Pi’ ne yaşar ne yaşamaz!

life-of-pi6

Size de oluyordur kesin bir kitabı okumadan önce filmini izleyince kitabı da filmin içindeymiş gibi okuyorum, elimde değil aklım kendi kendine filme doğru akıyor. Ama bir şey itiraf edeyim mi bu tarz kitapları daha keyifle oluyorum. Kendi hayal gücüm ve filmin görselliği kitabın sayfalarında sanki üç boyutlu bir yolculuk yaptırıyor bana…

Banu Bozdemir 

Yann Martel tarafından yazılan Life Of Pi / Pi’nin Yaşamı, İnkılap Yayınları tarafında 2001’de ilk baskısı yapılmış ama ünlü yönetmen Ang Lee’nin filmle çekmesiyle dikkatleri üzerine toplamış, 2002’de Britanya’nın en prestijli ödülü Broker’ı yazarına kazandırmış bir roman. 11 dalda Oscar adayı olan, fabl tarzında yazılmış kitap sürükleyici zaman zaman katı gerçeklerle baş başa bırakan anlatımıyla, hayvanlar dünyasının derinlikleriyle insan inancının değişik bir bileşkesine odaklanıyor.

123997

Kitabın ve filmin başlangıcında da anlattığı gibi Martel 1996 yılında yazdığı Roma adlı kitabının kötü eleştirel almasıyla yeni kitabı için az parasıyla Bombay’a doğru yola düşüyor. Orada başladığı romanı için de ‘öksürmesi, titremesi ve ölmesiyle’ neredeyse başlamadan son bulan bir maceradan bahsediyor.  Bu kez Hindistan’a doğru yollara düşen yazar umutsuzluktan bitap düşmüşken Mamaji  adlı bir adam ona yani bu inancını yitirmiş adama ‘Tanrıya inanmanı sağlayacak bir öykü anlatacağım sana’ diyor ve Pi’nin Yaşamı’nın temelleri böylece atılıyor.

Ben kitabı okurken iki bölüme ayrılmış gibi hissederek okudum. İlki Piscine Molitor Patel’in yani kitap boyunca bize eşlik edecek olan kahramanımızın (kısaca Pi) hayatı algılaması üzerine kurulu. Babası hayvanat bahçesi işletmecisi olan Pi ister istemez hayvanların dünyasında inşa ediyor duygularını ve inançlarını. Küçük yaşta Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hinduizm konularında bilgi sahibi olan ve üç dinin de kendisine hitap ettiği söyleyen Pi,  inanç sistemini fazlaca sorgulayan, daha soyut ve görsel anlatımla karşımıza çıkan romanın ikinci bölümünde Richard Parker adlı kaplanla Tanrı ve insana dair nasıl büyük bir deneyim yaşadığını anlatıyor.

Richard Parker’ın bir kaplana isim olması da esprili bir dille anlatılıyor kitapta. Onu yakalayan avcının ismi bir şekilde bu isimsiz yavruya kader yolculuğu teşkil ediyor ve onu inanılmaz bir yaşam ve sınama deneyimine çıkartıyor. İkinci bölüm batan bir gemiden kurtulan ve bir sandala doluşan (bir nevi Nuh’un Gemisi durumu) ama açlık, güç ve iktidar savaşıyla sadece Pi ve Richard Parker’ın sağ kaldığı ve günlerce yolculuk yaptığı bir delilik halini anlatıyor. Sırtlan, fare, orangutan ve zebra birbirlerine kurban oluyorlar! Bir Bengal kaplanıyla aynı sandalda yolculuk yapmanın mümkün olmadığını düşünen ve neredeyse 16 yaşında olan Pi’nin her geçen gün kazandığı deneyimler, arada yaşadığı güç kaybı ve daha da güçlenen Tanrı inancı bizi de onunla birlikte sonsuz ve ıssız bir okyanusta yolculuğa çıkarıyor. Onun iyi ya da kötü yaşadığı her şeyden bir şekilde nasipleniyoruz. Bu anlamda kitabın dilini gayet cesur buldum. Her detaya dalıyor. Aslında bir vejetaryen olan Pi’nin değişimi, hayatta kalmak için yaşadığı kimi zaman esrarengizleşen olaylar içimizi burksa da onu gayet iyi anlıyoruz.

life-of-pi

O denizin üzerinde olduğu için günlerce ayakları yere basmayan ama altında bambaşka, yabancı bir dünyanın olduğuna inanan, Bengal kaplanına yem olmamak için kendisine sal inşa eden güçlü bir çocuk. Balıklarla, kaplumbağalarla ve Richard Parker’la kurduğu güç dengesi elbette ki onun zihnini bulandırıyor ve değişik, dünya üzerinde bulunması mümkün olmayan, masal gibi bir adaya demirliyor. O ana kadar bizi gerçeklikle sınayan roman bir anda hayal gücümüzü ele geçiriyormuş gibi hissettiriyor.

Karşımızda tanrının varlığını her an tekrar eden ve ona olan inancı için şükreden bir çocuk var. Denizin ortasında kendisini bir kaplanla bırakmasını da bir inanç sınaması olarak algılayan bu sınamadan alnının akıyla çıktığını düşünen bir çocuk. Anlatımındaki gerçeklik ve doludizginlik kimi zaman rahatsız edebilir ama yine de elinizde tutmak isteyeceğiniz bir kitap. Günün birinde tabii ki kimse böyle bir deneyim yaşamasın ama yaşamak zorunda kalırsa kılavuz niteliğinde bile olabilir bu kitap!

gizli teras (8)

Kitabı okuduktan sonra yazarına göre ya Tanrı’ya inanmaya başlıyorsunuz ya da neden inanmadığınızın farkına varıyorsunuz. Ben kitapta tekrar eden güçlü inanç duygusu algılasam da, bunun okuyucu ya da seyirciyi körü körü körüne etkileyeceğini sanmıyorum. Film daha çok kitabın kazadan sonraki yolculuk kısmına eğiliyor, bu anlamda inanç duygusundan çok görselliği çok güçlü yansıyor filmin. Kitabın sonundaki bir diğer deneyim ise yazarın okuyucuyu hayalgücü ve gerçeklik arasındaki bir yere sıkıştırmayı fazlaca hedeflediğini de gösteriyor, bunu da not düşmek de fayda var.

Kitabın Brezilyalı yazar Moacyr Scliar’ın ‘Max and the Cats’ adlı kitabından fazlaca esinlenildiği söylense de Martel kitabı bildiğini ama okumadığını iddia etmişti. Orada da Nazi Almanya’sında soykırımdan kaçan ama bindiği gemi batan Max’in kafes içinde bir jaguarla sandal yolculuğu başlar. Evet genel bir benzerlik var gibi ama Pi’nin Yaşamı her açıdan okunması gereken ilginç bir deneyim kitabı…

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.