Sihirli Oyuncaklar 3D


İnsan bazen değişime inanması gerektiğini düşünüyor… şöyle ki, hayatın belli dönemlerinde insanın dünyaya bakış açısı değişiyor. Bu hızlı değişim karşısında başka türlüsü de mümkün değil galiba! Karşımızda 1937 yılında, üstelik Moskova’da doğmuş bir yönetmen var. İkinci dünya savaşını gören, Nazi soykırımından etkilenen, filmleri yasaklanan ve ülkesini terk edip Amerika’ya yerleşen Andrei Konchalovsky Sihirli Oyuncaklar ile çocuklara bir yılbaşı hediyesi vermeyi amaçlıyor gibi görünse de film bir süre sonra atmosfer itibariyle Nazi döneminde geçen acılı filmlere dönüşüyor.

Banu Bozdemir  

Açıkçası Sihirli Oyuncaklar ismini duyunca ‘canlanan’ ve çocuklara hayal gücü aşılayan filmlerden izleyeceğimizi düşünüp ‘yine mi’ demiştim ama Konchalovsky ismi beni biraz rahatlatmıştı fakat filme üç boyutlu gözlüklerle dalıp üstüne üstlük dublajlı bir filmle karşılaşınca hevesim epey kaçtı. Tabi bu film çocuklar için, onların şimdilik böyle bir seçicilikleri yok.

Film 1920’lerin Viyanası’nda geçmesine rağmen, biz bir süre sonra kapıları pencereleri kapatıp rüya gerçek arası bir hayal dünyasına daldık! Sinema Nazi’lerin yaptıkları karşısında her daim onları tokatlamayı bildi, meseleyi fazlasıyla sırtlandı, anlattı, kinini kustu!

Film Nazileri bir fare olarak resmediyor, pis lağım fareleri olarak! Tabii bu yüzden biraz da komik… Mary ve Max adlı iki kardeşin Einstein benzeri amcaları Albert (e=mc² formülü filmin bir yerinde geçiyor zaten) yılbaşı hediyesi olarak onlara oyuncak ev ve bir de fındıkkıran benzeri bir ceviz kıracağı hediye ediyor. Film aslında tipik bir Fındıkıkıran balesi. Bu bale yılbaşıyla özdeşleştiği için mutlaka bir yerlerde sahnelenir vs. Konchalovsky bu balenin genel hatlarını bozmadan filmi 1815’de yazılan Fındıkkıran ve Fareler Kralı’na çeviriyor.

Filmde fare biçiminde, üniformalı gösterilen Naziler, çocukların oyuncaklarını yakarak, çıkardıkları dumanla güneşin önünü keserler ve insanları kasvet ve kölelik ortamına sürüklerler! Filmin hayal gücünü Nazi imajıyla açmaya çalışan yönetmen aslında olayı bir yere ketliyor, bir yılbaşı öyküsünden, bir hayal gücü sevimliliğinden bir nefret öyküsü yaratmaya çalışıyor ki, ben bunu kendi adıma rahatsız edici buldum!

 Mary ve tahtadan olan ceviz kıracağının arasında gelişen salt sevgi sadece ikisini kapsıyor nedense. Max bile bu sevginin dışında kalıyor. İkili arasında yaşanan git geller diğer çocukların ortama sızmasına olanak tanımıyor. O anlamda bencil bir öykü olduğunu düşündürtüyor.

Filmi klasik bir yere koymaya çalışıyoruz ama yönetmen yenilikler yapmış senaryoda. Aslında sakin ve didaktik bir anlatımı var. Müzikal ve dans kısmı bayağı es geçilmiş. Olay biraz da bakın ‘Nazileri nasıl iğrenç fareler kılığına soktum’a getirilmiş.

Hitler tasviri bir Fare Kralı devirebilecek gücün sadece ülkenin prensinde olması, o ortaya çıkana kadar halk yığınlarının itaat etmeye boyun eğmesi gibi bazı tehlikeli emperyal fikirlere sahip film bu haliyle biraz İngiltere’yi savaşa hazırlayan Zoraki Kral’a özenmiş gibi… Halbuki 2. Dünya savaşının İngiliz kahramanı seçilmiş Churchill’di. Oyunculuklara gelince John Turturro’yu o kadar güzel Fare Kral yapmışlar ki ilk başta anlayamadım kendisi olduğunu. Yönetmen onu popüler bir ikon olarak tasvir etmiş. Adeta Rock şarkıcısı bir Hitler!

Filmde hayvanlar ve insanlar dünyasının steampunk öğelerle desteklenmiş ilginç bir atmosferi var, nitekim iyi niyetli Fındıkkıran’ın da yardımcısı bir maymun! Yani tasvirler sadece güzel insan üzerinde yoğunlaşıyor. Elle Fanning Mary rolünde gayet iyi rol kesiyor! Tabii bir de fare annesi rolüyle Frances de la Tour gayet iyi!

Çocuklar için mesaj verme kaygılı kitapları ve filmleri severim ama Sihirli Oyuncaklar’ın çocukları sürüklemek istediği kasvetli dünyayı biraz abartılı buldum. Yoksa bizlerin ve sinemanın Nazilere olan kininin bitmesini istediğimden değil!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.