İstanbul kaybederse biz de kaybederiz!


Dizi piyasası çok ilginç yani şöyle ki etkilenmeleri çok fazla… Önce doğuya gidip oradaki yaşamın içine şehirli insanları empoze etmeye çalıştı. Şimdi de oradaki insanları alıp İstanbul denen karmaşanın içine atıyor. Ortamları değişen insanların şaşkınlığını, tutunma çabalarını kimi zaman içimizi buran zavallılıklarını izliyoruz. Aslında doğulu insanın çilesini İstanbul’da tamamlama kafası biraz Mahsun Kırmızıgül’e ait.

Banu Bozdemir 

Ağır dram, bol bol gözyaşı içeren filmlerde ağlamak ve kahrolmak esas duygu! Kırmızıgül’ün yeni dizisi Benim İçin Üzülme’de seyirciyi bol bol üzen, ismiyle ters düşen dizilerden. Bir tane umut kırıntısı olmaz mı ya bu dizilerde, insanın içi şişiyor!

Doğudan yola çıkan ve İstanbul’da demirleyen dizilerden bir tanesi de Kayıp Şehir… Hikayenin ana hatları Halit Refiğ’in 1964 yılında çektiği Gurbet Kuşları’nı andırıyor ama günümüze uyarlanmış hali elbette. Birkaç yıl evvel Gurbet Kuşları birebir televizyon dizisi yapılmıştı ve doğal olarak tutmamıştı, aynı şey Orhan Kemal’in Evlerden Biri için de geçerli. Ya romanın geçtiği yılları birebir dönem dizisi yapacaksın ya da günümüze uyarlıyorsan değişen dünyayı, insanları ve kafaları bize göstereceksin. Yoksa arada derede bir şey oluyor ve kimseyi tatmin etmiyor. Mesela Kötü Yol, döneminin izini süren bir dizi ve o yüzden diğerlerine oranla daha başarılı!

Kayıp Şehir tabii öncelikle müziği ve Ahmet Mekin’le dikkatimi çekmişti. Sonra gerçekçi atmosferine çekildim. Dizinin arkasında bir yazar kadrosu var tabii, gözleyen, üreten, bu şehre dair söyleyecek gerçekçi şeyleri olan yazarlar. Bir ailenin, bir apartmanın dışa taşan, tutunmaya çalışan halleri evet acıklı ama bir yandan da reddedilmeyecek oranda gerçekçi. Sadece ağlatma amaçlı dizilerin ajitesinden farklı! Bir durum analizi yapar gibi!

 Elbette doğudan gelen sıradan bir aile ‘ötekiler’in buluştuğu mahallede oturacak, oradaki ilişkilerin karmaşasında yolunu bulmaya çalışacak. Aile gerçekten de en küçüğünden en büyüğüne kadar bir yol tutturma derdinde. Meryem çatısı her an yıkılmaya, dağılmaya müsait aileyi bir arada tutma derdinde, İsmail Dede yolunu bile bilmediği şehirde kaybolmaya meyilli! Dizinin en ilgi çeken karakteri şüphesiz ki Gökçe Bahadır’ın oynadığı Aysel.  Ben bazıların aksine yakıştırdım, salt güzelliği yok Bahadır’ın. Ve hayat kadınlığını da kıvırmış, kimi zaman çirkin kimi zaman güzel, tıpkı yaşadığı hayat gibi! Dizilerin erkek oyuncu ya da siz ona jön deyin bulma sıkıntısı var kesinlikle. İlker Kaleli de tıpkı Ağır Roman Yeni Dünya’daki Tamer Tıraşoğlu gibi dizinin gerisinde kalıyor. Bunda etkili olan da kesinlikle kadın rollerinin daha güçlü yazılması. Aysel gürleyince İrfan ufalıyor, Leyla yükselince İrfan aşağıda kalıyor. Yani sinemamızda kadınlara yıllarca yazılmayan dişil roller bu kez dizilerde yazıldı ve erkekleri eziyor ne yazık ki!

Film son yıllarda moda olan ve bana göre içi boşaltılıp her şeye empoze edilen ötekileşme kavramının peşinde dolanıyor ama iyi bir biçimde. Bu şehir içi doldurulmuş bir çöp yığınına benziyor giderek, o yüzden herkes birbirine karşı öteki! Dizi de bunu iyi ele alıyor, kavrıyor ve ortaya bir şehir panoraması çıkarıyor. Tiplemeler sade ama iyi yaratılmış. Bu şehre göç etmek eskisi gibi değil diyor, bir mahallenin, bir aşkın, bir kurşunun içinde sıkışıp kalırsın demeye getiriyor.  Doğudan ya da taşradan gelen insanlar şehre yayıldıkça, sistem onları sıkıştırmaya devam ediyor! Kayıp Şehir’de kaybolmak da kendini bulmak da mümkün, takipte kalın!


20 Dakika! 

Duyar duymaz aman ne güzel 20 dakikalık bir dizi geliyor dedim. Tabii Ümit Ünal’ın 45 dakikalık Çıplak Gerçek dizisini es geçmeden. İşin içinde yine Star var. Artık tüm denemeler, dökülmeler Star’da. İlginç bir kafaya girdiler her şeye evet diyorlar. Ama 20 Dakika dizisi yirmi dakika değil işin garibi. Bayağı bildiğimiz 90 dakikalık, ekranı bütün bir gece kaplayan dizilerden! Ama daha önce iki kere çekilmiş önce Fransız, sonra da Hollywood versiyonuyla beyazperdede boy göstermiş The Next Three Days / Kaçış Planı filminden uyarlama olacak. İki versiyon da tıkır tıkır işleyen bir planın içine sokmuştu bizi. Suçsuz karısını hapisten kurtarmak için kafayı kıran bir adamın mücadelesini anlatıyordu film. Film belli bir aksiyon içeriyordu ama bizim anlatım tarzımıza yakışan bir yavaşlığı da var diyebilirim. Mesela Çıplak Gerçek’te bir kaybın peşinde helak olan bir ailenin sorgu süreciydi ve neredeyse karakoldan çıkılmadı. Antalya Altın Portakal’da yarışan Hile Yolu’da aksiyon filmi ama bizim topraklarda anlatılabilecek kadardı! Arabalar havada uçmadı, silahlar patlamadı ama gerilimli bir aksiyon vardı filmde. O yüzden 20 Dakika’nın da böyle olacağını umuyorum. Kaçış Planı denen meşakkatli şeyin de umarım geçiştirilmeden, cin ali çizimlerine dayanmadan, mantık çerçevesinde önümüze getirilmesini umut ediyorum… Başrolde Tuba Büyüküstün ve İlker Aksum varmış, beklemedeyiz!

Bu yazı Yurt Gazetesi Kültür Eki’nde ‘Dizi Kafası’ köşemde yayınlanmıştır… 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.