Kral Henry


Kral Henry, 16. Yüzyıl Fransa’sında  geçiyor, mekanlarda ve tiplemelerde yarattığı deformasyon ve gerçeklik algısıyla en epik anlatım tarzını seçiyor bana göre. Film Kral Henry’nin çocukluktan başlayan hayatıyla birlikte entrikalar şehri olarak Fransa’yı resmediyor. 

Banu Bozdemir

Tarihi filmlerim kimyası aşağı yukarı aynı, daha çok kronolojik bir çizgide başladığı gibi, o kişinin ilgi çeken bir dönemine de el atılıyor. Birilerinin hayatına bu denli gözcülük etmek, hele de bu kişiler tarihin içinden gelen farklı ve uçuk kişilerse farklı bir ürperti kaplıyor insanın içini… Çok etkilendiğim hayatlardan birisi de ünlü şair Sylvia Plath’ın hayatını anlatan Sylvia filmi olmuştu! Depresyonlarla sıvanan bir hayat ve sonrasında intiharla son bulan bir irade!

Oscar’ı alan Zoraki Kral ise tarz örneklerin en keyiflilerindendi, epikliği çıkarıp üzerinden atmış, tarihi film dekorunu yeni baştan inşa etmişti sanki! Cengiz Han (Mongol) da savaş sahnelerine yüklenen, epikle süslü ve kronolojik bir anlatım sunuyordu, Zira bu tarzın en popüler örneği Büyük İskender ve Elizabeth’i de unutmamak lazım.

Kral Henry, 16. Yüzyıl Fransa’sında  geçiyor, mekanlarda ve tiplemelerde yarattığı deformasyon ve gerçeklik algısıyla en epik anlatım tarzını seçiyor bana göre. Film Kral Henry’nin çocukluktan başlayan hayatıyla birlikte entrikalar şehri olarak Fransa’yı resmediyor. Katoliklerin yükselişe geçen Protestanlara göz açtırmayışı, beraberinde gelen kıyım ve ölümler halkı olduğu kadar sarayı da inanılmaz etkiliyor. Filmde tabii ki gözümüz daha çok sarayda ve orada yaşanan kaosta.

Henry önce ülkede yaşanan mezhepler savaşı biraz durulsun diye aciz kral 9. Charles’in kızkardeşi Margot ile evlendiriliyor. Anneler hakimiyeti burada da tavanda! Aslında Margot 1993 yılında karşımıza çıkan Kraliçe Margot filminin baş kahramanı. Kendisi ve ailesi bu filmin en ilginç tiplemeleri olarak karşımıza çıkıyor ki yine zira Kraliçe Margot filmi aile içi şiddet ve ensest ilişkilerinden fazlaca beslenmişti! Ve kesinlikle dönemin karmaşasını yansıtmak konusunda daha başarılıydı. Zaten Kral Henry filminin en keyifli anları da Margot ve ailesi arasındaki didişmelerden alıyor ilhamını.

Sonrasında didaktik bir anlatıma geçiyoruz. Aslında bu filme bakarak Kral Henry’nin çok ilginç bir karakter olduğu söyleyemeyiz. Katolik ve Protestanlar arasındaki anlamsız savaşa bir son verdiği, ülkeyi iyi yönettiği ve sevdiği kadınlardan bir varis sahip olamadığı gibi olaylar da gerçekten de filmin içinde bir ayrıntı olarak kalıyor. Hayatına bir sürü kadın giren, bu anlamda çapkınlıkla ünlenen kralın ancak üç kadınla olan bağına tanıklık ediyoruz. Margot ile yaşadıkları hayvani bir tutku, ikinci eşiyle yaşadıkları büyük aşk, onu kaybedişi acı ve trajik! Üçüncüsü ise kendisine varisler doğuran ama bir türlü sevemediği varlıklı Medici ailesinden gelen Catherine de Mecidis. Filmde dini propagandalar olduğu kadar kadınların yaptığı entrikalar da bir hayli etkili… İnsan Osmanlı sultanlarının entrikaları bunların yanında hiç kalır demeden edemiyor.

Aslında tarihi filmlerin süreyi aşan bir tarafları hep oluyor. En güzeli tarihi karakterleri uzun uzun dizi yapmak, ancak o zaman değerini buluyor. 150 dakikalık film din savaşlarının ortasında kalan insanların açmazı olarak, birçok şeye dokunamadan son buluyor. Ama yönetmen o dönemlerin atmosferini hem saray ortamında hem de sokakta mümkün olduğunca gerçekçi vermeye çalışıyor. Bütün o kaos, entrika ve karanlık içinde benim gözlerim hep kıyıda köşede kalmış olan gerçekliğe kaydı. Salt güzellik yerine özellikle deforme tipleri seçmiş gibi geldi. Savaşın ortasında kalan insanın ruh halinin dışa taşan perişanlığını vermeye çalıştı belki de!

Henry Kanuni Sultan Süleyman dönemine denk gelen bir kral, hatta yazışmaları olduğu, Kanuni’yle iyi geçinip arkasından bolca iş çevirdiği de yazılanlar arasında! Filmde savaştan çok iç hesaplaşmalar, sarayın halkı bile geçen çeçeronlukları yansıyor perdeye. Didaktik ve kronolojik bir anlatım filmi bir tiyatro havasına sokmuyor değil ama öyle ya da böyle 150 dakikalık filmin sonuna geliyorsunuz! Sonuçta film yönetmeni Jo Baier tarafından Henri 4 romanından filme uyarlandı. Berlin Film Festivali’nde seyirciyle buluştu. Film ne ‘büyük prodüksiyon yaptım’ edasıyla ortalıkta dolanıyor, ne de bu işi beceremedim havasında. Sadece fazla karanlık, defresif bir atmosfer; durmayan savaş ve entrikalar biraz fazla sıkıyor boğazınızı!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.