen bir adama naziklik yapmak yerine bazen silahları kuşanmak gerekebilir, aklınızda bulunsun! Yoksa o elindeki silahla sizi çoktan esir almış olabilir!

Tatil zamanı!

Vacation / Tatil Zamanı.Eeskisine dair incelenecek pek bir detaya girmeden yenisine zıplamak istiyorum. Evet film sulu zırtlak esprilerle bir süre sonra sinirden gülme haline getiriyor sizi ama gülüyorsunuz işte. Bir ailenin tatile çıkma dramına, babanın tüm aileye yaptığı kıyağa rağmen yaranamamasına bir parça içiniz gidiyor ama filmin yerlerde sürünen esprilerine tepkisiz de kalamıyorsunuz. Salıyorsunuz kahkahayı. Evet filmin 80’ler versiyonuyla tanışanlar bu filmi skeç gibi bulacak, bozulacak, delirecek hatta kendilerine haksızlık edildiğini düşünecekler ama bence o kadar takılmaya gerek yok. Sonuçta berbat bir tatil komedisi izlediğini düşünün! Tatile gidemeyenlerin yüreğine su serpecek bir komedi. Böylesi de var dedirtiyor ve tatile çıkmadığınıza şükrettiriyor. Yani sonuçta bir yandan da bu filmi izlerken film kendisini ciddiye almıyor, eğlenmeye ve kafa bulmaya çalışıyor diye düşünürseniz karlı çıkarsınız, öbür türlü kahrolursunuz!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.