Kozalar Gözümüzün Nuru’dur…

20613604

20. Altın Koza Film Festivali bir iki şaşkınlık ve tartışmayı saymazsak sakin geçti… Hatta son yıllarda festivaller daha sakin geçer oldu, bundan bir şikayetim yok… Festivalin ilk günleri Kazım Öz’ün yeni filmi ‘Bir Varmış Bir Yokmuş’a uygulandığını söylediği sansür ortalığı ufak çaplı karıştırdı. Aslında Kazım Öz’e söylenen bir şey olmamış anladığım kadarıyla, festival yönetiminden de bir açıklama gelmedi bu konuda bize. Yani duyum gibi kalmış daha çok ama açıklama isteyen bir konu… Sonuçta bir film, bir yönetmen ve jüri kararı var işin ucunda…

Banu Bozdemir 

Gelelim filmlere… Bir kısmı İstanbul Film Festivali’nden, bir kısmı vizyondan taşınan ve ilk gösterimini Altın Koza’da yapan 12 film yarıştı festivalde…

Önce ödül alamayan filmlerden bahsetmek de fayda var. Emre Yalgın imzalı ilk film Hadi Baba Gene Yap (Yol Ayrımı) son dönem festivallerde fazlaca görmeye alışık olduğumuz, uzun planların az konuyla yamandığı filmlerden. Aslında filmin konusu güzel ama anlatım problemi vardı. Bireysel silahlanmayı, vicdani redi ve baba olgusunun erkek çocuk üzerine abanan gölgesiyle anlatmaya çalışıyordu ki olmamış. Filmi anlatımla beraber dillendirme hali ve bazı ayrıntıların sonuçsuz kalması filmi herkesin gözünde tatminsiz bir noktaya taşıdı.

goz1

Semir Aslanyürek imzalı Lal, Yılmaz Güney sevgisiyle yollara düşen iki çocuğun yolculuğunu kimi zaman masalsı kimi zaman gerçekçi bir biçimde anlatmaya çalışmış ama o da tatmin etmeyen filmlerinden oldu festivalin. Konu güzel, taşınmak istenen nokta farklı ama anlatım sorunlu. Yoksa Cinema Paradiso ve İran filmleri etkisi taşıyordu ama filmin şiddet ve mizah dengesi tam oturmamış. Özellikle karakol sahnesi fenaydı!

Biket İlhan’ın Yarım Kalan Mucize filmi ismi gibi tamamlanmamış bir film olmuş gerçekten de. Köy enstitülerini anlatan film geçen yıl vizyona giren Toprağın Çocuklarıyla konu olarak çok benziyordu. Oysa konu müthiş ama nedense olmuyor, kırsala okul dikmekle sorunu halloldu sanıyor yönetmenlerimiz. Yarım Kalan Mucize fazla didaktik, tiyatral ve sıcaklıktan yoksun bir filmdi ne yazık ki, hal böyle olunca oda ödül kazanamayan filmler kervanına katıldı.

2.-slight

Aslı Özge’nin Hayatboyu filmini İstanbul Film Festivali’nde izlemiş ve sevmiştim. Biz de şehir filmleri ve ona eşlik eden duygu filmleri çok fazla yoktur, bu anlamda başarılı buldum. Herkesin soğuk bulduğu film zaten karakterleri bitmişlik ve tükenmişlik içine çekmeye çalışıyordu ki bu anlamdaki soğukluk doğru bana göre!

Jin’le ilgili görüşlerimi yazmıştım, o yüzden Reha Erdem’in en iyi filmi kim alırsa alsın en iyi yönetmen alacağını en baştan söylüyordum ki öyle oldu. Bizim festivallerde en iyi filmi alan en iyi yönetmen olmuyor ki bu bana zaman içinde doğru gelmeye başladı. En azından tek film içinde dağılım olmuyor. (gülümseme olabilir) Tabii bir de bir ödüle iki film sığdırma hali var ki, o Altın Koza’da fazlaca karşımıza çıkıyor. En iyi film ödülünü kazanan Yozgat Blues ve Gözümün Nuru iki ayrı uçta, farklı bir film. Mahmut Fazıl Coşkun’un Yozgat Blues’u gerçekten de başarılı bir film. Öyküsü başarılı, taşraya dair okumaları gerçekçi ve benim Köksüz’den sonra ikinci favori filmimdi. O yüzden kazandığına çok sevindim.  Gelelim araya sızan Hakkı Kurtuluş-Melik Saraçoğlu’nun çok kişisel filmleri Gözümün Nuru’na. Çok fazla güldük, çok sevimli bulduk ama tek başına en iyi film alacağını düşünmedik o yüzden Yozgat Blues’un arkasına takıldı. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum, küçük kardeş gibi Yozgat Blues’a uyum sağladı. Güzel de oldu. SİYAD ödülü doğru bir kararla, hatta Gözümün Nuru ödülsüz kalmasın diye verildi ama ana jüri zaten kararını vermiş.! Böylece iki en iyi film ödülü almış oldu.

yozgat_blues-4

Köksüz birçoğumuzun favorisiydi ama  en iyi kadın oyuncu ödülünü alarak da bizi rahatlattı gerçi. Defne Halman’a ikidir en iyi kadın oyuncu gitmiyor, ben alması gerektiğini düşündüğüm için destekliyorum ama başka bir bahara kaldı yine. Ama Ahu Türkpençe ve Lale Başar da sonuna kadar hak ettiler. Filmden akılda kalan önemli şeylerden biri onların performanslarıydı sonuçta.

Ben Atıl İnaç’in Daire’sini de çok sevdim. Farklı buldum. İnsanın kendisi, etrafı, çevresi ve inancıyla farklı bir hesaplaşma haliydi bana göre. İroni ve mizahı da gayet yerli yerindeydi. Araya yerleşen fantastik dünya sorgulamaları daha kısa olsaydı, tatminimiz daha fazla olacaktı ama yönetmenin anlatımı bu şekilde kurmayı uygun bulmuş. Daire yani Atıl İnaç Film Yön En İyi Yönetmen Ödülü’nü Mahmut Fazıl Coşkun ile paylaştı.

Yerli filmlerden arta kalan zamanlarda ödüllü yabancılarda aldık soluğu. Sadece Aşıklar Ayakta Kalır, Like Father, Like Son, Gloria ve The Past Filmekiminde izlenmesi gereke filmler… Kısalar ve belgesellerle ilgilenemedik gene ama hepsini toplu halde izlemeyi düşünüyorum bir ara! 20. Altın Koza sakin geçti, filmler izlendi ve ödüller verildi…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.