‘Her zaman casusluk, istihbarat gibi film konularına ilgi duydum’


Labirent Tolga Örnek’in Kaybedenler Kulübü’nden sonra çektiği ve aksiyona dayalı tarzıyla fark uyandıran son filmi… Film sağcı terörizmin yükselişine, Türkiye’nin doğu ve batıyla olan hassas ilişkilerine aksiyon tarafından odaklanıyor. Örnek uzun zamandır kafasında olan projesinin ayrıntılarını bizimle paylaştı, oyuncusu Timuçin Esen’de bu filmde olma gerekçelerini… 

Banu Bozdemir

Belgeselle başladığınız yolculuğu yavaş yavaş kurmacaya ısındırdınız, birbirinden farklı örnekleri sıraya dizdiniz? Bir konuyu sinemaya çekmeye nasıl karar veriyorsunuz?
Tolga Örnek:
Bir fikir herhalde yavaş yavaş büyüyor ve gelişiyor. İlgilendiğim, beni etkileyen konular üzerinde düşünmeye başlıyorum. Zamanla bunlar büyüyor; gelişiyor ve belli bir noktadan sonra beni çok heyecanlandırmaya başlıyorlar. Sonrasında da tutkuya dönüşüyorlar herhalde. O aşamada da filmini çekmek benim için şart oluyor. Bence zaten tutkusuz film yapmak mümkün değil.  Çok değişik konular çok değişik zamanlarda ilgimi çekebiliyor. Belki de o yüzden farklı tarzları deniyorum.


Kaybedenler Kulübü benim kendi adıma duygusunu, kafasını ve muhabbetlerini çok sevdiğim bir film oldu. Aslında Kaybedenler Kulübü de tarihe, geçmişe bir bakış… Sinemanın tarihi, zamanı olmaz ama siz sinemanın hangi zamanındasınız?

Bilmem. Hiç sorgulamadım bunu. Ben herhalde Türk sinemasının çok dinamik, hızla değiştiği, pek çok tarzın denendiği, renkli bir döneminde çalışanlardan biriyim.

Labirent’in senaryosu size ait. Ne kadar zamanda ortaya çıktı senaryo. Sizi bu senaryoyu yazmaya yönelten belli bir olay örgüsü oldu mu?
Üç sene evvel başladım ve bir sene evvel bitti senaryo. Üstünde uzun bir süre çalıştım; pek çok versiyon yazdım. Montajda bile tekrar yazdım diyebilirim. Çekimlerde de oyuncuların katkılarıyla gelişti. Aslında bir senaryo filmin ses miksajı bitene kadar bitmiyor. O yüzden “Labirent”in senaryosu tam üç sene sürdü diyebilirim rahatlıkla. Ben her zaman casusluk, istihbarat gibi film konularına ilgi duydum. İnanılmaz dramatik konular bence ve sinema için çok olanak sunuyorlar. HSBC saldırısından sonra Türkiye’nin terörle mücadelede ve istihbarat konusunda batı tarafından yalnız bırakıldığını görünce bu konulara bizim açımızdan bakan, bizim karakterlerimizin sürüklediği bir film yapmak istedim.

Yurt dışında özellikle Amerika’da bu tarz filmler çokça çekilir ve o bakış açısıyla Amerika herkese haddini bildirir! Sizin bakış açınızda doğu ve batı hangi noktalara oturuyor?
Bu bizim açımızdan bakan bir film. Türkiye’nin batı ve doğuyla olan hassas ilişkisini ve Türkiye’nin batı ve doğu arasındaki stratejik konumunu da vermeye çalışıyor.  Sonuçta herkes kendi menfaatini korumaya çalışıyor ve Türkiye’nin diğerlerinin menfaatlerinin karşısında kendini koruma mücadelesi anlatılıyor.

 Aksiyon çekmenin farkı, konu farkı, oyuncu farkı gibi öne çıkan etmenleri var filmin… Türk sinemasının büyük bir yanının minimale kaydığı bu dönemde aksiyon çekmek farklı bir çaba olsa gerek. Bu konudaki düşünceleriniz?

Aksiyon çok zor çünkü sizin de dediğiniz gibi pek çok farklı unsur giriyor devreye. Kalabalıklar, patlamalar, çatışmalar, efektler, arabalar vs vs… Bütün bunları etkin bir şekilde koordine ederken de filmin en önemli unsuru olan oyuncuları yalnız bırakmamak ve onları kollamak gerekiyor. Çünkü karakterlerin hikayeleri ve bu hikayeleri hayata geçiren performanslar olmazsa diğer tüm unsurlar anlamsızlaşır.  O yüzden aksiyonun çok farklı bir dinamiği var ama aynı zamanda da çok keyifli. Güzel bir sınav bence.  Teknik anlamda yönetmene pek çok şey öğretebiliyor.

Konu itibariyle Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minaresi filmiyle kıyaslanma durumu olabilir mi? Ülkemizin konumu itibariyle batıda oluşan İslami algının geçiş mi yoksa kırılma noktasında mıyız size ve filme göre?
Olmamalı. Çok farklı iki filmi. Mahsun’un filmi ideolojik yanı ağır basan bir filmdi. Bizimki daha çok aksiyon, gerilim ve karakterlere dayalı bir film. Biz ideolojik bir tanım ve sorgulama yapmıyoruz. Biz istihbarat, terörün dinamikleri bu dünyada mücadele eden insanların hikayelerine değiniyoruz.  Örgütlerin ideolojilerini işlemiyoruz. Bizim filmimiz bu bölgedeki tek demokratik Müslüman ülkenin de örgütlerce hedef alındığını ve bununla nasıl mücadele ettiğini anlatıyor.

Oyuncu seçiminde dikkate aldığınız kriterler? Meltem Cumbul ve Timuçin Esen’in daha önce birlikte bir filmde rol alması (işin magazin boyutu olsa da) sizin için herhangi bir öncelik taşıdı mı?
Ben hiçbir zaman oyuncu seçiminde işin magazin boyuna bakmadım ve umarım bakmak zorunda da kalmam. İkisi de tanıdığım ve çalışmak istediğim çok iyi oyunculardı. Karaktere uygunluk, yetenekleri ve karşılıklı uzun süreli beraberce çalışma isteklerimiz belirledi projede olmalarını.  Böyle bir projede yetenek kadar enerji ve dayanıklılık da önemli oluyor ve ikisinde de fazlasıyla vardı. Daha önceden çalışmış olmaları da ikisinin uyumu açısından çok büyük bir artıydı. İyi ki filmde olmayı kabul etmişler.

Timuçin Esen

2004’ten beri sinema filminde oynamamışsınız? Bu sizin seçici bir oyuncu olduğunuzu mu gösterir?
Olabilir. Öncesinde bir hazırlık süreci geçirebileceğim, oyuncu olarak beni geliştirebilecek ve bilmediğim bir dünyayı görmemi sağlayacak roller beni heyecanlandırır.

Oynadığınız filmlere baktığımızda doğu ile batı arasında (ülkemizin) geçen, oradaki sorunlara eğilen filmler olduklarını görüyoruz. Aslında Labirent’te doğu – batı sentezi yaratan bir film. Bu bir tesadüf mü yoksa sizin bir tercihiniz mi?
Açıkçası oynadığım filmleri ben bu şekilde değerlendirmiyorum. Labirent, terörizm ve casusluk dünyasına farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Ama bunu tam anlamıyla bir doğu-batı sentezi olarak tanımlamak bence doğru değil.

 Rol gereği genelde aksiyon yapıyorsunuz? Sizi minimal, bağımsız bir filmde görmek mümkün olabilir mi? Oyunculuğun komedi, dram, aksiyon gibi ayrımları olduğuna inanıyor musunuz? Ülkemizde bu neden yaygınlaşamıyor eğer öyleyse?

Oyunculukta bu tür ayrımlar yapan birisi değilim. Sevdiğim bir senaryo, güvendiğim bir ekip olduğu sürece her türlü projede yer alabilirim. Tür ayrımı yapmam.

Labirent Türk sinema seyircisinin Hollywood’dan alışkın olduğu ama Türk sineması içinde çok da alışkın olmadığı bir tarz. Sizce batıdaki İslami algının ülkemizdeki karşılığı nedir?
Biz Labirent’te meselenin ideolojik taraflarına hiç girmedik. İnsanların pek de bilmediği bir dünyada yaşananları, insan hikayeleri üzerinden anlattık. Zaten bu yüzden de Labirent’i sadece bir aksiyon filmi olarak tanımlamıyoruz. Labirent duygusal tarafları ağırlıkta olan, gerilim dozu yüksek bir film. İçinde senaryonun gerektirdiği kadar aksiyon var.

 Tekrar Meltem Cumbul’la oynamak?
Meltem benim çok iyi arkadaşım. Daha önce birlikte başka projelerde de çalıştığımız için birbirimize güveniyoruz ve bu da yaptığımız işe olumlu yansıyor.

 

Tolga Örnek belgeseller çekerek uzun yollar kat ederek gelen bir yönetmen. Bir oyuncunun bir yönetmene inanması neyle mümkündür?
Hikayeye bakışın ortak olması, iletişim, ön hazırlık süreci, daha önceki işleri, hayata bakıştaki benzerlikler bu güven duygusunu yaratıyor.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.