‘Sanatı seyircinin ayağına götürmeliyiz’

Berna Laçin bu yıl usta oyuncu Erdal Özyağcılar ile Hoş geldin Boyacı oyununda başarılı bir performans sergiledi.  Seyirciden de tam not alan oyunun yanı sıra Laçin’le tiyatronun zahmetini, hazzını ve seyirciyle buluşma anını konuştuk.

Banu Bozdemir

Bu sezon Hoş geldin Boyacı oyununda Erdal Özyağcılar ile başarılı bir oyun sergiliyorsunuz.  Oyunculuğa tiyatroyla başlayan biri için tiyatronun her dönem anlamı farklı olmalı. Sizin için önemi nedir?
Tiyatronun benim için önemi büyük ama aslında herkes için büyük. Çünkü insanlık tarihi kadar eski ve kadim bir sanat. Aslında insanlığımızı, fark edip etmediğimizi her şeyi biz tiyatroda saklıyoruz. Tıpkı  genetik bir miras gibi taşıyoruz günümüze tiyatroyu. Aslında ülke tiyatrosu da önemlidir sizin ne olduğunuzu söyler. Tıpkı bir elmanın yarısı gibi seyirci ve oyuncu tiyatroyu bütün olarak oluştururlar. Benim için tiyatronun anlamı neyse bir seyirci için de anlamı o. Kendinde, etrafında, dünyasında ne olup bittiğini eleştirel bir gözle yakalamak isteyen herkes için tiyatro önemli. İnsanları puzzle gibi düşünürüm ve her yeni oyunda kendimi yeniden kuruyorum. O puzzle’daki karelerin yeri değiştikçe her seferinde kendimde yeni bir resim çıkıyor. Seyircinin de gittiği her oyunda o puzzle yer değiştiriyor. Şunu çok rahat söyleyebilirim ki kana kana oyunculuk yaptığım yer elbette tiyatro.

Erdal Özyağcılar çok başarılı ve deneyimli bir oyuncu. Tabii sizde. Karşılıklı sinerji diye bir şey varsa bu tiyatroda tavan yapıyor olmalı. Siz ikili performansınızı nasıl değerlendirirsiniz?
Evet bizim çok iç içe geçen, birbirini yükselten bir enerjimiz var. Bu özel hayatımızda konuşurken de öyledir. Erdal abiyle konuşurken de öyle. Ama sahnede tavan yapıyor evet seyircinin söylediği de bu. Biz aynı ipe çıkan iki cambaz oluyoruz, aynı ipe çıkmayı başardık. Karşılıklı birbirimizden alarak yükselttik. Bu bence çok önemli, her zamana yakalanmıyor. Bu iyi ya da kötü olmakla ilgili değil aynı frekansa geçebilmekle ilgili. Bu bizim oyunda gerçekten var.

Oyun yabancı bir oyundan uyarlama ve başarılı bir grafik çiziyor. Bize uyarlanan bölümleri oldu mu? Ve seyircinin ilgisi nasıl oyuna?

Sondan başlayarak yanıt vereyim. Seyircinin ilgisi çok güzel mutluyuz. Gelen herkesin bize katılarak ortak enerjiye dahil olması bambaşka bir düzleme getiriyor oyunumuzu. Komediler öyledir seyirciler katılmadan o oyun yarımdır. Bizim ilk oyunu izleyenlerle 15’ci oyunu izleyenler farklı bulacaktır. Çünkü seyirciyle yoğurarak yeniden yapılandırdık. Aslında onlarla birlikte yeniden prova etmiş olduk. Uyarladığımız yerler elbette oldu. Çok masa başı çalışması yaptık diyebilirim. Bu oyunun normal hali üç buçuk saat kadar. Biz onu kestik biçtik. Çok fazla İngiliz espriler vardı onları düzenledik ama oyunun anlamını bozmadan.

Özel tiyatroların aslında her şeyiyle tiyatronun yaşatılması gerekiyor. Ama hep tiyatro izleyicisinin azaldığından yakınılır. Devlet ve özel tiyatrolar açısından baktığınızda durum ne, seyirci azalıyor mu gerçekten?
Seyirci azalmıyor seyirci şekil değiştiriyor istekleri değişiyor. Bazen bizim verdiğimiz şeyin alıcısı olmayabiliyor gerçekten. Bunun da bir arasını bulmak lazım. Klasikler gibi vazgeçilmemesi gereken şeyleri sürekli ortaya koyarsak ama bunu yeni bir algılayışla ve güncel bir yorumla ortaya koyarsak çağdaş, genç seyirciyi de mutlaka yakalayacaktır. Şuna da bakmak lazım tabii. Gençlik nasıl bir algılayış içinde. Tiyatroda şunu yapmamak lazım. Ben bunu veriyorum, bu iyi bir şey bunu almalısın dememek lazım. Eski olan iyi yeni olan kötüdür diye bir şey de yok. Değişen bir günden, algı, hız ve ritm varsa tiyatronun da hiç kuşkusuz buna ayak uydurması gerekir. Bunu da yapan pek çok arkadaşımız var. Artık apartmanlarda, bodrum katlarında bile tiyatrolar var. Tiyatron aslında biraz daha küçülerek yayılma yolunu seçti. Dünyada ve bizde de biraz yokluktan ama bu da güzel bir üslup doğurdu. Başarılı işler yapılıyor ve inanın yer bulamıyorsunuz. Özellikle şu günlerde ülkede nabız yüksek ve mutsuzluk hakimken tiyatronun yükselebileceği bir ortam olduğunu söyleyebilirim. Çünkü sanat biraz yokluk, mücadele, sıkıntı, acı barındırır, verilen desteklerle çok yükselir ama kendini bulması için de böyle durumlar gerekir. Çehov güllük gülistanlık ortamda yazmamıştır eserlerini. Ülkemizdeki çalkantılar da tiyatroyu besliyor, tiyatroya karşı olan negatif tavır da tiyatroyu besliyor. Bu yüzden tiyatro her gün biraz daha yükseliyor.

Bir oyuncu için oyunculuk tarzını belirlemek gibi bir durum var mıdır, ama sizin tarzınız komediye daha yatkın gibi sanki? Siz ne dersiniz?
Değil aslında. Tiyatroya başladığım yıllarda hep klasiklerde ve ağır oyunlarda oynadım. Bana hep dramatik bir üslubum olduğu söylendi. Ben özellikle kendim komedi oynamayı seçtim ki, orası için de tarzımızı geliştirelim , orayla da haşır neşir olalım diye. Ondan sonra aa komedi senin tarzına yakınmış dendi. Değil aslında o an neyi oynuyorsan o sana yakıştırılıyor gibi. O dönem güzel, başrol genç kız rolleri oynuyordum ama komedi de olabilir dedim ve oynadım. Hatta Türkiye’deki ilk romantik komediyi yaptırtan benim. Evdeki Yabancı’dır o da. İkisi de ayrı üslup ve ikisini de çok seviyorum. Büyük ihtimal tiyatroda bu oyundan sonra çok dramatik bir rolde oynarım. Çünkü bu tam doludizgin bir komedi. Bir oyuncu için tür değiştirmek zordur ama ben çok seviyorum.

Kültür ve sanat hayatının İstanbul’da fazlaca olması çok güzel ama bazı şehirler çok şanssız bu anlamda. Turneye çıkmayı düşünüyor musunuz? Ve sanatın neden hep İstanbul merkezli olması konusunda düşünceleriniz?

Turneye başlar başlamaz çıktık bile. Üçüncü dördüncü oyunumuzu Ankara’da oynadık. Şinası Sahnesi kapatılacağı için. Tarihe not düşmek gibi benim için, hassas noktalar. Hatta artık İstanbul içinde bile turne yapıyorum. Ben buna eskiden çok kızardım, biz sabit olacağız, seyirci de tabii ki gelecek derdim.  Artık İstanbul’daki trafik şehirlerarası gitmek gibi. Artık seyirciye hak veriyorum. Ben bile oyunuma geç kalıyordum hem de çok yakın bir mesafeden. Sanatı seyircinin ayağına götürmeye son derece olumlu bakıyorum. Eskiden Ankara’ydı sanatın tiyatronun merkezi. Diğer bölgeler ise zayıf kaldı. Ama Devlet Tiyatrosu Diyarbakır’a çok şey kattı. Bunun arttırılması lazımdı, her kentte olması gerekirken gittikçe azalıyor artık.  Ve sahneler azaltılıyor, bizim ihtiyacımız olan sahne zaten. Ama atıl olan binalar ya tutuluyor ya da AVM yapılıyor. Bu politik görüşle ilgili. Sanat politikamızın olmamasıyla da ilgili. Ama biz tabii ki oyunumuzu elimizden geldiğince çok yere götüreceğiz.

unnamed (2)

Tiyatroda da uzun saatler prova yapılır, çok keyifli geçtiğine eminim. Ama Dizilerde yaşanan uzun saatler hem oyuncuları hem de sette çalışanları rahatsız ediyor, bu konu çok gündeme geliyor ama çözüm yolu uzak gibi. Siz neler söylersiniz bu konuda?

Tiyatro daha zor onu bir kere belirtelim. Dizi sektöründekiler sadece dizi yaptıkları için tabii en zor dizi geliyor onlara. Bir yandan tiyatro yapanlar için zoru da tiyatro ama o kadar keyifli ki zorluğunu görmüyorsunuz. Çocuk büyütmek gibi. Ondan zoru yoktur hayatta ama o kadar seversiniz ki o kadar ağır gelmez yükü. Tiyatro da öyle keyfi büyük. Dizinin de tatlı tarafları var ama tiyatro kadar keyifli olmadığından yükü daha ağır geliyor. Erdal abi 18 sene aradan sonra yapınca tiyatroyu, ben böyle bir şey görmedim, ben dizilerde tatil yapıyormuşum dedi. Tabii çalışma saatlerini de ekledi, evet çalışma saatleri dayanılır gibi değil. Tiyatronun avantajı oyun saati belli, prova süren belli. Dizi hayatını ipotek eden bir şey. Öyle olmasa dizilerin insanların evlere kadar giren enerjisine, insanların tepkilerine bayılıyorum. Asla da tiyatro harika, para için de dizi yapıyoruz diyeceğim bir laf değildir.

Bir rolü seçmenize sebep olan ilk şey nedir? Ve tabii sonraki sebepler?
Rolden de öte hikayenin ne anlattığı beni ilgilendiriyor. Önce tüme bakarım, tümden gelen biriyim bu konuda. Sonra karaktere bakarım, onun içinde ne bulacağıma, bana nasıl bir malzeme vereceğine. Rengine, kokusuna ve onu nasıl yoğuracağıma. Tabii sonra yönetmeni, rol arkadaşlarım kimler olacak onlara bakarım. Tabii en önemlisi keyif almak, biz keyif alırsak seyirci de alır diye düşünüyorum.

Kendinizi izleyen bir oyuncu musunuz?
Hiç değilim, hiç sevmem. Elbette bir kontrolüm, hareketlerime dışarıdan bakan bir göz vardır ama seyretmez, sadece uyarı için oradadır. İzlerim ama sevmem, hata var mı diye bakarım. Oyuncu olarak kendine hayran olan biri değilim yani.

Sosyal medyayı sıkça kullanıyorsunuz, etkileşimlerinden memnun musunuz? Her şeyin bir anda bu kadar çabuk yayılmasını sağlıklı buluyor musunuz?

Ben çok seviyorum sosyal medyayı, bayılıyorum. Sosyal medyanın sağlıklı ilerlemesi için günümüz şartlarını konuşmalıyız ama sosyal medyayı konuşmak saçma. Bu yeni dünyanın gerçeği. Bundan faydalanmak lazım. Lehimize çevirmek lazım, benim ruhum buna uygunmuş, ben yıllar önce bilmeden ipad, iphone tarifi yapmışım, temenni etmişim. Benim olayım sosyal medyaymış, ilk başlarda ne her şeyimi yazacağım diye muhafazakar davrandım ama şimdi dediğim gibi bayılıyorum.

Canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı?

Çok fazla var saysam bitmez. İyi ve çok dönemlere hitap edebilecek bir filmde oynamak isterdim. Bir de tiyatroda yeniden bir Çehov oyununda oynamak isterim.

Rolünüze özel olarak hazırlanma biçiminiz var mı?
Ben mesela tiyatroda hiçbir zaman oturup ezber yapmam. En zor olan rolü çıkartmaktır bana göre. Zaten öğrenerek ezberleyebiliyorum. Bilerek öğrenme yolunu tercih ediyorum.

Başka projeler var mı ve son olarak neler söylemek istersiniz?
Haftalık yazılarım Vatan gazetesinde devam ediyor. Fairy’le reklam projesi devam. Tiyatro oyunu oturana kadar dizilerde yer almayalım diye bir karar aldık Erdal abiyle. Ona uyduk, oyun oturdu, galamızı yaptık. Bundan sonra bir rutine gireceği için önümüzdeki günlerde hoşuma giden bir proje olursa dizi yapmayı düşünebilirim. Çok netleşmiş bir proje yok ama gelirse düşünebilirim.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.