İstanbul’a özenli mekanlardan özensiz bir bakış

İstanbul Kırmızısı’yla ilgili sorulan sorulara yanıtlarım şöyle oldu… 

İstanbul Kırmızısı için Özpetek’in en vasat filmi der misin?
Evet demek mümkün, aslında zaman zaman Özpetek tarzını yakalamak mümkün ama beklentileri karşılamayacak denli vasattı.

Özpetek’in önceki filmlerinde başarıp, bu filmde başaramadığı neydi?
Kısaca yaratmaya çalıştığı karmaşayı filmin içinde çözememiş olması diyebiliriz.

Sana göre filmin vasatlığının nedenleri? (senaryo, oyunculuk vs sebep ne ise geniş bir açıklama rica olunur)
Burada bir pazarantez açmakta fayda görüyorum. Bu tarz bir röportaj ya da sorular zinciri neden başka bir film için gelmedi de bu film için geldi. Sinema yazarlarının çoğunun yerden yere vurduğu Recep İvedik serisi için neden yapılmıyor diye düşünmedim değil. Belki de bu hayalkırıklığı önemsenen bir yönetmenin başarısızlığını kabullenememek olarak algılanabilir ama her filmin aynı düzlemde olmayacağını da herkesin bilmesi gerek. Aynı şey Zeki Demirkubuz kötü bir film  çekince de oluyor, bir hengame, bir heyecan bir didişme. Adeta sektöre taze kan pompalanıyor. Yine de bu soruları cevaplarken bile kendime neden diye soruyorum.:)
Senaryo karmaşık ve zayıf. Yarattığı küçük kaosa çözüm bulmaktansa ortada bırakmayı tercih ediyor. Çoklu karakter yönetimi zayıf, oysa diğer filmlerinde öyle değildi. Filmde genel hava ise özensizlik gibi duruyor. Oyunculuklarda pek tatmin edici değil, belki oyuncularda artık kendilerinde kırılma ve farklılık yaratacak işleri tercih etmeliler. Tuba Büyüküstün sakin birini oynamasın artık, Nejat İşler filmde daha fazla olsun ama psikopatik kişiliklerden uzak dursun gibi… Mehmet Günsur’un doksanlar hali fena. Filme kattığı bir yan yok, yönetmenin özlemleri dışında. Bir de politik imgeler, durumlar ve sokuşturmalar filmin genel üst havası içine sokuşturulmuş gibi duruyor. Özpetek’i anlıyorum. Ülkenin politik eğimine karşılık yapabildiği en iyi şey olan sinemayla bir duruş sergilemek istemiş ama dediğim gibi filmin bütünü içine giremiyor o karaler, o duygular. Ya da yönetmenlerin daha cesur davranıp bu düşüncelerini kapsayan daha sosyal filmler çekmeleri gerekir… Araya parça atar gibi politik imgeler atmayı bir yere kadar anlıyorum ama maalesef bu şekilde sakil kalıyor.

Yönetmenin kendi romanını uyarlaması dezavantaj oldu mu?
Dezavantajı senaryoyu farklılaştırarak ve başkasıyla birlikte yazarak uyarlaması olmuş. Normalde olmaması lazım ama filmde genel bir dezavantaj havası olduğu için o da aynı kulvara giriyor.

Bu senaryoyu yabancı oyuncularla yeniden çekse ne değişirdi?
Değişirdi daha enterasan gelebilirdi bize.Bazen bir oyuncuyu fazla izlemekten, onun mimik hatta kültürel yansımalarına fazla tanık olmaktan kaynaklı bir dezavantaj oluyor diye düşünüyorum seyrederken. Yabancı oyuncular dil ve beden diliyle bazen daha yakın durabiliyor.

Filmin seyirciyle bir bağ kurabileceğini düşünüyor musun? (çünkü… lü açıklama rica olunur)
Ben filmi genel seyircinin sevdiğini düşünüyorum. En azından bağ kurup sevmeyi denediğini. İstanbula kendince karmaşık, özlem dolu ama biraz da dediğim gibi özensizce baktığını düşünüyorum Özpetek’in. Belki de istanbul’un yok olup gittikçe beton kente dönüşen, dokusunu kaybeden bir şehir olması yönetmenin duygusunu etkilemiştir, kimbilir. İstanbul’a özenli mekanlardan özensiz bir bakış olmuş İstanbul Kırmızısı. Kırmızı devrimci sıcak bir renktir, istanbulun dönüşümü ise hiç öyle değil, aksine betona kesiyor,soğuyor. Seyirci benim yaptığım gibi kendini zorlarsa ve özdeşlik kurmaya çalışırsa filmle bağ kurabilir ama genel seyirci için çok problemi yok zaten filmin. Bizim cephemizde ise bazı filmlere gösterilen aşırı bir sevgi, bazı filmlere de aşırı bir nefret hali sorgulanması gereken bir durum, hatta sosyolojik tespit açısından faydalı olacaktır.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.