İyi olan kazandı mı?


Aşk üçgenleri sinemada hayli karşımıza çıkan hallerden… 1962’de Truffaut’nun Jules ve Jim’i (Jules et Jim) ile başlayan bu formülün izlediğim son örneği Woody Allen’ın Vicky Cristina Barcelona’sıydı. Tabii aşk üç kişilik olunca, içinde belli bir umutsuzluk ve duygu taşması da barındırıyor.

Banu Bozdemir 

“Çok acıklıysa çok komik de olabilir” diyen McG’nin imzası taşıyan This Means War / İyi Olan Kazansın işin mizahından ilham alıyor ve iki sıkı dostun arasına  ‘kara kedi’ misali bir kız atıyor. Lauren aslında üst düzey çalışanlarının ona patron diye hitap ettiği sarışın, eli yüzü düzgün bir kadın ama nedense her ideal kadın gibi yapayalnız! Tabii bu sarışın Reese Witherspoon olunca nedense filmin bir ayağı çukurda oluyor zaten! Yüz hatlarıyla ‘sevimli bir teyze’ görüntüsü veren Witherspoon önce yalnız kadın imajıyla daldan dala zıplıyor, sonrasında ‘ya şundadır ya da bunda’ hesabı erkekler arasında seçim yapma şansına erişiyor!

 Hollywood’un ilişkiler üzerine kurduğu denklemler, öğütler ancak buradan köye yol olur.  İlişkilerin romantik ve komedi kıvamlarının sayısız versiyonuyla karşımıza çıkan ve bu konuda hiç hız kaybetmeyen kafalar bu kez sıkı dost iki ajanın hem gizlilik derecelerini hem de aralarındaki ilişkinin bağını sorguluyor. Bir romantik komedi filminin satır aralarında ‘feminist’ bir yan aramak istemesem de filmde geçen ‘erkekler yapınca oluyor da, kadınlar yapınca neden olmuyor’ lafı kulağımda küpe oldu aniden!

Başından beri Lauren’in hangisinde tercih yapacağı o kadar belli ki, film bunu erkeklerin romantik olma, düşünceli ve damardan girme halleriyle kırsa da, hikayenin bir yerlerinde başka kalp çırpıntıları da oluyor! İki erkek, bir kadına kendilerini beğendirebilmek için tüm yolları deniyor, gerekiyorsa mesleklerine ilişkin avantajları bu yolda helak ediyorlar. Zaten filmin komedisi de bundan besleniyor, iki ajanın her şeye ulaşma, her şeyi izleme imkanları Lauren’la kuracakları ilişkide onlar için yol gösterici oluyor.
Chris Pane ve Tom Hardy’nin Tuck ve FDR Foster olarak kapıştıkları filmde aksiyon hız kesmiyor, romantik komedi imajına o anlamda farklı bir tat katıyor. Zaten bu filmler her koşulda izlenecek, memnuniyet derecesi çok da belli olmayan yapımlar. Çünkü çoğu zaman mantık sınırı komediyle aşılıyor, romantizm kısmı da absürtlükle taçlandırılıyor. Yönetmenlik koltuğunda birçok vasfı bünyesinde toplayan McG’nin olması da bu vasıfları pekiştiriyor. Zira Terminatör’ün (Terminatör: Kurtuluş) karanlık yüzünü bize göstermek için teknik koşullarını fazlasıyla zorlayan ve bunu başaran McG burada da güzel vizyonlar yaratıyor ama senaryonun sınırlarında biten bir yaratıcılık hali bu… 


Bazı yerlerde gülüyorsunuz, eğlence sinemasının akışına kendinizi kaptırıyorsunuz ama filmden sonra kumdan çekilen dalgalar gibi oluyor zihniniz, boşalıyor, rahatlıyor. Hepsi bu…

Filmde tek rahatsızlığım Witherspoon’un varlığıydı, aslında dikkatli bakınca sempatik bir yüzü var ama bence yeterli değil! İki erkeği arkasına takacak kadından daha farklı bir gizem bekliyor insan! Onun dışında ‘kadının fendi erkeği yendi’ misali koyuverin gitsin kahkahalarınızı!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.