Sinemanın taşı toprağı Mardin!

Altı yıldır yapılan ve bir şekilde içinde yer almak isteyip ‘kader kısmet’ meselelerinden dolayı bir türlü olmayan Uluslar arası Mardin Film Festivali Sinemardin’e nihayet bu yıl gittim. Ve hayatımın renklerinden biriyle karşılaştım. ‘Taş kalpli şehir’ benzetmesiyle ünlü bu şehirde şehre rengini veren tonlar içimi yumuşattıkça yumuşattı.
Banu Bozdemir

Bazen bir şey olur, aradığınız şeyi bulmak için yollara düşmeniz gerekir… Bulacağınız şeyi orada bulacağınızı bilseniz bile zaman gerekir, demlenmek gerekir. İşte ben öyle bir zamanda gittim galiba Mardin’e. Yıllar evvel gittiğimde Hasaykeyf baskın çıkmıştı nedense… Belki onun yakın bir zamanda yok olacağını hissettiğim, yok olmasa bile hep yok olacakmış hissiyle yanıp tutuşmasına tanık olduğum içindi…

Altı yıldır yapılan ve bir şekilde içinde yer almak isteyip ‘kader kısmet’ meselelerinden dolayı  bir türlü olmayan Uluslar arası Mardin Film Festivali  Sinemardin’e nihayet bu yıl gittim. Ve hayatımın renklerinden biriyle karşılaştım. ‘Taş kalpli şehir’ benzetmesiyle ünlü bu şehirde şehre rengini veren tonlar içimi yumuşattıkça yumuşattı.  Bir şehrin her yanını fotoğraflayacağımı düşünemezdim ama öyle oldu. Sanki şehrin her şeyini yanına almak isteyen ama bunun olamayacağını bildiği için heybesine ne bulursa dolduran eski bir zaman gezgini gibi hissettim kendimi…

Fotoğraf makinemin kareleri arasına doldurdum şehri… Şimdinin doygunluğu da bu olsa gerek… Mardin inanılmaz sıcak bir şehir.  Taşın içine girince serinleyen bünyemiz, taşın dışına çıktıkça yandı kavruldu. Festival daha soğuk bir zamanda mı olmalı acaba diye düşündük ama sonra soğuk salon sıcak hava dengesi geldi aklımıza. Mardin’de sadece festival zamanı açılan bir salon var, salonu açan bir festival ya da… İkisi de güzel! Festival seçkisine baktığımızda İstanbul Film Festivali’yle başlayan ve birçok festivali takip eden bir liste vardı. Yani son yılların festival gözdesi filmleri. Ama sıcaklığını sinema salonunda değil de daha çok taş binaların içinde, uçsuz bucaksız boşluğa doğru esen mekanların içinde dindirmeyi amaçlayan bir kalabalık vardı Mardin’de. Biz festival festival gezerken o filmlerin hepsini tavaf ettiğimiz için bu kez asıl izlemesi gerekenin Mardinliler olduğunda hemfikirdik.  O yüzden bıraktık kendimizi Mardin’e, Midyat ve Kızıltepe’ye…

Küçük şehirlerdeki festival dokusu daha farklı olduğu için bütün herkesi yanı başınızda, yakınınızda bulmanız daha kolay oluyor.  Eskişehir’de ekipçe keyifli bir akşam geçirdiğimiz Kavşak ekibiyle (Selim Demirdelen, Güven Kıraç ve Türker Korkmaz) tekrar karşılaşmak çok hoştu. Mardin’i daha çok yalnız keşfetmeyi seven Ümit Ünal’la Dara’da korku filmi çekme üzerine yaptığımız hızlı bir akış ise epey keyifliydi.

Derviş Zaim’le hemen her festivalde karşılaşmak adeta sinemasal bir yolculuğa çıkmak gibi… Bu Mardin’in sinematografik atmosferinde daha bir anlamlıydı. İran’ın ünlü yönetmeni Bahman Ghobadi’de festivaldeydi ama yeni filmini BKM yapımcılığında çeken Ghobadi, sinema hakkında konuşmak konusunda suspus olmuştu. Zaten akşam yemeği yemek için gittiğimiz Şahin Tepesi’nde (evet haklısınız, her yerde var bir Şahin Tepesi) o kadar keyifli görünüyordu ki, yanına gidip ‘İran sineması, yasaklar, doğa, çocuklar’ demek çok da iç açıcı gelmedi açıkçası bana… Yani bıraktık hepimiz Şahin Tepesi’nden sonsuzluğa yayılan rüzgarın tadını çıkardık, Süryani şarabıyla gevşedik!

Yıllar öncesinden inşa edilen oteller, otel demek yanlış, kervansaray ya da konaklama evleri demek daha doğru, labirent gibiydi. Artuklu Kervansarayı’nın 1275 yılında yapıldığını öğrenince insan etrafına daha dikkatli bakıyor, eskilerden bir iz arıyor. Kimlerin gelip geçtiğini, o zamanki atmosferi tahmin etmeye çalışıyor ama nafile! İçi oralarda kalsa bile her şey bugüne alıp getiriyor insanı… Erdoba ve Zinciriye’de festivalin diğer konaklama otelleriydi. Ama en güzeli konumuyla ve dokusuyla Artuklu’ydu. Hal böyle olunca arkadaşlarla oteller arasında mekik dokuduk, hepsinden bir parça solumaya çalıştık. Her parçasını fotoğraf makineme sığdırmaya çalıştığım, alıp İstanbullara getirdiğimi sandığım Mardin şehrinin harika bir plato olduğunu söylemeye gerek yok. Korku da çıkar o topraklardan ( zaten öyle mistik öyküler anlattılar ki yusuf yusuf olduk) tarihi film de… Her karışı özenle kurgulanmış bir şehir Mardin…

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.