Her fesivalin kendi iç dinamizmi!

Yıllardır festival festival gezip filmleri, hatta festivalleri karşılaştıran biri olarak elbette her festivalin kendi iç dinamizmi olduğunu biliyoruz. Bu sene 27.’cisi yapılan (ve benim de bir kısmını Ankarada’dan yazdığım bu yazı) Ankara Uluslar arası Flm Festivali her zaman muhalif, bu yüzden kendi yağında kavrulan bir festival havası yarattı hep.

Banu Bozdemir 

Koskaca Ankara’nın sanat gündemini üstlenerek, çoğu zaman ödül kazanan filmleri maddi olarak ödüllendiremeyerek, hatta tüm festivalleri dolaşan filmlerin neredeyse son durağı olarak yoluna devam ediyor. Şimdilerde İnci ve İrfan Demirkol’un kendi sinemaları Büyülü Fener’de yaptıkları festivalle ilgili Demirkol’la kısa bir sohbet esnasında kafama / kafamıza takılann soruları sorma imkan buldum. Festival az da olsa Kültür Bakanlığı’ndan ödenek alıyor, Halk Bankası yılarca desteğini sürdürüyor. Çankaya Belediyesi’nin de katkıları varmış elbet. Hatta büyükşehir beediyesi bile bu 27 yıllık festivale sahip çıkmak istemiş ama festival o anlamda pek büyümeye niyetli değil. Festival yine eser işletme belgesinden dolayı bir sorun yaşamamak için önlemini almış ve bunu kısa ve belgesel filmcilere bildirmiş ama yine sanırım bir iki filmden ‘eser işletmemiz yok, yarışma hakkımız da’ serzenişleri yükseldi. Bu konuda o kadar çok konuştum ki, sanırım dilimde tüy bitti ama bir kez daha söylüyorum. Bu sektörel sorun toplu olarak çözülmedikçe bu sorunu ya da çözümü özerk olarak festivallerde aramak çok yanlış. Üzerinden geçen bir yıllık süreçte meslek örgütleri bu konuda ne yaptı merak ediyorum. Festivallerin çözümü de biz sizin adınıza eser işletme belgesi alalım oluyor, kabul eden yarışıyor, etmeyen devre dışı kalıyor. Yani çözüm her zamanki toplu hareket etmekte, her festivalde aynı sorunu tekrar etmemekte. Zira bir süre sonra sesler cılızlaşacak, tepkiler de!

Beşiktaş Kültür Merkezi’ne ödül verme gerekçesini de gayet naif bir biçimde Necati Akpınar’la olan eski dostluğuna bağlıyor İrfan Bey ve kim buna ne diyebilir! BKM’ye ödül verirken aynı zamanda ülkedeki dağıtım ağını eleştiren Kapalı Gişe filmine de yer veriyor. Yani anladığım kadarıyla sektörü dört koldan kucaklamaya çalışıyor. Belki yalnız kaldığı, yalnız bırakıldığı zamanlar olmuştur festivalin diye düşünmeden edemiyor insan!

Gelelim son dakika festivalden çekilen ve benim çok sevdiğim Kalandar Soğuğu’na… Biraz geç bir karar olsa da Adana Altın Koza’ya katılmak ve orada şanslarını denemek istemiş Kalandar ekibi. Ama bunun için herhengi bir festivalden en iyi film almama koşulu onları son dakikakada bağlayarak yarışma dışına çıkartmış. Festivalde sadece gösterimi vardı o yüzden. Kalandar Soğuğu Altın Portakal ve İstanbul Film Festivali’nden en yi yönetmen ödülü almıştı biliyorsunuz.

Sonuçlar bu akşam açıklanacağı için onlara yer veremiyorum ama sonuçlar şaşırtıcı olursa elbette o konuda da yazarım ama Ankara Film Festivali’nin diğer festivaller gibi eleştiri oklarına hedef olacak bir durumu yok. İlk başta büyük bir özveriyle her yıl yapılması için çabalandığını biliyorum. İnci ve İrfan Bey’i sık sık sinemada görüp sohbet edeceğinizi biliyorsunuz, sinemanın bir AVM sineması olmadığını biliyorsunuz, öğrencilerin çok yoğun geldiği Kızılay’da olduğunu biliyorsunuz. Seçkide de üç aşağı beş yukarı diğer festivalleri dolaşan filmler var, onlarda da sorun yok. O halde Ankara Film Festvali’ni her yıl daha da artan abluka karşısında desteklemek dleğiyle diyorum…

Beğenilerin sonu gelmeyebilir!

Biraz Kaya’yla (Özkaracalar) aynı konulara el atmış gibi olduk ama ben de Atilla Dorsay’ın ‘yeni emek’ beğenisiyle ilgili birkaç kelime etmek istedim. Sonuçta Atilla Bey’in  Emek sineması yıkılırken yaşadıklarını ve bunun sonucunda yıllarca yazdığı gazetesinde yazmayı bıraktığını biliyoruz. Şirketin bir pr çalışması olarak bizleri de Grand Pera’yı gezmeye davet ettiğini, özellikle de bu konuda muhalif davranan bizleri ikna etmeyi amaçladığı söylenmişti. İkna formülü Atilla bey üzerinde tutmuşa benziyor. Atilla bey artık yitip giden eski emek sinemasının ardından ağıt yakmayı bırakıp bu çakma Emek’i sevdiğini, sahipleneceğini yazmıştı. Evet fotoğraflardan görüldüğü üzere çok parıltılı, ışıl ışıl bir yer olmuş bina. Sinema da bunun bir parçası. Bunu seven o zaman yitip giden her şeyin yerine dikilen yeniyi de sever gibime geliyor. Yani bu lafımı çok Atilla bey bazlı söylemiyorum ama öbür gün AKM yıkılıp yerine yapılacak olan yeni AKM’yi de sevelim, Haydarpaşa’nın yerine yapılması mıhtemel oteli de, ne bileyim eskiden park, bağ, bahçe bostan olan ama şimdi üstünde göğe uzanan ayrıcalıklı sitelerin olduğu o rahatlık ve konforluk taşması binaları da sevelim. Yani bunun sonu yok. Bir şeyin mücadelesini verip başarısız olmuş olabiliriz, bence bu bizim ayıbımız değil, karşı tarafın zorbalığıdır. Yine dediğim gibi beğeniye bir şey diyemeyiz ama talan ortamında bu beğenilerin sonu gelmeyebilir aman dikkat diyorum!

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.