Kaybolan çocuklar ve açığa çıkan korkular…


Kayseri’de şeker toplamak için neşeyle yollara düşen üç çocuk… Komşusunun zilini çaldığı için öldürülen çocuk… Komşusunun kıskançlığına kurban giden çocuk ve daha niceleri… Ne oluyor böyle?

Banu BOZDEMİR

Her geçen gün kaybolan çocukların haberini okudukça ve Çağan Irmak’ın Karanlıktakiler filmini izleyince çocukluk korkularımın açığa çıktığını fark ettim… Kayseri’de şeker toplamak için neşeyle yollara düşen üç çocuk… Komşusunun zilini çaldığı için öldürülen çocuk… Komşusunun kıskançlığına kurban giden çocuk ve daha niceleri… Ne oluyor böyle? Biz eskiden komşularımızın evinden çıkmazdık. Bayram sabahı anne-babamızın elini öptükten sonra onlara koşardık.
Şimdiki çocuklar için öngörülen ise evden çıkmayın, kimseyle konuşmayın, yabancılardan bir şey almayın… Aslında bu uyarılar biz çocukken de vardı. Ama sonuçları bu kadar vahim değildi.
Çağan Irmak’ın Karanlıktakiler filminde rahatsız ve evinden bir türlü çıkamayan kadınla dalga geçen çocuklar var. Ziline basıp kaçıyorlar, ‘deli’ olduğunu söyleyip sokakta avaz avaz bağırıyorlar. Kadının çocuklara tepkisi pencereden kafalarına bir kova su boca etmek oluyor. Burada çocuklara kızıyoruz ister istemez. Farklı olana duyulan tepki onların ki… Eğer kendileri keşfetmedilerse o kadının farklı olduğunu, mutlaka evde anne babaları konuşurken duymuşlardır. Ve saldırı planı… Hücum. Kadını rahatsız ederek, oyun yaratma hevesi…

Çocukluk korkularım açığa demiştim yazının başında. Çocukken iki şey vardı bizi çil yavrusu gibi dağıtan. Birisi deli Safi’ydi. Aklı yerinde olmayan bu genç adam sokağın başında görüldüğü zaman saklanacak delik arardık. Sonra o geçip gittikten sonra da arkasından bağırırdık. ‘Deli Safi, Deli Safi’ diye… O yerde taş alıp bize atardı, yalancıktan koşardı peşimizden. Ama kalbimin korkudan tir tir titrediğini hatırlıyorum.

Ama asıl korktuğum Esmer Amca idi. O benim korku filmi karakterimdi. Esmer yüzü, üzerinden dökülen kıyafetleriyle, ben de alay etme değil, direkt topuklamam gerektiği duygusunu uyandırırdı. Bir nevi Karındeşen Jack’ti. Bir kez az daha ona yakalanacaktım. Tabii bu benim kurgum. Onun bana zarar vermek, beni korkutmak gibi bir derdi olduğunu zannetmiyorum. Ama sakin sokakta onu karşımda görünce ne yapacağımı şaşırmıştım. Oraya kaçıyorum olmuyor, öbür tarafa da olmuyor. En sonunda duvarı atlayıp, birisinin bahçesine dalmıştım. Ağacın arkasında nefes nefese onun gitmesini beklemiştim. O da gitmişti. Ben o an kaybolmuştum. Ama geri dönmüştüm evime. Kimse bana zarar vermemiş, kimse kötü gözlerini benim üzerime dikmemişti.

Arkadaşlarımızla kavga ettiğimiz zaman birbirimizin kapısına taş, ot ve kurbağa larvaları atardık. Çocuk aklı işte. Annelerimiz de bize kızardı. Ve sorun hallolurdu. Ya şimdi… Çocukları yakalayıp işkence fantezileri kuruyorlar ve işin kötü tarafı uyguluyorlar. Çocuklar teker teker kayboluyor ortalıktan. Bulunuyorlar ya da bulunmuyorlar ama kayboluyorlar… Kim ne ister ki çocuklardan?

Bayramda yeğenlerim ‘anne biz bu duyguyu yaşamak istiyoruz’ diyerek kapı kapı dolaştılar. Bir sürü şeker toplayarak döndüler eve. Gözler biraz camdaydı ister istemez. Çocukların apartmanlardan çıkma süreleri de kısa bir zamanda hesaplanmıştı. Çıkmaları biraz gecikse hemen dalacaktık apartmana… Komik ve trajik değil mi? Ama bu ülkede çocuklar bayram şekeri toplarken kaybolabiliyor. Ve benim ağacın arkasına saklanıp masalsı bir biçimde kaybolduğum gibi kaybolmuyorlar ne yazık ki!

Tehlikenin nerde ve nasıl beklediğini bilmiyorlar. Bizim çocukluk korkularımız belliydi. Deli Safi ve Esmer Amca. Şimdi tehlikenin nereden geleceği belli değil. Delilik hali Deli Safi ve Esmer Amca gibi üzerlerinden dökülmüyor insanların… O yüzden çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler diye bitirmek lazım yazıyı… Nazım Hikmet’in güzel dizeleriyle… Çocuklar ancak kendi masallarının içinde kendi istekleriyle kaybolsunlar… Elinizi çocuklardan çekin!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.