Hayal(et)ler ve gerçekler

Fransız sinemasının önemli isimlerinden Arnaud Desplechin Ismael’s Ghosts / İsmailin Hayaletleri filminde kafası karışık bir adamın, (kafasının kadınlar yüzünden karıştığına dair derin vurgular içeriyor) bir film ve iki kadın arasında kalan açmazlarını anlatıyor. Bu sene Cannes Film Festivalinin açılış filmi olan İsmail’in Hayaletleri bir kayıp hikayesinin peşinde toplanan, hayata tutunmaya çalışan insanların etkileşim hikayesi.

Banu Bozdemir 

Film bir tutunma hikayesi gibi davranırken, bir yandan da herkesin kendi yoluna gitmesini salık veren, bir yere kadar temposunu çok iyi götüren ama bir yerden sonra İsmail’in heyheylerini seyircinin başına toplayan bir film olmuş. Slyvia gibi materyalist bir kadınla Carlotta gibi duygusal ve çocuksu kadının çarpışmaları arasında yol almaya çalışan İsmail’in komik mi yoksa trajik mi olduğuna karar veremediğimiz hikayesinin ortasında kalıyoruz.

Filmin senaryosunda da parmağı olan Desplechin; İsmail’in kendisini yirmi yıl önce terk edip giden karısının bilinmez akıbeti karşısında, karısının babasıyla birlikte bir döngüye girmiştir. Babanın gece kabusları, İsmail’in terk ediş karşısında anlamlandıramadığı yokluk kavramı… Durum iki adamında yakasına yapışmış bir soru işareti kıvamında filmin ilk yarısında bir hayalet etkisi yaratmıyor değil!

Slyvia ile hayatın sakin sularına geri dönen, klavyesinin tuşları arasında tedavi olan adamın zaman zaman yazdığı filmin sahnelerine sıçrayan hikayesi gerçek ve kurgu karışımı bir akış yaratıyor filmde. O yüzden eski eşin gerçekten bir gün apansız dönüp dönmediği konusunda hep bir tetikte durumu yaratıyor. Hikaye terk edişler ve dönmeler eşliğinde ilerlerken İsmail’in gerçek hayatın kodlarına tutunma hikayesini dediğim gibi zaman zaman muazzam bir akışla izliyoruz. Ama bir yerde o akış bilerek ya da bilmeyerek kesiliyor! Ve film sıkıcı bir an yaratıyor.

Slyvia gökbilimci, İsmail’in deyimiyle sonsuzluğa inanıyor ve Carlotta dönüp geldiğinde gitmeyi seçiyor. Sonsuzluk döngüsünün kendisi için değil ama ortalıkta keyifle dolanan Carlotte için devam ettiğini düşünüyor onu uzun uzun izlediği bir sahnenin sonunda. Belki de kendisi için sonsuzluk evrenin sonsuzluğu ve İsmail’in bitmeyecek hayaletleri. Carlotta ise hayatının gerçekliğine ara verip, kaybolmayı seçmiş ama bundan zerrece gocunmamış, karton bir karakter misali. En fazla babasıyla karşılaştığı yerlerde gerçek olduğunu ve gitmesinin geride bıraktıklarındaki etkisini hissedebilen bir kadın! Bu etkiler, etkilenmeler sonunda film mantıklı olanı seçtiğinin de altını çiziveriyor.

Filmin oyuncularını filme etkisi çok. Mathieu Amalric, Charlotte Gainbourg ve Marion Cotillard arasında yuvarlanan film ‘hayalet gider sorunlar biter’ ana fikrini kendisine yol edinmiş bir film. İsmail’in hikayesini yazdığı aşk ve kara film arasında gidip gelen açmazı, en yakın arkadaşını yaralaması, film çekmeyi bırakıp kendini sebze meyveye adaması Desplechin’in bir nevi yönetmen özeleştirisi olarak algılanabilir kıvamda! Bu da filme ironik ve birazda kişisel bir anlam katıyor ki, seyircinin sıkılacağı yerler de tam oralar işte. Ama onun dışında erkeği yoğuran da, kusup atıp hezeyanlar içinde bırakan da kadınlar deyip tüm hayaletlere saygılarımızı sunabiliriz sessizce!

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek