Hadi kedi sevmeye…

Şimdi o parkta beni durduran bir şey daha var. Birbirinden şirin kedi yavruları…

Orası benim mabedim, geçiş yolum, kitap okuduğum, yazılarımı yazdığım, çay içip arkadaşlarımla sohbet ettiğim ve ıspanaklı gözlemesine bayıldığım yerlerden birisi… Orası Maçka parkı yani heykelli olanı… Nişantaşı’nın hemen dibi… Büyük Türk büyüklerinin sıra sıra dizildiği, ortasında havuz olan, yan tarafında gizli bahçe misali çay bahçesinin olduğu küçük, şirin bir park… Çay bahçesinin gözlemesinden bahsediyorum tabii, bir de absürd dekorunu görmenizi tavsiye ederim. Hemen ardından başlayan Demokrasi Parkı’nın hastasıyım o ayrı…

Şimdi o parkta beni durduran bir şey daha var. Birbirinden şirin kedi yavruları… Parkın duvarının bir kenarı onların yuvaları zaten… Önceleri üçer beşer olan kedilerin şimdilerde neredeyse yavrularıyla beraber sayıları yüze ulaşmış durumda.. Onlar sokak kedileri… Yemekleri de, suları da, sevgi ihtiyaçları da gönüllüler tarafından sağlanıyor.

Büyüklere kendilerini kurtarmış gözüyle baktığım için benim ilgim ortalığı şaşkın, miskin gözlerle izleyen, küçük çığlıklarıyla ortalığı inleten, ya da masum bir şekilde bir ağacın altında, bir bankın üstünde uyuklayan miniklerde… O kadar mı güzel olurlar… Önceleri geçerken beş dakikalık esler verirken, baktım ki kucağımda kedi yavruları, neredeyse bi saate yakın onlarlayım artık… Pireliler, gözleri çapaklı, tüyleri diken diken ama bir güzeller ki sormayın gitsin… En azından onlara sevgi vermeye çalışıyorum, gıdılarını okşuyorum, öpüyorum, kokluyorum, yolu oradan geçen herkesi de bu karşılıklı sevgi yumağına davet ediyorum…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.