Politik ve ironik bir köpek masalı…

37. İstanbul Film Festivali’ne izlediğimiz ve birçok filmden daha başarılı ve derdi olan bir animasyon Köpek Adası. Amerikan bağımsız sinemasının dikkate değer isimlerinden Wes Anderson her filmiyle dikkat çekmeye, sinema adına yine umutlu ve özlenesi bir sarmal yaratmaya devam ediyor. Garip ve sıcak, mekanın ruhunu yansıtan, genel beğeniye uygun ama aynı zamanda politik dokunuşlara sahip filmlere imza atan yönetmen Isle Of Dogs / Köpekler Adası’nda Hollywood kalıplarında çekilen animasyonların üzerine adeta kalın bir çizgi çekiyor.

Önceki filmi olan Moonrise Kingdom’u da ada atmosferinde çeken yonetmen bu bu kez bitik, sadece köpeklerin yaşadığı, sürgün edildiği distopik bir atmosfer yaratıyor. Osmanlı döneminde ‘Hayırsız Ada’ya sürgün edilen köpeklerin bu hikayeye katkısı nedir bilmiyoruz ama karantinaya alınan köpek duygusu animasyondan pek gerçekçi yansıyor. Filmde de Hayırsız Ada’daki gibi köpeklerin birbirlerini öldürerek hayatta kalmaları amaçlanıyor! Japonya’da geçen film karantinaya alınan asıl şeyin köpekler değil, fikirler olduğunu, olası bir Japon yönetiminin genel lider paranoyasıyla hastalığın (bulaşıcı hapşurma salgını) dış mihraklar eliyle yayıldığına inandığı  konusunda da ince eleştiriler içeriyor.

Adadaki köpek dünyasına bakarsak sürgün pskilojisinin fazlaca ön planda olduğu, bir nevi gerçek dünyanın çöplüğü olduğu bir atmosfer hakim. Bilimkurgu atmosferinin zaman zaman hakim olduğu animasyonda 12 yaşında Atari Kobayashi adlı bir çocuğun iz sürücülüğü ve iradesi de hakim. Epik referanslarla ilerleyen ada ve adada yol alma hali Atari’nin köpeği Spots’u bulma azmiyle duygusal bir korumacılığa ve aynı zamanda değişime dönüşüyor.

Filmin distopik /gelecek ortamı sadece adada vuku bulunca, çevreyle birlikte dünyanın hatta insanlığın bittiği duygusu ön plana geçiyor. Tabii köpeklere uygulanan baskı ve ayrımcılık dünyada her daim  yaşanan ırkçılık rüzgarına da el atıyor. Böyle olunca dünya politikalarının geldiği nokta bir köpek adası uzerinden zekice bir sertlikle resmedilmiş oluyor. Tabii filmin kendi içindeki mizahi dokusu da o kadar kıvamlı ki…  Diyalogların ifade buluş şekli inceden gülümsetiyor

Filmde animasyon tekniği olarak bilinen bir örnekten Miyazaki’nin tarzından bahsetmek yerinde olabilir. Ustanın özellikle ilk dönem eserlerini referans almış gibi görünen Anderson anlatıcıyı da ihmal etmiyor yine. Son yıllarda fazlaca karşımıza çıkan kil tarzı animasyon bu tarzın en iyi örneği olarak yerini alıyor. Animasyonlardaki kurtarıcı mantığını seviyorum, burada da kendi köpeği için gelen Atari’nin tüm köpekler için umut olmasını adım adım izliyoruz. Daha önce Fantastic Mr. Fox / Yaman Tilki adlı bir çocuk romanını uyarlayan Anderson yine izleyenlerden iyi bir not almayı başarmıştı. Şimdi tarzını ve hikayesini daha da zirveye taşıdığını görüyoruz. Köpek Adası birçok açıdan detaylı, kavrayıcı, zeki ve politik bir animasyon. İsyanın sesini yakından duymak mümkün!

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek