Kente dönüşmeyecek bir mahalle: Kolera


Ağır Roman Yeni Dünya konusuyla olduğu kadar oyunculuklarıyla da dikkatimi çeken bir dizi. Herkesin abartılı ama o mahalle raconuna çok yakışan oyunculuları var. Herkesin birbirine ayar çektiği dizi yarattığı Kolera mahallesiyle çok sevdiğim Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk romanını aklıma getirdi sıkça! Çünkü orada da üçlü bir aşk hikayesi ve yıllara yayılan bir bekleme süreci vardır, Kara Leyla’da sevgilisi Salih’in içeriden çıkmasını bekler vs…

Banu Bozdemir 

Ağır Roman Hasan Kaçan’ın filme çekilen romanının kırk yıl sonrasını anlatıyor. Yerlerini yurtlarını kaybetseler de ruhlarını kaybetmeyen bu insanların mahallenin içinde olup biten dertlerinde hayat buluyoruz. Beylik laflar etrafımızda göbek atarken kentsel dönüşüm adı altında etrafımızı kuşatmakta olan rant kavgasının daha da farkına varıyoruz. Bu nedenle dizi benim için sadece seyir amaçlı uzadıkça gevşedikçe anlamsızlaşan, aşk tamlamalarından kendisi bile bunalan dizilerden bin kat daha iyi. En azından bir derdi var. Bu şehre karşı bir sorumluluğu var! Artık öyle bir hale geldi ki bugün neresi tepemize yıkılacak, yanacak ve neresi ağaçsız kalacak diye bekler olduk. Neymiş? Gelişiyor muşuz! İşte burada büyük bir derdi üstleniyor Ağır Roman. Yeni dünya düzenine ayak uydurmamak için direnecek, ileriki bölümlerde Sultan filminde olduğu gibi dozerlerin önüne atacak belki de insanlar kendilerini! O zaman bizde zalime kızacak, bedenlerini evlerine siper eden bu bir avuç mahalleliye daha fazla saygı duyacağız! Çünkü bizim siper edeceğimiz bir yaşam alanımız, korumaya alacağımız bir mahallemiz bile yok!

 Gelelim filmin içindeki başka bir direnme alanı olan aşka… Mahalleye araştırmacı / üniversitesi hocası olarak giren Eylül’ü mahalleyi yıkmak üzere gelen dozerlere benzettim. Salih’in yıllardır alışık olduğu bedeninde yeni bir aşk inşa etmeye çalışıyor ve başarıyor da! Salih’in Eylül’e olan aşkını gerçekçi buldum ama Eylül’ü Salih’e taşıyacak duyguyu henüz kuramadım kafamda. Tabii ki böyle aşklara alışkınız, hatta fazlasıyla. Bir nevi zengin kız, fakir erkek aşkına güzelleme ama filmin gerçekliğine bir dozer darbesi atmış gibi geldi! Bir kere de yağız mahalle delikanlısı, okumuş etmiş şehirli kızın ilgisine hapsolmasın ya! Yok öyle bir gerçeklik, Kolera’ya dışarıdan bakan bir göz o sonuçta!

Tabii dizinin Kolera’ya dair eleştirileri de var. İyilik ve kötülük sürekli çatışma halinde. Mahallenin karanlık bir tarafı var inkar edilemez biçimde. O yüzden dizi kendisine dürüst davranıyor, mahallede olup biteni açıkça anlatıyor. Hırsızı da var uğursuzu da, hatta namussuzu da var diyor ve kapalı kapılar ardında yapılan toplantılara, karanlık arka sokaklarda yaşanan densizliklere dalıyor, bir nevi içeriye de sokuyor kamerayı! Ama büyükşehir dediğin steril olmaz zaten, kirlidir, gridir, tozludur çoğu zaman!

Şehrin içindeki kaos mekanları gitgide azalıyor. O yüzden dizi Balat’ta çekiliyor, İstanbul’un fakir yüzünü anlatmak isteyen birçok dizi gibi! Küçük evlerin ara sokaklara taşan seslerinde filmin atmosferi de bir hayli iyi, görsel açıdan doyurucu. Ama dizide bir olay olduğunda toplanan kalabalıkla bizim oyuncu tayfası arasında oluşan görüntü farkı biraz fazla gibi! Yani onlar fazla mahalleli, oyuncular ise o mahallenin gülleri gibi!

Bu arada dizinin oyunculuklarına diyecek yok, Nesrin Cavadzade müthiş. Bir kedi edasıyla her yerden süzülüyor ve Eylül’ü (Begüm BirGören)  bakışlarıyla bir yerde kitliyor. İki kafadarı oynayan ve son bölümde aralarında bir aşk doğacağının sinyallerini veren Janti Metin’i oynayan Onur Saylak ve Zehir Ahu’yu canlandıran Özge Özpirinççi’nin raconlu rol kesişleri de bir hayli başarılı. Ecnebi Tina’yla  mahallenin başka bir yüzünü temsil eden Sumru Yavrucuk her zaman ki gibi ekrana doluyor! Oyuncu kadrosu gayet iyi oluşturulmuş zaten, herkes mahalleye ve mahalleliye kendisini siper etmiş gibi!

Dizide bölümler ilerledikçe bir yandan da yavaştan o kopmazmış gibi görünen mahalleli bağları gevşiyor, Kolera mahallesi tıpkı kolera hastalığı gibi salgına kurban gidecek sanki! Rant salgınına! Biri aşk, biri borç diye bir gönülde yeşeren iki duyguya aynı şekilde mi karşılık verecek acaba dizi? Borçlar aşkı öldürecek mi, yoksa aşk borçların üstünü örtecek mi? Hep beraber göreceğiz tabii ama Kolera çatışır gibime geliyor! Tarlabaşı’na vurulan darbe, Taksim’e yapılan değiştirme çalışmaları yenileşme adına yerleşik kültürleri yok etme özelliği taşıyor! Kolera mahallesi bu anlamda direnecek, çok canlar yanacak, ilişkiler darmaduman olacak ama bir yerlerden başka bir umut çıkıp gelecek, bu tabii benim dileğim. Ağır Roman Yeni Dünya’nın sınırlarını kafasına göre çizmesine izin vermez umarım! Takipteyiz…

Bu Yazı Yurt gazetesi Kültür ekinde ‘Dizi Kafası’ köşemde yayınlanmıştır… 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.