Gürültü çetesi benim için iş başında!

Bu yazı bir pazar günü Adalar’a yoğun kalabalık nedeniyle batmak üzere olan bir vapurla giden ve batmak üzere olan bir vapurla dönen, yorulan, yıkılan, kahrolan, hayattan nefret etme noktasına gelen bir ruh halinde tekrar gözden geçirilmiştir!

Banu BOZDEMİR

O ses beni takip ediyor. Matkap ve çekiç sesleri… Olay şöyle gelişiyor… Ben bir eve taşınıyorum… Ohh diyorum etrafta inşaat falan yok. Gürültü yok… Sonra benim oraya taşındığımı haber alan inşaat çetesi bir anda işe koyulmaya başlıyor. Günlerce bitmeyen matkap ve çekiç sesleri… Bu yüzden bir evden bile taşındım hatta. Feriköy’de vadiye bakan, yani önünün muazzam boş olduğu bir evde oturuyordum. Hatta o vadide küçük, bahçeli bir ev bile vardı. Tıpkı kartpostal gibiydi… Sonra bir sabah dozer sesiyle uyandım. Ev yıkılmıştı. Çok üzüldüm. Sonra bakalım bunun arkasından ne çıkacak diye beklemeye başladım. Bu arada o boş araziye geceleri gençler geliyor, son ses müzik dinliyor ve kocaman boşlukta sorunsuz ilerleyen müzik benim evimin duvarlarına çarpıp duruyordu. Yani ben kaçtıkça gürültünün beni kovaladığına karar verdiğim anlardan biriydi yine… Banu kaç, gürültü kovala şeklindeyiz uzun zamandır…

İstanbul kalabalıklaştıkça bu sesler de artıyor, fazlalaşıyor… Neyse dönelim konumuza… Önce vadiyi yok ettiler, dümdüz bir alan oldu orası… Sonra kocaman tabelalar dikildi. İnşaat şirketi ve yapılacak olan binanın resmi… Ben resme bakınca uçukladım.. Zira evimin, benim küçük sığınağımın karşısına iki tane 50 katlı koca gökdelen dikiliyordu… Ondan sonra başladı mahallecek ızdırabımız… Yani daha çekecek derdimiz bitmemiş… Adamlar sabah beşe kadar çalışıyorlar. Gürültü gırla. Yaz ayı, balkonlar pencereler açık… Gel de sinir hastası olma… Onlar on kat ya çıkmış ya da çıkmamışlardı ki, bu arada iyi dayanmışım yine… Kısa bir hesap yaptım. Bu inşaat üç seneden önce bitecek gözükmüyor… Üç sene sonunda benim Bakırköy’ü boylama kapasitem daha fazla…

Çıktım evden… Ama sonra o sesler irili ufaklı beni takip etmeye devam ediyor. Mesela her sabah matkap sesiyle uyanıyorum yeni evimde de… İnşaat çetesi yine işbaşında…Başkaları gibi yok sayamıyorum gürültüyü… O başladığı anda bende de sinir harbi başlıyor…

Diyorum, kimsenin olmadığı, bomboş araziye bir tane ev dikeyim… Sessiz sedasız yaşayayım orada… Gürültü çetesi de gitsin başkalarını rahatsız etsin diyorum ama ben konusunda ısrarlılar.

Bunu bir kez daha bu yazıyı yazdığım otel odasında tepemde çekiç ve matkap sesleri olduğu için anlamış bulunuyorum…. Otel yıllarca tadilata girişmemiş, tam da bizim geldiğimiz hafta, bir de nedense benim tam üstümdeki oda elden geçiriliyor… Gel de inanma bu konuda şansız olduğuma…

İşin ilginç tarafı da bu sesleri sadece ben duyuyormuşum gibi olması… Bir tek ben gidip resepsiyona ‘ne zaman bitecek bu ceza’ diye soruyorum. Yanıt net… Bitmeyecek, artarak devam edecek!!! Tabii bu benim abartmam ama, yıllarca tadilattan geçmeyen otel, niye şimdi?

Neyse o saatlerde koşarcasına çıkıp şehir turu, film izleme, tarihi hanlarda insanların arasında kaybolup bu işi hallederim… Ama ya evimin etrafındakiler!

Bazen diyorum sese karşı keşke bu kadar hassas olmasaydım. Başka hassasiyetlerim de var tabii. Ey okuyucu benim için endişelenme, baş etmesini öğrendim artık. Korna sesi mesela… Bastıkları anda kan beynime sıçrıyor. O anda çok rahat kavga edebilirim şoförle… Bir de karşıya geçmek için bekliyorum, hemen bir taksi yanaşıyor önüme… Ben istesem elimi sallarım ve gelirsin sen… Bir de ters yönde gidiyorum diyelim. Karşıdan gelen taksi korna çalıyor. Yolumu değiştirip onunla ters yönde mi gitmemi bekliyor. Nasıl bir zihniyet?

Sonra, sonra, sonra… Trafikte benim sinir yapma olayım var… Bu gereksiz tabi. Trafik varsa yapacak bir şey yok, otobüs ilerleyemiyor sonuçta… Ben başlıyorum vıt vıt konuşmaya… İşte bu kadar araba niye var, özel arabalara kızıyorum. Sonra bakıyorum, bir tek ben sinir yapmışım. Susup oturuyorum. Yapacak bir şey yok. O yüzden çok gerekmedikçe otobüse binmiyorum, dere tepe düz bir şekilde İstanbul’u kat ediyorum… Ayakkabılarım çabuk eskiyor ama, sinirlerim o kadar çok eskimiyor o yüzden. Keşke rahat olmayı becerebilseydim. Gürültü mü, geç, korna mı çal, trafik mi devam, taksici mi dur! Ama olamıyorum. O yüzden kendimi yollara vuruyorum, şehri arşınlarken rahatlıyorum… Bir de matkap ve çekiç sesine karşı kendimi geliştirebilirsem mükemmel şehir insanı olabilirim!

1 yorum

  1. Benim derdim inşaatlarla değil bebek ya da çocuklarla… Eğer bir otobüste, trende, vapurda ya da uçakta şımarık ya da zır zır ağlayan bir bebe, çocuk varsa o mutlaka benim önümde ya da arkamdadır ve bindikten bir süre sonra da kabir azabı başlar! Hayır, çocuk sevmeyen biri de değilim ama nedir bu bebe paratonerliği anlayamadım gitti!

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.