Koku giderse anılar da gider!

Koklamanın önemine bir kez daha vardım. Bildiğimiz koklamak işte burunla yapılan. Tabii buna etki eden Yeryüzündeki Son Aşk filmini de yabana atamam. Filme her türlü duygusallığımı kuşanmış olarak gittim. Evet ben gerçekten de yeryüzündeki son aşkı görmeye gidiyormuş gibi gittim. Sanki onu korumaya almışlardı, bir fanusun içinde saklıyorlardı. Son aşk, kimsenin birbirini iplemediği bir ortamda hazine gibi bir şeydi… Ben de eski zaman karmaşasında, onu görmeye giden bir taşralıyım sanki!

Banu Bozdemir

Neyse efendim kurulduk sinemanın koltuklarına. Bu kez bu yorgun gözler ne görecekti acaba? Filmin içine tam anlamıyla girdim, sızdım. Orada, filmin içinde bir köşe buldum hatta kendime. Ve orada geçen bir cümleyle ürperdim. Koku alma yetisini kaybeden insan anılarını yitirir dedi filmin bir yerlerinde dış ses. İşte o cümleyle koptum biraz filmden…

Aklım hemen çocukluğuma kaydı… Çocukluğumun kokularına. Evimizin kokusunu hala duyarım zaman zaman. O bana annemi, babamı, abimi ve ablamları hatırlatır. Köpeğimiz Lassi’nin ıslak ve kesif kokusu da hala burnumun ucunda! Anne evi kokusu diye bir şey var ya. Mis gibi, tazecik, tertemiz… El emeği ve göz nuruyla evin her yerine serpiştirilmiş o koku… O kokuyu hissetmeden yaşanmaz ki? Sabun kokusu duyduğumda çocukluğumun pazar günlerine uzanmam… Oradan bir sürüye anıya yol almam…

Filmin o cümlesi içimi acıttı nedense… Yağmur yağdığında burnuma dolan çimenin kokusu beni binlerce anının kucağına atabilir. Bir kere karıncanın kokusunu aldığımı bile hissetmiştim. En ufak bir şeyin kokusu bile varken kokusuz kalmak berbat bir şey olmalı.  Küçükken dizdiğim tütünün kokusu, elime vurarak tanelerinin yere düşmesini sağladığım susamın kokusu, bir salıncak gibi sallandığım asmanın kokusu bile burnumun ucunda!

Nezle olmak gibi bir şey olmalı kokuyu yitirmek… Kuvvetli bir nezle… Bir hastalık hali, güçten düşme zamanı! İnsan hastalıktan anılara dalma isteği bile duymaz ki! Yediği yemeğin tadına ulaşamazken anılarına nasıl ulaşacak ki!

Mesela polisin üzerine sıktığı biber gazının kokusunu duymadan gözlerinden yaş gelmesi gibi bir şey galiba kokuyu yitirmek. Yitirdiklerinin farkına varmadan ağlamak gibi sanki… Giden sevgili için her ana dökülen gözyaşı gibi… Onun kokusunu unutmak en zorlarından birisi galiba. O kadar yoğun bir içe çekiş ki o koku bittiğinde bile içteki boşluğu kalır, acısı kalır derinlerde bir yerlerde. Bu da ancak acı bir anı olur!

Velhasıl koku giderse anılar da gider, tat da gider afiyette!  İnsan lağım kokusunu bile özler gibime gelir, zira onun bile anısı vardır burunda! Sonuçta o ya da bu şekilde bütün dünya olarak koku alma yetimizi yitirecek olursak, aşık olmaya bakalım derim ben.  Bir sevgili bulmaya ama onu bulamıyorsak da bir ağaca, bir hayvana, bir yemeğe aşık olmak en güzeli galiba. İnsan kokuyu kaybederse bütün hazlarını kaybeder gibime geliyor. O yüzden kokuyu kaybetmeden anılarını bir kenara not etmeli insan. Ve yeryüzündeki son aşkı görmeye gitmeli… Elinde bir anılar kesesiyle… Ha bir de gözyaşı şişesiyle!

1 yorum

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.