Kartpostalların unutulan kadını…


Yeşilçam’dan bir afet geçti…

Bu yazı 1999 yılının Ekim ayında hayatını kaybeden Neriman Köksal’ın arkasından kaleme alınmıştır!

Sinemaya 1950’li yıllarda Çetin Kahramanbey’in yönettiği ‘Çete’ filmindeki Rus prenses Nina rolü ile başlayan Köksal, hiçbir zaman Yeşilçam’ın prensesi olamasa da, dolgun fiziği ile her zaman dikkatleri çeken bir oyuncu olmuştu.

Banu Bozdemir 

Filmlerde dişiliği ile ocak söndüren, yuva yıkan ama sonunda kendi kazdığı kuyuya kendisi düşen Köksal’ın kadınlığa ilişkin silahlarından birisi de uzun ve çekici bacaklarıydı. 1.74 boyunda, dolgun akça pakça bir sarışın afet olan Köksal bu özelliklerini filmlerde her zaman sonuna kadar kullanmıştı. Bu yıl 18. (sene 1999) düzenlenen Uluslar arası İstanbul Film Festivali’nde ‘Sinema onur Ödülü’nün sahibi olan Köksal, festivalden önce röportaj isteğiyle yaptığım telefon konuşması sonucu öğrenmişti onur ödülü alacağını…

Şaşırmış, sesi titremiş ve çok gururlandığını söylemişti. Ama kendisi için seyircinin onu sevmesi ve takdir etmesinin çok daha büyük bir onur olduğunu da belirtmişti. Benim için Köksal’ın o günkü yorgun sesi yorgun yüzünü yalayarak geçmiş ve kapkaranlık bir noktaya odaklanmıştı. O yorgun ses ve yüzün aylar sonra ölümünden birkaç gün önce hastane odasında kendisiyle yapılan röportajdaki ses ve yüze odaklandığını acı çekerek izledim. Ölmek istediğini söylüyordu Neriman Köksal. Ölüm kimseye yakışmıyor ama benim en yakıştıramadım insanlar boylu poslu şen şakrak ve iri insanlar. O boyun posun endamın içinde yaşamın uzun yaşanmasına ilişkin bir sihir taşıdıklarını düşünüyorum böyle insanların. O yüzden Yadigar Ejder’in ölümü de benim için çok acı olmuştu.

 Selim İleri’nin tanımlamasıyla ‘bu sarışın, uzun boylu, eskilerin deyişiyle endamı yerinde kadını tanıyor musunuz? Bu kaşları kahverengi kalemle kalınlaştırılmış, gözleri hafif süzülen, boyuna gülümseyen, gülümsedikçe çocuksu bir ifade kazanan bu kadını tanıyor musunuz’ gibi soruya dönüşen, Taner Ay’ın deyişiyle ‘ O Yıllardır bulunamayan bir Yeşilçam Sokağı afetiydi adeta diye cevaplanan ve Agah Özgüç’ün belirttiği gibi ‘1920’lerde kartpostallarda unutulan geç gelmiş kadın’ imajı hayata geçirilen Neriman Köksal’dı o. Kötü kadın tiplemesini Gönül Bayhan’dan teslim alan Köksal bütün kötülüğü, kurnazlığı ve bütün oyunlarıyla tam bir kadın tavrı sergilemişti filmlerinde. O dönemde sarışın, iri yarı ve gösterişli olmanın sonuçlarıydı aslında bu. Türk sinemasına gire en değişik kadın tiplemesiydi. Fiziksel güçlüğünün yanı sıra duygusal gücü de ağır basan, tuttuğunu koparan, erkeğe posta koyan ve hayatı çok da takmayan kadınların simgesi olmuştu adeta. Ve onların kafasında oluşan sarışınlar kötü olur imajını doruğa çıkarmıştı.

Gerçek yaşamında da çok farklı bir kişilik aksettirmeyen Köksal, 70’lerde daha çok karakter rollerine bürünmüş, Türk sinemasının çıkmaza girdiği yıllarda da çevirdiği televizyon dizileriyle evlerine çekilen insanlara konuk olmayı başarmıştı. Bu yüzden kötü adam tiplemesi çizen Erol Taş gibi hiçbir zaman seyircinin tepkisini çekmemiş, aksine çoğu zaman takdirini kazanmıştı.

Hayatını kendi içinde şaşaalı ve karmaşık yaşayan Köksal, bunu hiçbir zaman basına aksettirmemiş, basınla konuşmaktan ve hayatını gözler önüne sermekten rahatsız olmuştu. Son altı yıldır TRT için çekilen Bizim Mahalle dizisinde oynayan Köksal, sağlığı elverdiği sürece diziler hatta filmlerde oynamayı sürdüreceğini söylemişti. Ayrıca Yeşilçam emekçilerini anan Nebil Özgentürk’ün hazırladığı ‘Bir Yudum İnsan’ programında bu ay içinde kendisini sevenlerle buluşacaktı. Eminim bu daha da öne alınacak.

160’a yakın sinema filminde rol alan Neriman Köksal Osman Seden’in ‘Kanlarıyla Ödediler’, Faruk Kenç’in ‘Hürriyet Şarkısı’, Lütfü Ömer Akad’ın ‘Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar’, Metin Erksan’ın ‘Beyaz Cehennem’ gibi bir dizi filmde kötü ve baştan çıkaran kadın rollerini üstlendi. Starlar arasında ilk kez bir banyo sahnesi çeviren de o oldu. Buna rağmen bütün filmlerde göbeğini göstermemek için direndi!
 Köksal 1959 yılında Aydın Arakon’un yönettiği ‘Fosforlu Cevriye’ ile daracık kazaklarla erkeksi bir havaya bürünen, asi, argo konuşan, külhanbeyi gibi davranan kadın tipini de başarıyla canlandırdı. Hala devam eden, o dönemde film yıldızlarının bu dönemde ise dizi oyuncularının sahneye çıkma modasına uyarak neredeyse 13 yıl boyunca Zeki Müren’in de desteğiyle Türk müziği dalında şarkıcılık yaptı. Yönetmen Nevzat Pesen’le 15 yıl boyunca fırtınalı bir aşk yaşayan Köksal, ilk evliliğini 1965’te başrolünü Yılmaz Güney’le paylaştığı  Tunç Başaran’ın ‘Konyakçı’ filminde tanıştığı görüntü yönetmeni Feridun Kete ile yaptı. İkinci evliliğini ise kuaförü Vecihi’nin yardımcısı Kemal Künkçü ile yaptı.

71 yaşında kansere yenik düşerek hayata veda eden Köksal çağdaşları gibi hiçbir zaman umutsuzluğa kapılıp sinema ile ilişkisini kesmedi. 1982 yılında rol aldığı ‘Sultan Hisar Destanı’ dizisinden başka, son altı yıldır da ‘Bizim Mahalle’ dizisinin çok sevilen Neriman ablasıydı.

Neriman Köksal’ı önemli yapan iri kıyım yapısı, kıvır kıvır saçlarıyla Türk sineması için değişik ve yeni bir kadın kişiliği oluşturmasıdır. Bu tipi ve kişiliği iyi kullanabilmesidir. Bir Yeşilçam afetinin 1920’lerde unutulan bir kartpostal güzeli olmasıdır. Kartpostalların unutulan kadını artık hiçbir zaman unutulmayacak!

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.