Hepimiz Canavarız!


Canavarlar Sofrası bizi distopik bir dünyanın içine sokuyor ama bunu filmin başında anlamıyoruz. Klasik (soğuk ve bıkkın) bir karı koca ilişkisi olarak başlayan film, tek mekanda işleyen bir eleştiri mekanizmasına dönüşmeye çalışıyor. Çalışıyor diyorum çünkü derdini bize kısıtlılık arz eden bir durumla anlatıyor. 1984, Fahrenheit 451 tarzı distopik dünya kuran ama benim Burjuvazinin Gizli Çekiciliği tadı da aldığım bir film Canavarlar Sofrası.

Banu Bozdemir 

Tek mekandan geçmesinden, sürekli birbirine atılan diyaloglardan dolayı bir tiyatro oyunu havası yaratıyor ama yine de ilgiyle izliyorsunuz bu zamansız ve mekansız vurgusunu! Ortamda sürekli dönen gerginlik hali, aslında bastırılmış bir özgürlüğü açığa çıkarmak ister gibi duruyor ama bir yandan da özgürlüğe ulaşmanın yollarının o kadar da zor olmadığı vurgusu var filmde.

J. ve M., arkadaşları K. Ve D.’yi akşam yemeğine davet ederler ve biz aslında ondan sonra anlarız başka bir dünyanın içinde olduğumuzu. Samimiyet olgusu, çiftler arası flörtleşme, erkek ve kadın dayanışması gibi konular aslında yabancısı olduğumuz durumlar değil! Yani film bir yandan bir distopya yaratırken aslında bunun şimdiki zamanımızda da hayat bulduğuna değiniyor, ufak değişikliklerle algımızı değiştirmeye çalışıyor.

 Her türlü isteklerini ve sunumlarını kibarca yapan bu dört insan yemek yerken vahşileşiyor, kusup yeniden yemek yiyor. Bu yanıyla da Büyük Tıkınma etkisi yarattı ben de. Ama bunların hepsi küçük kupleler, esinlenmeler yaratmış belli ki filmde!

Ramin Matin’in yönettiği filmde ‘çocuk’ta bu baskılı toplumdan nasibini alıyor ve stres aracı, tek kullanımlık (dayaklık) plastik bir oyuncak muamelesi görüyor. Aslında filmin en uçuk noktası orası, o yüzden genel algının içine pek yerleşmiyor, biraz ayrıksı kalıyor. Çok yüzeysel bir ortamda geçtiği için, bazı tepkiler aşırı kaçıyor.

Yasaklı toplumlarda, yasaklı olan şeylere yönelmenin hazzı da var bu filmde. Şeker, içki, sigara ve diğer ve haz veren şeyler yasaklı ama evde kullanıma açık! Aslında bir başkalaşım toplumu anlatmak istiyor ama daha vurucu olabilirdi. Bir yandan da bu kadar soğuk, mesafeli ve tiyatral anlatımında değişik bir cazibesi var. Sanki 50 yıl sonraki halimizi izlermiş gibi izliyoruz! Gittikçe kopuyoruz zira…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.