Paris’e ve tarihe uzanmak…


Woody Allen tıpkı benim kafamdakini filme aktarmış. Yaşadığımız dönemleri ve zamanı kendimiz belirleyemediğimizden olsa gerek hep farklı zaman ve yaşamlara özlem duyarız. Benim de özlemim her şeyin böyle anlamsızca patlamadığı, değerini yitirmediği, hatta bir nevi başlangıç teşkil ettiği dönemlerde bir yazar olarak yaşamak… Uzun edebiyat sohbetleri eşliğinde yorulmak, şimdi anlamsız gelen ve hızla geçtiğimiz bir fırça darbesinin içine karışmak…

Banu Bozdemir

Aşk acıları çekmek ve dönem gereği kavuşmanın zor olduğu anlar yaşamak! Hep ben o dönemlerde yaşamalıyım, bu zamanlar bana göre fazla ‘yaşanmış’ diye diye sonunda çağırdım sanki bu filmi… Tüketim toplumunda bu kadar geriye kaçmak istiyor insan, bu dönemde yaşamak isteyen varsa buyursun yaşasın, ben Gill’in peşinden Paris’te Bir Gece Yarısı yaşamaya gidiyorum. Bakarsınız belki orada kalırım!

Woody Allen’ın bunca film çekmesine rağmen hala özgün bir biçimde çalışan tarzına bayılırım. Bu kadar üretken, bu kadar farklı tonlarda ve güzel film çeken bir yönetmen zor bulunur! Film bir romantik komedi havasında geçiyor. Yani bir evlilik arifesi ve farklılaşan dünyalara ilişkin… İşin romantik komedi kısmı Hollywood filmlerini andırsa da, Gill’in 1920’lerin Paris’ine uzandığı kısımlar nostalji, romantizm ve komedi kokuyor…

Filmin başlangıcı Paris’in sokaklarına adanmış belgesel görüntülerle başlıyor. Bir süre bekliyoruz Woody Allen aklı bizi buradan nerelere sıçratacak diye! Konu aslında herkesin aklının ucundan geçen türden. Gill ve Inez nişanlılar. Anlaşamama halleri gayet ayan beyan ortada. Kız alışveriş, gösteriş ve paha tutkunu bir kız. Gill ise yazdığı roman için ilham arayan, heyecanlı ve gerçek bir sanat tutkunu. Inez’in evli arkadaşlarıyla da anlaşamayan Gill kendini Paris’in sokaklarına adar ve fantastik bir dünyanın ucuna ulaşır!

Orada hayranı olduğu tüm sanatçılarla tanışır, tabii bunlar eski dönem insanları. Yazarlar, şairler, ressamlar. Hepsini o dönemin atmosferine uygun olarak yeniden kurgulayan Allen, onların eğlence anlayışını, aşkı arayışlarını aslında günümüzden çok farklı vermiyor. Herkesin kıskançlık ve sahip olma damarı aynı şekilde işliyor. Gill hayal gücünde yarattığı bu hazine karşısında kendi romanını da inceden işlemeye başlıyor. İlhamını bugünden, bugünün tüketim çılgınlığından kaçarak kuruyor ve hayatının en doğru kararını veriyor belki de…

Bir şehrin atmosferi film çekmeye uygunsa kullanmak gerek derim ben ve Allen  de öyle yapıyor. Paris’in eski sokaklarını adımlıyoruz, ilham alıyoruz her köşeden. Zaten şehirli filmlere takıntılı yönetmenden de başka türlüsü beklenemez. Maç Sayısı’nda Londra’ya, Vicki Cristina Barcelona ile Barselona’ya uzanmıştık. Tabii yönetmenin neredeyse her filminde farklı aktris ve aktörlerle çalışması da onu filmlerini farklı kılıyor. Oyunculara farklı anlamlar yüklüyor ve onları tanık olduğumuz yüzlerinden farklı şekilde görmemizi sağlıyor! Paris’te Bir Gece Yarısı’na uzanmak için bundan daha iyi bir fırsat olamaz! Owen Wilson ve Rachel McAdams bu farklı dünyanın baş aktörleri olarak bir hayli başarılı!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.