Savaşların bitmeyen yarası!

Her hafta vizyona doluşan filmler arasında yolumuzu kaybederken yerli filmlerde uzun zamandır yaşanan dehşetengiz patlamanın da farkındayız! Ama komedi adına dengesini kaybedip yerlerde sürünenleri bir kenara alıp, doğru dürüst bir hikaye anlatımı ve yönetmenlik başarısıyla göz dolduranları da takdir etmeyi artık yapmalıyız diyorum. Örneğin Silsile filmiyle belli bir başarı grafiği yakalayan Ozan Açıktan’ın Annemin Yarası filmiyle gayet başarılı bir yönetmenliğe imza attığını düşünüyorum. Kalabalık bir senaryo ekibiyle yazılan film 1995 yılında geçiyor ve savaşın yarattığı çocukların / insanların psikolojisine odaklanıyor!

Filmi izleyince aklıma Bosna’da geçen birçok film geldi elbet. En çok Grbavica / Esma’nın Sırrı’nın Annemin Yarası’yla benzerlik taşıdığını düşünüyorum. Savaşın ortasında, sonrasında çocuk olmaya, yetim kalıp köklerini aramaya kadar her hikayenin ayrı bir trajedisi yansıyor bu tarz filmlerde. 18 yaşına gelip yetimhaneden hayata salınan Salih’in hayatı da aynı trajediden besleniyor. Bir tecavüz çocuğu olarak doğup, annesinin Bosnalı, babasının Sırp olduğu gerçeğiyle yüzleşmek! Ve babasını öldürmek! Annemin Yarası paralel iki öyküyle gidiyor ve Salih üzerinden birleşiyor. Filmin mesajı net: Savaş iki tarafa da silmek, hatırlamak istemeyecekleri kötü bir geçmiş bırakır!meryem

Filmin Bosna kanadında Mirsad, Nerma ve Salih varken, Sırp tarafında Borislav ve Marija var. Marija Alman ve Borislav’la Almanya’da tanışmışlar. Film bir an için bizi bir umut öyküsü olacağına inandırıyor ama savaşın bu kadar etki ettiği insanlardan umut çıkmaz diyerek basıyor trajediyi!

Filmin ters köşe bir sonu var işte bu yüzden, bu yüzden savaşlar bitse de bitmiyor etkisi yaratıyor… Buna rağmen karakterlerinin dozajıyla bir miktar komedi de konmuş. Gelelim filmin konuyla bütünleşen yönetmenlik ve görüntü başarısına! Açıktan filmin detayları için uzun uzun uğraşmış belli ki. Görüntü Yönetmeni filmin etkisini arttırmak için. Ortaya oyunculuklarla da desteklenmiş başarılı bir film ortaya çıkmış. Annemim Yarası tüm savaşların yarasına dokunmaya çalışmış ve başarılı olmuş diyebiliriz!

462354

Aslında haftaya vizyona girecek ama yine aynı coğrafyada geçtiği için değinmek istedim, hatta Annemin Yarası’yla aynı yılda geçiyor. Fernando León de Aranoa imzalı film A Perfect Day / Mükemmel Bir gün savaş sonrasında gönüllü olarak çalışan bir ekibin başından geçenleri anlatıyor. Halka temiz su sağlamak için kuyu kontrolleri yapan ekip kuyuya atılan bir cesedi çıkarmak için birçok yola başvurur bir türlü başaramaz. Adamı kuyudan çekmek isterken ipleri kopar ve ip aramak için koca köyü tavaf ederler. Film değişik mizahi alt yapıyla ipin peşinde dolaşan ekibin psikolojisini, mayınla giriştikleri komediyi, aynı zamanda çocuk psikolojisi gibi konuları da atlamıyor ve bunu gayet başarılı ve naif bir biçimde anlatıyor. Filmde absürdlük var ama abartı yok! Bir de filmde savaş sonrası kurşun izleriyle dolu bomboş evlerin olduğu bir köy gösteriliyor. Aynı Sur’da, Cizre’de gördüğümüz görüntüler! Savaş bu kadar boş (kovan) bir şey işte dedirtiyor. Umarım Sur’da, Cizre’de yaşananları da bir gün bir yönetmen filme çeker! Halkın ve askerin  karşı karşıya kalan psikolojisini mümkün olduğunca tarafsız yansıtmak önemli ama! Televizyon kanallarının neredeyse tek uyduya bağlandığı ülkemizde televizyonlardan fazlaca tek yanlı algı yönetimi yapılıyor. Bu algıları kırmak hiç kolay olmayacak ama en azından mümkün olduğunca objektif göstermek de fayda var diye düşünüyorum. Yani Bosna savaşının izleri sıkça karşımıza çıkıyor, çıkacak, kendi coğrafyamızdaki izleri es geçmeyelim diyorum!

Bunları da Seversiniz...

  1. Mustafa BALAY

    Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde ölüp belki de “kurtuluyorlar”. Ve bir türlü cevap bulamadığım soru var kafamda. Nasıl oluyor da barış zamanlarında çok sıkı-fıkı yaşamasak, gidip gelmesek ve belki selamlaşmasak bile, savaş zamanlarında hep zararlar, tacizler, tecavüzler, katliamlar KOMŞULARIMIZDAN geliyor? Annemin Yarası, Mükemmel Birgün, Başka Sinema salonlarında geçen ay izlediğim Güneş Tepedeyken, D-Smart’ta dün izledğim Muhbir (The Whistleblower), adlı filmlerde komşular zarar veriyor birbirlerine. Bu nasıl bir düşmanlık ve nasıl oluyor da bir anda ortaya çıkıveriyor savaş durumunda?

    Nisan 12th, 2016 //

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek