Pazarlar atlatılması gereken günlerdir!


Pazarları Hiç Sevmem önce ismiyle girdi markajıma. Pazarların o sakin ve aynı zamanda telaşlı havası filme de yansıyor. Dram ve mizah iç içe… Filmden çıktıktan sonra sıcağı sıcağına filmin oyuncuları Melisa Sözen, Ezgi Mola ve Edhem Dirvana’yla konuştum.

Banu Bozdemir 

Pazarları Hiç Sevmem ismi siz de ne çağrıştırdı?
Melisa Sözen:
Bir yolculuğun sonuna bağlanan bir söz benim anladığım. Pazarları hiç sevmeme hali benim için şöyledir. Pazarları çok güzeldir esasen ama ertesi gün okul vardır. Muallakta kalınan bir paradoks hali. Aile bir araya gelir, kahvaltılar edilir ama bir yandan da bir stres vardır, yarına ilişkin. Filmde de böyle his var, alt metinde o günü bir atlatmak gerekiyor.

Dram ve mizah çok iç içe. Ve sizin karakteriniz çok mizahi geldi bana. Bir yandan karanlık bir depresifliği var bir yandan da kalabalıkla ortaya çıkan mizahı. Deniz karakterini anlatır mısınız bize?
Filmin başında aslında işi, ne aşkı var, mutsuz. Bir şey yolunda gitmiyor, keyfi yok. Ama bir yandan da içinde deli dolu bir hal var, tutamıyor kendisini. Hayatı çok seviyor, kimi kimsesi pek yok. Teyzesi var o da ona bir bahçe bırakıp gitmiş. Bu yolculukla beraber içindeki mutluluğa, umuda tekrardan sahip oluyor. Arkadaşları var onun için kıymetliler ama bir yandan da obsesif bir tarafı da var.


Deniz’i oynamaktan memnunsunuz o zaman. (Gülüşmeler)
Çok memnunum. Bir oyuncu için çok cezp edici yanı var. Bütün rollerin öyle.  Ben hep böyle bir karakter oynamak istiyordum. Hayatıma Melis olarak devam etmek zorundayım ama hep onu düşünüyorum, onu görüyorum. Bu dramın içindeyse benim hayatımı da çok etkiliyor. Deniz benim için Melis olarak da farklı pencereler açıyor. O dönem çok mutluydum, hep başıma güzel şeyler geliyordu.

Bundan önce Av Mevsimi’nde rol almıştınız. Aslında iki sene geçmiş üzerinden ama uzun zaman geçmiş gibi. Dizilerde daha fazla gördüğümüz içi sinemaya uzak kalıyor gibiyiz. O klasik soruyu soralım. Dizi mi? Sinema mı?
Sinema muazzam bir şey, bir aşk zaten. Dizide doğru şartlar biraya geliyorsa muazzam bir pratik sahası. Çünkü her hafta yeni bir şey deniyorsunuz. Kendinizi de deniyorsunuz. O pratiği yapmak için ya workshop’lara katılacaksınız. Dizi biraz da zekayı kullanma becerisi gerektiriyor. Bunu bütün ekip için söylüyorum, dizinin gidişatını belirlemek gerekiyor. Yoksa öykü ve karakterin doğru yoldan çıkmaması gerekiyor. Dizi böyle ama sinema dediğim gibi aşk…

Yönetmeninizin ilk filmi, nasıl denk geldiniz?
Daha önce bir reklam filminde çalışmıştık. Sonra Rezzan Hanım bu rol için beni düşündüğünü söyleyince çok mutlu oldum. Hem onunla çalışmayı çok istiyordum benim için çok kıymetli bir yönetmen. Hayat bakış açısına, bu hikayeyi anlatma biçimine… Karakterlerin olaylara alışılmadık bir biçimde tepkilerinin onun tarafından dile getirilmesi beni çok cezp ediyor. İnsan olarak ayrıca hayranım. Bütün her şey bu kadar iyi denk gelir yani.

 

Sette nasıldı peki?
Ne istediğini bilen bir yönetmen. O sahnenin gideceği yeri ve hangi duygunun öne çıkacağını biliyordu. Ama sürprizlere de açık bir yönetmen. Ne yaptığınızı görmek ister, açıktır ama ne yapacağını da bilir.

Rol arkadaşlarınızla iletişimiz nasıldı? Özelikle de ilk sinema filmi deneyimimi yaşayan Edhem Dirvana’yla olan etkileşimiz nasıldı?
Evet onun ilk film deneyimi. Onunla çalışmak şu açıdan farklıydı. İyi insan olmak ayrıca bir etki. Edhem cebine o anlamda bir şey doldurmamış bir oyuncu. Şunun tekniği şöyle olacak ya da ben bu duyguyu daha önce şuradan biliyorum diye değil de daha içgüdüleriyle ve Rezzan Hanım’ın yönlendirmesiyle oynadı. Bu konudaki bilgisi ve yeteneği de var. Böyle olduğu için onunla olan sahnelerimde sürpriz vardı. Evet aşağı yukarı o sahne belli ama oradan bir sürpriz çıkabilir ve ona hep açıksınız. Bu harika bir deneyim tabi.

Komedi oynamak ister misiniz? Filmde mizahi bir tarafınız da var aslında…
Evet inanılmaz çok istiyorum. Ama bu bir başlangıç oldu belki de…

Seyirci bu filmi neden izlemeli?
Onlar adına bir şey diyemem ama ben şu yüzden oynadım ve seyrederim. İyi şeyleri, neden hala hayal kurmanız ve umut etmeniz gerektiğini  anlatan, devam etmeniz için şevk veren bir yanı var. Bazı şeyler iyi şeyleri hatırlatır ve zor zamanlarda ‘aa bu vardı’ dersiniz, ben o yüzden izlerdim.

 

Ezgi Mola

Kendinizi izledikten sonra neler hissettiniz? .
İnanılmaz keyif aldım. Kendi halinde, duygusu yüksek, tam da okuduğumun karşılığı bir iş gördüm. Çok büyük laf ve iddiası yok. Hafif sürreal şeyler de oluyor içinde. Hatta onlar daha da artsaymış dedim izlerken. Çünkü hiç sırıtmamış. Okurken riskli ve bıçak sırtı gelmişti ama çok iyi durmuş.  Oyunculuları çok sevdim, görüntülere bayıldım. Çok güzeldi, umarım her şey aynı şekilde hisseder.

İzleyici absürd şeyleri sever aslında ama babayı daha önce mi görmeliydik diye  düşündüm filmi izlerken…
Evet olay baba karakterinde patlıyor, doğru söylüyorsunuz babayı daha fazla görsek absürdleri bile arttırabilirmiş film. Bu arada oyunculukları da çok keyif alarak izledim. Naif ve kendi halinde bir işti, bundan da çok etkilendim.
Dram ve mizah çok iç içe…
İşte gerçeklikten kastettiğim tam da o. Fazladan büyük büyük dertler anlatmıyor ama çok gerçek anlatıyor. Bu gerçeklik sıradan bir hale bile dönüşebiliyor ama alelade değil. Baştan sona bir tutarlılığı var. Ben keyifle çıktım, ve izleyenlerden aldığım enerji de güzel.

Peki Ayşe doğru adamla mı evlendi?
Mantık evliliği derler ya, bu biraz öyle bir evlilik oldu.  Aslında gönlü Oğuz’u isterken, gözünün içine bakarken, belki büyük bir aşk olabilecekken evlendiği adama bakıp ‘bu beni hayatımın sonuna kadar sevebilir’ diyebiliyor. Taa içine bakıyor, evleneceksem böyle bir adamla evlenmeliyim diyen bir kız var orada, o yüzden doğru bir adamdı. Ama bir yandan da Oğuz’un gözünün içine bakıyor, olur ya en uçtayken bütün gemileri yakıp gidebilirsin bir anda. Mantık ve aşk arasında mantığı seçiyor!

Kalabalık aile hali var ki bir yandan da, herkes bayağı bir uçuk…
Birbirinden alakasız gibi görünen ama birbirini çok iyi tamamlayan karakterler. Benim ailemde de beş kişin aynı olması mümkün değil. Herkes çok farklıdır. Hala öyle bir kadındı, Ayşen Gruda’nın oynadığı karakter öyle bir kadındı. Öte yandan Hasibe’nin (Eren) oynadığı karakter uçuk ama çok gerçekti. Kalabalık aileye hiç yabancı değiliz zaten. Hem yabancılaştırıyor hem de çok sahici geliyor.

İlk filmini çeken bir yönetmenle çalışmak nasıldı?
Çok rahattı. Rezzan Hanım ilk filmini çekti ama kült olmuş birçok filmin de yönetmeni. Bize kendimizi çok kıymetli hissettirdi. Bu önemlidir sette oyuncunun rahat olabilmesi için. Bize çok güç veren bir yerden yaklaştı. Bu bizim için avantajdı.

Film iki mevsime yayılmış.
O birazcık ruh haliyle de alakalı. O değişiklikler kişilerin ruh haliyle çok alakalıydı. Karlı bir havada kasvetli bir psikolojiyle başlayan film, bir cenazeye rağmen çok daha huzurlu yemyeşil bir yerde son buldu. Denizi, ağaçları, çiçekleri gördük. Baharla bitti, karakterleri psikolojisiyle örtüştü.


Edhem Dirvana

İlk sinema filmi deneyiminiz. Biraz bu filme dahil olma sürecinizden bahseder misiniz?
Tamamen tesadüf denilebilir. Bir televizyon programı için Bozburun’a gelmişlerdi. Benim de Bozburun Yat Kulübü diye bir işletmem var. Ben de orayı anlattım, belgesele. Bunu da Rezzan Tanyeli televizyonda görmüş ve Oğuz karakteri için beni düşünmüş. Bu role uygun olabilirim diye benimle temasa geçtiler. Benim de bir tecrübem yoktu ama denemek istedim, ne olduğunu anlamak, görmek istedim. Anlattılar bana rolü, bayağı başroldü. Biraz çekindim sonuçta. Ciddi bir şey, büyük bir proje, insanlar emek sarfedecekler. Senaryoyu okudum ve kendimi yakın hissettim. Senaryo güzel yazılmıştı ve karakteri kendime yakın buldum. Razzan abla beni inandırdı, onun büyük rehberliği oldu. İyi bir ekiple çalışmanın çok faydası oldu.


Sette iyi anlaşmak önemli değil mi?
Evet çok önemli. Çekim aralarında birlikte vakit geçiriyorsunuz o mükemmel bir iletişim ve alışveriş oluyor. Onlar tecrübelerini aktardılar bana. Ben de bir yerlere getirebildim.

Oyuncu koçunuz oldu mu?
O şekilde olmadı, oyuncu koçluğunu Rezzan abla yaptı. Hatta ona oyuncu koçu getirelim diyenler olmuş ama o özellikle istemedi. Onun daha önceki reklam filmlerinde de oyuncu olmayan insanlarla çalışmış. Bundan keyif alıyor. Doğallığı ortaya çıkarmayı seviyor. Öyle uzun uzun okuma provaları da yapılmadı. Sahnelerin antrenmanlarını yaptık diğer arkadaşlarla ve çekmeye başladık.

Kendinizi nasıl buldunuz peki?
Ben çok duygulandım bir kere ve tahmin ettiğimden daha iyi oynamışım diye düşünüyorum. Bu da bir tecrübesizlik sonuçta, neye göre değerlendiriyorum kendimi? Ama film bir bütün olarak çok hoşuma gitti, sıcak bir film oldu. Bütünlüğü olan bir film oldu. Bizim çocuğumuz sonuçta bu, bitmiş olarak görünce duygulanıyor insan. O kadar büyük bir kadro var ki ben bir parçasıyım yani.

Dram ve mizah iç içe filmde. Dramı kesen mizahlar var…
Benim çok hoşuma gidiyor, kara mizaha özelikle bayılırım. Daha gerçekçi geliyor. Hayatta biraz öyle değil mi zaten? Sürekli o duyguları bir arada yaşadığımız bir hayatın içindeyiz. Gerçekçi bir film o yüzden.

Yolda olmam halini sever misiniz? Değişime götürür ya insanı biraz da…
Film alt tema olarak hayattaki değişimleri anlatıyor. Bir yaşam biterken yeni bir yaşam, bir aşk biterken yeni bir aşk gibi… İnsanların birbirleriyle bağlantısı, ilginç tesadüfler hepsi de bir bütünü oluşturuyor.

Oyunculuk yapmaya devam edecek misiniz? Bir fikir oluştu mu?
neden olmasın, şu anda hayatımdan çok memnunum. Çok sevdiğim bir işle uğraşıyorum. Onda vazgeçmek istemiyorum ama bu da yeni bir ufuk oldu benim için. Kendimi geliştirebilirsem, böyle güzel insanlarla bir araya gelebilirsem ve iyi bir şeyler yapacağıma inanırsam neden olmasın. İnsanlara güzel mesajlar verip bir şeyler paylaşırsak ne ala…

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.