Hidayet-i Muhabbet faslı

Bu yazı İranlı yazar Sadık Hidayet’in bilmem kaçıncı yılını dolduran ölüm ve yıl dönümleri için yazılmadı, sadece son yıllarda Mehmet Kanar tarafından çevirisi, Yap Kredi Yayınları tarafından da ardı ardına baskısı yapılan kitaplar yıllar önce olduğu gibi yine kamuoyunun ilgi odağına çivilendi.

Banu Bozdemir

Afyon, şarap, hayalgücü, bunalım ve intihar . İranlı yazar Sadık Hidayet’in biz de baskısı ilk kez yapılan kitabı Kör Baykuş’u beş yıl önce okuduğumda hissettiklerim bunlar olmuş ve Hidayet’in inanılmaz hayalgücünde sürüklendiğimi hissetmiştim. Gerçi sonra bütün kitaplarında aynı ruh halini yakalayınca, bunun Hidayet’i ölüme kadar sürükleyecek bir yaşam tarzı olduğunu anladım. Ancak afyon hayalgücünü bu kadar açımlayıp çıldırtabilir, şarap da bu kadar coşturabilirdi. Hatta o hayalgücü ki minyatür kurallarının dışında minyatür gibi ince ince işleniyor, renkleniyor ve ete kemiğe bürünüyordu. Bunalım tüm bu duyguların hem kaynağı hem sonucu olmalıydı. İntihar ise Diri Gömülen adlı öykü kitabında anlattığı gibi çevresine ve özellikle kendisine kabul ettirmeye çalıştığı bir alınyazısıydı. ‘Hayır, hiç kimse intihar kararına varmaz, intihar bazılarında birlikte bulunur. Onların yaradılışında mevcuttur ve ondan kaçamazlar. İşte bu alınyazısının hakimiyet gücü vardır. İnsana hükmeder. Fakat aynı zamanda bu, benim. Kendi kaderimi kendim yarattım. Şimdi artık elinden kaçamam, kendimden kaçamam.’

Javad Alizadeh2

Yaşamı boyunca daha çok öykülerinden anlaşıldığı kadarıyla dünyaya hep bir aidiyetsizlik duygusuyla yaklaşan, kendisine zarar vermeye çalışan ve bundan büyük keyif alan Hidayet’in zaman zaman sadece yaşadığı ortamlardan kurtulma, kaçma isteğine denk düşüyor yaşamını reddedişi.

Kah Sibirya’da lapa lapa yağan karın altında, kah Hindistan’da ormanların altında güneşin parlak ışıklarına kavuşma isteğiyle tutuştuğuna da tanık oluyoruz. Ama bir de tembel olduğunu düşünmese. Tembellik aynı zamanda yaşam ve ölüm isteği arasındaki çelişkiyi kuvvetlendiriyor. Bu yüzden Hidayet’in bir yandan başka yerlerde yaşam kurma isteğine, bir yandan da yoğun bir biçimde ölme çabalarına tanık oluyoruz.

phpThumb_generated_thumbnail

Bu çelişkili çabalar Diri Gömülen adlı öykü kitabında şu cümlelerle anlatılıyor. ‘Kendime bin bir türlü işkence ediyordum. Hastalanmak istiyordum. Birkaç gündür hava soğumuştu. Önce çeşmeye gidip, soğuk suyu üzerime açtım, banyonun kapısını açık bıraktım. Şimdi hatırlıyorum. Titriyorum, soluğum kesiliyor. Sırtım ve göğsüm ağrı içinde. Ertesi sabah uyandığımda en küçük bir soğuk algınlığı bile hissetmedim. Yine üstümdeki eşyaları azalttım. Lambayı söndürdüm. Odanın penceresini açtım, soğuk cereyana oturdum. Soğuk rüzgar esiyordu. Zangır zangır titriyordum. Bibirine vuran dişlerimin seslerini duyuyordum.’

Yaşamını bu kadar reddeden bir insanın hissettiklerinden çıkan üretime bakınca ^bunalım edebiyatı’ denecek edebiyatın ancak bu şekilde ortaya çıkacağına inanıyorum. Her bunalım keşke bu kadar üretici olsa!

17 Şubat 1902’de Tahran’da doğan Hidayet yüz yıldır sarayda ve ülkenin edebiyatında isim yapmış bir ailedendi. Tahran’daki Saint Louis Fransız Koleji’nde okuyan, daha sonra mühendis olmak için Belçika’ya giden ve oradan da Fransa’ya geçen Hidayet hangi mesleği seçeceğine karar veremediği için yazmaya başlar. Eserlerini burada yazmaya başlayan Hidayet’in ilk eseri ‘Yaradılış Efsanesi’dir. Ardından gelen iki intihar girişimi ise tercih edilen bir sanat uğraşının ilk meyveleri gibi adeta.

sadegh hedayat

1930’da tekrar İran’a dönen Hidayet ailesinin nüfuzu dolayısıyla yapabileceği en yüksek mevkideki işlerin aksine altı yıl sıradan bir katip olarak çalışır. Ama Rıza Şah’ın İran’da uyguladığı baskıcı rejime ayak uyduramayarak Hindistan’a gider ve ‘Kör Baykuş’u ilkin orada yayımlar. Kitaba ayrıca İran’da satışının yasak olduğuna dair bir de not eklenir.

İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, başlayan kurtuluş hareketinin heyecanının İran rejiminde yarattığı ılımlı şartların kısa sürede tükenmesi, başbakan olan eniştesinin Müslüman bir yobaz tarafından 1951 yılında katledişli Hidayet’in içinde ve yaşam tarzında yarattığı bunalım duygusunun toplumsal olaylarla da körüklendiğinin kanıtı. Ve içinde kalan son damlanın akıtılması için Paris’te günlerce süren arayış. Günlerce havagazlı bir apartman dairesi arayışından sonra 9 Eylül 1951’de gaz musluğunu açarak yaşamına son veren Hidayet’i ertesi gün uğrayan arkadaşı yerde yatar halde bulur. Tertemiz giyinmiş, güzelce traş olmuş ve cebinde bir miktar parasıyla. Yanında ise yakılmış müsveddelerinin kalıntısı…

IMAGE634694071100121693

Hidayet’in eserlerindeki ruh halini bir bütün olarak algıladığımı başta belirtmiştim. En azından onu sonuca (sona) götüren ruh halini. Ama yine de Kör Baykuş’un anlatım ve gerçekçilik, zaman ve mekan kaynaşmazlığı, neden ve sonuç arasındaki belirsizlikten dolayı ayrı bir yere konabileceğini düşünüyorum. Ayrıca rüya ve hayal birbirine karışmış gibi görünse de saptamaların gerçek hayata ilişkin olduğu çok belirgin. Acılar, ümitsizlikler, korkular şekil olarak değişse bile duygu olarak tamamen olması gerektiği gibi. Hidayet’in İran kültürünün derinliklerine daldığı Kör Baykuşu aynı zamanda bizi Ömer Hayyam’a ulaştırması açısından da büyük önem taşıyor. Ömer Hayyam’dan çok etkilenen ve Hayyam’ın eserlerini fazlaca okuyan Hidayet 1934 yılında yazdığı Hayyam’ın Teraneleri adlı kitabında bütün bu etkileşimi bütün açıklığıyla ortaya koyar. Ama Hayyam’ın kişiliğindeki iki ayrı yönü de ele alarak. Hidayet’in Hayyam’dan etkileşimlerini, eserlerinde aynı bilinçle ortaya koyduğu simgelerinde ve çözümünü araştırdığı sırlarda da bulabiliriz.

Hidayet’in kişiliğine ilişkin ayrıntıları Hidayet’in yakın dostlarından Bozarg Alavi’nin Hidayet’in ölümünden on yıl sonra yazdığı bir ‘sönsöz’ de buluyoruz. Alavi o yıllarda Berlin Humboldt Üniversitesi’nde modern İran edebiyatı ve kültürü profesörü olarak görev yapıyormuş. Alavi’nin yazdıklarından Hidayet’in çok zaman üzgün düşünür imajı çizen görünüşünün altında çok şakacı ve eğlenceli bir yanı olduğunu da öğreniyoruz. Romanında bir kadını koyun gibi boğazlatan yazarın, bayramda kesilen koyunu gördüğü için bir daha ağzına et koymaması da yazılanlar arasında. Özellikle Kör Baykuş da karakteristik bir ruh hali gibi yansıtılan afyonla olan muhabbetinin, ölümüne yakın fazlalaşması da, Alavi’ye göre Hidayet’in yaşam umudunu fazlasıyla yitirmesiyle orantılı. Musikiye muhabbeti de Hidayet’in karakteristik bir yanıdır. Zaman zaman üzüntülüyse ya da biraz içkiliyse – Çaykovski’nin 1. Kuartet’inden Andante Cantabile’yi ıslıkla çaldığını duyardık. Afyona gelince ölümüne yakın yıllarda ara sıra içmiştir ama Kör Baykuş’u yazdığı sıralarda çok seyrek içerdi. Ömrünün son yıllarında afyon düşkünlüğü kapıldığı ümitsizlikten ve hayatını yavaş yavaş ölüme teslim etmek niyetinden ileri geldi.’

64937

Şu anda Hidayet hala ülkesinde yasaklı bir yazar mı bilemiyorum ama ülkesindeki sanatçılar için ilham kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. İran’ın en önemli yönetmenlerinden biri sayılan Abbas Kiarostami’nin filmlerinde özellikle de Kirazın Tadı filminde Hidayet etkisi fazlaca görülüyor. He ne kadar Kiarostami filminde daha çok Ömer Hayyam etkisi yaratmaya çalıştığını söylese de bu filmin Hidayet’in zihniyeti ve felsefesini doğruladığını da kabul ediyor. Ayrıca filmin kahramanı Bedii’nin daha çok Hidayet tarafında yer aldığını söylerken, yaşlı adamın da Hayyam’ı yansıttığını ifade ediyor. Filmin sonunda kameranın aktüele dönmesi Hidayat’in saptamalarının da aslında hayata ilişkin olduğuna denk düşüyor.

İran edebiyatında halka yakın bir edebiyat, sadelik ve şiire değil anlam türüne incelik isteyen Muhammed Ali Cemalzade’den sonra Bozorg-i Alevi ve Sadık-ı Çübek ile birlikte İran edebiyatında modern öykücülüğün kurucularından sayılan Hidayet’in ayrıca toplumu ve kapitalistleri eleştirdiği ‘Hacı Ağa’, batıl inançları alaya aldığı ‘Aleviye Hanım’, Moğol Gölgesi’ adlı romanları, Üç Damla Kan ve Alacakaranlık adlı öykü kitapları İran’ın Araplar tarafından fethedilişini ve İranlıların gösterdikleri kahramanlıkları işleyen Sasan’ın Kızı Pervin adlı oyunu, İsfehan, Dünyanın Yarısı, İnsan ve Hayvan, yoga etkisinde kaleme aldığı et ve benzeri hayvanlar besin maddelerinin eleştirildiği Otoburluğun Yararları ve Folklor ya da Halk Kültürü gibi araştırma kitapları da bulunuyor.

Yaşam duygusunun körelmesine, hayatı ara sıra da olsa kaldıramayacağımıza ve hayattan zevk alamayacağımıza dair görüşleriyle Hidayet yaşamı biraz da farklı bir yönden algılamamızı sağlıyor. Ve yine de tadını yitirdiğimiz bir bakış açısına, yaşamın saflığı karşısında takınacağımız tavırla nasıl karşılık vermemiz gerektiğini düşündürüyor.

 

Bu yazı 1999 yılında Milliyet Sanat dergisinde yayınlanmıştır… 

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek