Pixar Duraklama Döneminde

20130218111906

Bir film devam filmi olarak çekiliyorsa ilk yapılması gereken ilk ya da önceki filmlerle onu karşılaştırmaktır. O yüzden çoğu kere devam filmi olan yapım özgün bir sanat eseri olarak ele alınmaktan çok öncekinin izlerini ne kadar taşıyor, ona ne kadar benziyor ya da ondan ne kadar ayrışıyor şeklinde ele alınır. Sevimli Canavarlar Üniversitesi’nin de başına gelen bu.

Banu Bozdemir 

Birçok kişinin en favori animasyonlarından biri olan Sevimli Canavarlar (Monsters Inc., 2001)’ın devam filmi olması aslında bir avantaj gibi görünse de değil! Çünkü ilk filmin altında bir hayli eziliyor.

Aslında bir yandan da bugüne kadar arka arkaya başarılı filmler sunan Pixar’ın gidişatına bakmakta fayda var. İnanılmaz Aile (The Incredibles, 2004), Oyuncak Hikâyesi (Toy Story, 1995) ve Sevimli Canavarlar’ı hikâye olarak başka bir tarafa koyabiliriz. Ratatouille (2007), Arabalar (Cars, 2006) ve Up (2009) görsellikle konuyu sevimli bir şekilde birleştiren ama sonlara doğru az da olsa etkisini kaybeden yapımlardı. Kayıp Balık Nemo (Finding Nemo, 2003) ve Wall-E (2008) bana göre şirketin daha çevreci kanadını temsil ediyordu. İşte o yüzden diyorum ki Pixar’ın muhteşem animasyonları peş peşe ve büyük bir coşkuyla piyasaya sürdüğü günler sanki geride kalmış gibi görünüyor. Tabii bu kesin bir yargı değil, zira araya Oyuncak Hikâyesi 3 (Toy Story 3, 2010) gibi üçlemenin neredeyse en başarılı filmi girdi, Arabalar 2 (Cars 2, 2011) ve Cesur (Brave, 2012) de ortalamanın bir hayli üstüydü. Ama yine de bir kan kaybı var!

msf_mu_lst_characters_v2

Gelelim on iki yıl sonra bile akıllarda kalan, küçük kız Boo’nun Canavarlar Dünyası’na sızmasıyla başlayan büyük maceraya… Aslında Sevimli Canavarlar vizyona girdiği dönemde büyük beğeni toplamasına rağmen nedense Shrek (2001) ya da Buz Devri (Ice Age, 2002) gibi popüler olmayı başaramadı, ilk beşin içinde yer alamadı. Buna verilecek kesin bir cevap olmamakla birlikte belki konu derinliğinin yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Oysa ki esprili dili ve çocukların korkularından beslenen bir hayal gücü vardı. Şimdi aynı sorun Sevimli Canavarlar Üniversitesi’ne de fazlaca sirayet etmiş durumda.

Sevimli Canavarlar filmi canavarlar dünyasının yaşama kaynağı, enerji potansiyelini oluşturan çocuklarla kurdukları çığlık ilişkisini anlatıyordu ama aralarına sızan Boo ile bambaşka bir dünya açılıyordu her iki tarafın önünde. Boo’nun hâlâ akıllarda kalan çok sevimli bir karakter olduğunu belirtmekte fayda var. Yıllar sonra gelen devam filmi üniversite filmi ağırlığıyla çocuk filminin üstüne abanıyor ve burada kendince bir risk yaratıyor. Zira seksenli yıllarda alışkın olduğumuz ve fazlaca karşımıza çıkan konu şimdiki çocuklar için ne ifade eder diye düşünmeden edemedim. Ama uyum sağlamakta zorlanmayacaklarını da test ettim. Amerikan üniversite filmlerinin üç aşağı beş yukarı nasıl olduğunu biliyoruz. Bir nevi Çılgınlar Okulu (Animal House, 1978) havası da var filmimizde. Popüler, ukala ve çoğu zaman kaba olan bir grup, ezik, çalışkan ve heyecansız olan grubu çeşitli sıkıştırma, aşağılama ve bezdirmelerle püskürtmeye çalışır. Onlar da gaza gelip karşı grubu son dakikada yener. Tabii aralara sızan mizah filmin sevilesi yanının en iyisi neredeyse! Burada da hikâye ilk hikâyeden Mike ve Sully kanadında ilerliyor, hatta ‘Yunan Oyunları’na katılacak ekibi büyük bir sabırla onlar eğitiyor. Mike biliyorsunuz “korkutucu” değilsin diye fazlaca ötelenen ama gayet zeki ve esprili bir tip. Ekürisi Sully ise iri yarı, tüylü ve bir hayli duygusal biri ama bu filmde duygusal yanı biraz törpülenmiş gibi.

monster

Film, ilk filme arada göndermeler yaparken sonrasında hikâye tek bir konuya evriliyor; takım çalışması ve ruhu, bireysel bunalımların her zaman önünü keser mesajı veriyor.  Bu açıdan bakarsak çok bildik bir hikâye var karşımızda ve bunu şirin kılacak Boo gibi bir karakter de yok. Öyle olunca hikâyenin salınımı ilk bölümde sona eren arkadaşlıkların tekrar toparlanması gibi oluyor. Korkutma oyunlarının özgünlüğü tartışılır ama bir koşu yarışması şeklinde organize edilen parlak yıldızlara (bir nevi deniz kestanesi) basmama oyunu heyecan dalgası yaratması açısından öne çıkabilir. Sonuçta karşımızda ayrıntılı bir sanat tasarımı ve animasyon tekniği var. Genel plânlarda ayrıntılar, renk ayrımları bile işin kalitesini anlatmaya yeterli. Bu konuda sınır tanımayan yaratıcılık animasyonlarda artık sadece ve sadece konulara takılabilir ki, Sevimli Canavarlar Üniversitesi’nin başına gelen de bu oluyor. O yüzden Pixar’ın kan kaybettiği düşünülebilir ama yine de ta en başından konuyu ele alırsak korku ve çocuk ikilisinin sevimli ve ilgi çekici bir şekilde buluşturulması bile bir olay! Belki ilkindeki gibi bir çocuğun bu “korkutucu” grubun arasına salınması kolaycılık olurdu ama şu mesaj yerine ulaşabilirdi: Bazı şeyler içten gelebilir.

Tabii ilkinde verilen çocukları ağlatmak için harcadığımız enerjiyi aslında güldürmeye harcayalım mesajı da burada kendini ispat etmenin telaşıyla yok olmuşa benziyor, bir yandan da çocuk ve korku ilişkisi devam ettirilebilirdi. Pixar’ın yükselişten sonraki duraklama dönemine girdiğini söyleyebiliriz ve kendilerine daha fazla çevreci animasyonlar yapmalarını öneririz.

 

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek