Sinemalar yazlık olsa keşke!

EMEK sinemasına saygıyla….Ve durmaksızın yeniden…Sevgi neydi? Sevgi EMEK’ti.

Banu BOZDEMİR

Eskiden, daha çok yani seksenli yıllardan önce, sinemaya gitme, evden çıkıp toplu hareket etmenin, toplu olarak gülmenin ya da gözyaşı dökmenin ritüeliymiş… Her şehirde, her kasabada nüfusa göre birer ikişer hatta beşer tane yazlık sinema varmış.

Anıları biraz kurcalarsak İstanbul’da her semtte neredeyse bir tane… Balat, Yedikule, Kasımpaşa, Kuzguncuk, Beylerbeyi ve daha niceleri… Sanki yazlık olmaları, daha bir deniz kenarında olmalarından kaynaklı gibi… Akşamları çocuklarının dışarı çıkmasına izin vermeyen anne babalar bile izin verme haklarını geceye yayılan bu nostalji perdesi için kullanırlarmış…Filme gerek bir ağacın tepesinden gerekse çimenlere uzanarak dahil olmanın tadı ise unutulmaz!

Yazları Mayıs sonunda açılır, sonbaharda okulların açılmasıyla son bulurdu yazlık sinema keyfi. Kışın otopark olarak kullanılan bu mekanlar özellikle 21.00 seanslarında herkesin katılımıyla dolar, çekirdek çıtırtıları ve sandalye gıcırtıları filmin sesine karışırdı. Sandalyeler ayrı ayrı ya da bir sıra boyunca birbirine bağlı olurdu ve renkleriyle sinemaya ayrı bir hava katarlardı. Renkli ampulleri de unutmamak gerek tabii…

Bazen aniden bastıran bir yağmur yüzünden film yarın kalırdı, o zaman işletmeci ertesi gün için bedava bilet dağıtırdı herkese. Bilimkurgu ve fantastik filmler çok fazla ilgi çekmez, artistlerin oynadığı filmlerle, mecera ve aşk filmleri herkesi gözyaşlarına boğarak zirve yapardı.

Sonra sinemanın yerini televizyon aldı ve herkes apar topar evine çekildi… Yazlık sinemalar da teker teker topladı sandalyesini, yere dökülen çekirdek kabuklarını ve gazoz şişelerini… Alaska Frigo ambalajlarını…Sanki başka bir ülkeye doğru yollandı… Ama aslında herkesin hafızasının derinliklerinde yaşıyor… Sanki bir gün çıkıp gelecek olan eski bir aile büyüğü gibi…

Bu yazıyı bu kadar nostaljik yazmama sebep olan şey, geçen sene büyükadada açılan yazlık sinemadır. Çok da yakıştı Büyükada’ya… Ada hep yazı hatırlattığı için belki de bu kadar çok yakıştığını düşündüm…
Tahta sandalyeler, kocaman bir perde, projeksiyon makinesinin tıkır tıkır dönen sesi, çekirdek ve gazoz tekrar geri geldi sanki… Yazlık sineması kelimesi bir anda doğrulttu belini, gençleşti…

Çocukların duyguları o kadar katışıksız ki… Her güzel şey gibi yazlık sinemayı da çok çabuk sevdiler, uyum sağladılar… Onlar için yeni bir şeydi, ya da birkaç kere tanık oldukları kır düğünü gibiydi… Tahta sandalyeler tanıdık gelmişti onlara, sonra gazoz, dondurma, kuruyemiş…
Gençler biraz daha mesafeliydi bu eskilerden çıkıp gelmiş eski tarz eğlenceye… Her şeyin küçücük elektronik düzeneklere sığdığı bir dünyada bu kadar büyük eğlenceye ne gerek vardı ki? Onlar sinemayı kapalı salonlarda tanımış, DVD’den izleyip, bilgisayarlarına gece boyu müzik ve film indirmişlerdi… Her şey kulaklıklarının ucundaydı… Böyle büyük çaplı, üstelik de çoluk çocuk yapılan eğlenceye çoktan tıkamışlardı kulaklarını…

Ama hani deriz ya… Sinema bir büyü diye… Uzak duran gençler yavaş yavaş yerleşmeye başladılar tahta sandalyelere… Geriye bir tek rahatlayıp, herkesin pür dikkat gözlerini diktiği perdeye bakmak kalmıştı… O da oldu… Yazlık sinema tüm nostaljik tadıyla gençleri de kucakladı…
Aslında yazlık sinema geleneği tam anlamıyla bitmemişti, son yıllarda şekil değiştirmişti… Büyük otellerin havuz başlarında ya da geniş alanlarında yapılıyordu… Gayet az kitleye… Otele gidebilecek, gayet rahat koltuklarda, garsonların hizmetinde bir sinema keyfi yaşayanlar için… Orada çekirdek çıtırtısı duyamazdınız, çocuk sesleri de… Herkesin kenetlendiği, mutluluktan gözlerinin ateşböceği gibi parladığı bir yer olmalıdır yazlık sinemalar… Ve herkese açık… O yüzden Büyükada’da açılan sinema umarım diğerleri için tekrardan bir öncü kuvvet olur… Maddi yetersizliklerden dolayı sinemaya gidemeyen, eğlence olarak sadece televizyonu algılayan bir kesim… Geçen sene İstanbul’da da belediyenin organizasyonuyla bir sürü yerde yazlık sinemalar kurulmuştu… Çok da güzel olmuştu…

En ufak boş alana otopark yapma zihniyetinin de önüne geçilmiş olur böylece… Dünyada arabalar azalırken, biz de her geçen gün daha fazla araba oluyor ortalıkta… Yazlık sinemaları feda edip, otoparklar yapıldı zamanında… Eskiden boş arazilere ‘sinema yapılabilir’ diye bakarmış girişimci ruhlar! Şimdilerde herkese arabalara yer bulma derdinde…
Filmler nasıl olsa evde izlenir oldu… O yüzden açılan her yazlık sinemayı kurtarılmış bir alan kabul ediyorum… Herkesi yazlık sinemaları ziyarete davet ediyorum… Çok keyifli gerçekten de…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.