İntikam yaşatır…

Bu tarz ‘adaleti kendin sağla’ filmlerinde formül genelde aynı şekilde işliyor. Peppermint / İntikam Meleği de aynı formülü farklı dozlarda kullanan filmlerden. Geçtiğimiz haftalarda izlediğimiz Upgrade intikam alma olayına bilimkurgusal bir altyapı katmış, Fatih Akın’ın Paramparça filmi ise olayı Neo Nazilere gelip dayandırmıştı ki bu konuda çekilmiş onlarca film saymak mümkün. Tabii Leon ve Kill Bill’i de unutmayalım.

Banu Bozdemir

Bu konuda seyircinin kafasında genelde uyanan şey, kendi adaletini sağlamanın kanunsuz bir yanı olduğu ve bu tarz filmlerin bunu teşvik ettiği. Özellikle Paramparça’da bunun fazlaca konuşulduğunu hatırlıyorum. Orada aksiyonu az, fazlaca bir sorgulama hali vardı. Burada ise olay direkt sorgulama kısmını atlıyor, intikama dalıyor.

Bir kadının kocaman bir uyuşturucu karteline kafa tutmasına kadar uzanan hikayede yok artık dedirten anlar bir hayli mevcut. Kocasını ve küçük kızını kendilerine düzenlenen bir silahlı saldırıda kaybeden Riley, uzun bir süre adaletin sağlanması bekliyor ama sistemi oluşturan çarklar birbirine sımsıkı geçtiği için adalet o çarklardan geçip Riley’nin yüreğini soğutmayı başaramaz.

Sade, kızına tapan, evine bağlı bir kadının beş yılda geldiği noktayı, değişimi, çalışmaları atlayan ve onu karşımızda bir şehir gerillasına dönüştüren film yılmayan bir intikam duygusundan besleniyor. En çok da Jennifer Garner böyle bir rolde oynamaktan keyif almıştır diye düşünüyor insan izlerken. Çünkü bebek yüzlü oyuncu sade bir anne olarak başladığı filmi bir intikam makinesi olara tamamlıyor diyebiliriz. Tabii film karakteri olumlamak için elinden geleni yapıyor. Onu yoksul mahallenin iyi yüzü, hakkını arayan bir anne konumundan asla indirmemeye çalışıyor. Ve inandırıcılık sınırını fazlaca zorluyor.

Filmimizde en umulmadık duran karakterin aslında karşı tarafın saflarında yer tutması, yoldan araba çevirip sahibinin her türlü itirazlarına rağmen arabaya atlanıp tam gaz yol alınması gibi klişeler de azami ölçüde mevcut. Onca aksiyon ve dramın içinde bir yer mevcut ki filmin en ironik ve zeki tarafı olduğunu söylemek mümkün. Riley’nin normal zamanlarında yaşadığı bir olayın intikamını araya sıkıştırması… Seyrederken orada mutlaka gülümseyeceksiniz!

Onun dışında dediğim gibi acılı bir annenin, gerçekleşmeyen bir adalet isteği karşısında intikam duygusunun ayyuka çıkması ve hız kesmeyen bir ölüm makinesine dönüşmesi… Bir yandan alttan üste ilerleyen, yani alttaki insanlardan başlayan intikam hali orada da bitebilirdi. Kartel patronun insanları önemsemeyen yapısı, alttaki üç adamının adalete teslimiyle sonuçlanabilirdi. Yani hikaye bana göre orada bitiyor, ama filmin tepeye kadar tırmanma azmi birçok detayı önümüze sürüyor. O anlamda mekan kullanımı, olaylar arasında hızlıca kurulan bağ ve aksiyon gayet iyiydi. Hikaye ise biraz zorlama olsa da intikam filmleri içinde bir yer edinecek gibi duruyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.