Kunduradan film setine, Çandırwood’a…

Milliyet’te çalışırken Antalya’da bulunan ‘Çandırwood’ film stüdyolarını gezmeye gitmiştik cümbür cemaat. Kocaman bir alanda kurulmuş stüdyo her anlamda gayet profesyonel duruyordu. İnşa edilen setler, başka filmlere malzeme olduğu gibi değiştirilip başka setlere de dönüştürülebilme imkanına sahipti. Ama olmadı, yurdumun her yanını  doğal  plato kabul eden yönetmen ve yapımcılar bu mekanı çok kullanmadılar. Pahalı kiralar da bunda etkiliydi muhakkak!
Banu BOZDEMİR

Çandırwood kullanılmadığı gibi aklımızdan da çıktı gitti elbette. Antalya Film Festivali basın toplantısı, açılış ve kokteyllerinde bu mekanın tekrar kullanıma açılması konuşuldu, kulağımıza çalındı. En son festival kapsamında nedense çok da ilgi çekmeyen bir alan olarak kalan Halkın Portakalı kursiyerlerinin o stüdyoları gezdiğini öğrendik. Belki de filmlerini orada çekerler, haber de bu kısım pek belli değil…

Yıllardır ülke çapındaki birçok festival ve seti gezmiş biri olarak doğal setleri daha çok sevdiğimi söylemeliyim elbette. Tabii set dediğiniz şey genelde ortamda ne varsa o oluyor, ekstra bir şey yansımıyor pek ortama… Aklımda kalan setlerden ikisi Arog ile Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü idi. Özellikle Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü’de ciddi bir set inşa edilmişti. Sonrasında orada kaldı bir set hatırası diye biliyorum. Kukuriku: Kadın Krallığı seti de oluşturulmuş bir setti ama daha önce çekilen bir diziden kalmıştı… Çubuklu Gölü kenarındaki mekan gerçekten de masalsıydı!

Kundura Fabrikası'ndan deneysel bir çekim...

Film için stüdyo tercih etmek ya da farklı bir set inşa etmek büyük yapımların harcı. Minimal filmler ortamdaki boşluk içinde istediği gibi uzayıp gidiyor sonuçta!

Benim gibi azılı bir set takipçisi Beykoz Kundura Fabrikası’ndaki set ortamıyla maalesef daha yeni tanıştı! Denize nazır kocaman bir alan fabrika… Yani mola vermek için dışarıya çıktığında, deniz kenarında çayını yudumlamak mümkün… En azından buradaki işçilerin şanslı olduklarını düşündüm!

Birçok filmin Beykoz Kundura Fabrikası’nda karanlık, geniş ve uzun çekimlerini hatırlıyorum ortama düşünce. Hele kocaman metruk binanın büyüklüğünde kaybolunca aklıma Barda filmi geliyor ve ürperiyorum. Ortamdan topukluyorum. Hastane odaları, hücreler ve büyük bir boşluk… Ahmet Ümit’in romanından uyarlanan, yönetmenliğini Ersan Arsever’in yaptığı Bir Ses Böler Geceyi isimli filmin basın toplantısı için oradayız… Keyifli bir söyleşinin ardından fabrikaya dağılıyoruz. Öyle Bir Geçer Zaman ki filminin yeni bölüm dekorları inşa ediliyor gayretli bir biçimde…

Haa bu mu? Bu da benim setim... 🙂 Belki de evim... Bilemedim şimdi.

Biraz ileride Çağan Irmak’ın çekeceği Keşanlı Ali Destanı’nın dekor çalışmaları yapılıyor… Diyorum ki burası da kendi çapında olmuş bir stüdyo… Ama etrafımdan hemen ‘buranın bir iki senelik ömrü kaldı. Ya otel olacak ya da kongre sarayı’ diyorlar! Deniz kenarında buram buram rant kokan bu güzelim mekanı stüdyolara kiralamak pek de karlı bir iş olmasa gerek! Ama bir yandan da böyle bir mekan şart, ben sevdim, etkilendim…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.