Şıpsevdim, şıp kaçtım


Sinemanın kendi içsel yolculuğunda hangi yollara sapacağını bilemediğimiz filmlerden biri Şıpsevdi. Konu Farrelly Kardeşler olunca herkes yolunu şaşırabilir, sapıtıp farklı duygularda kaybolabilir… Bu kez onca şeyden sonra ‘hayatımızın aşkının’ peşindeyiz…

 Banu Bozdemir

Sinemada kardeş olmak ayrı bir dert, sulu zırtlak işlere imza atmak ayrı bir dert. Sinemanın dahi ‘pislik uzmanları’ ya da ‘iğrençlikler yaratıcıları’ bu kez biraz daha dozu azaltılmış bir biçimde karşımızdalar. Aslında onların tarzına baktığımızda sinemaya, tarihe, insanlara, geçmişe geleceğe, daha doğrusu cümle aleme bir şey kattıklarını söyleyemeyiz. Ama tarz yarattıkları da bir gerçek. Onların filmlerini izlerken ‘nefret’e benzer duygularla harmanlanabilir, ‘daha temiz ve yaşanabilir’ bir dünya hayal edebilirsiniz. Ama yine de sinsi bir duyguyla o saçma sapan dünyanın içinde olmak istersiniz… Bu iki kardeşin benim sarf ettiğim kadar felsefi uğraşılar içinde olmadığı aşikar. Sinema tarzlarını sadece ‘eğlence’ üzerine kuran bu iki kardeşe diyecek fazla bir şey de yok aslında… ‘Sıpsevdi’ gibi bir duygu olabilir mesela…

İKİLİ OLMA HALİ
Yönetmen kardeşlerin filmografisine baktığımız zaman ‘Salak ile Avanak’la başlayan sürecin ‘Takıldım Sana’ ile devam ettiğini görüyoruz. ‘Takıldım Sana’ aslınsa iki kardeşin kendilerine adadıkları bir film gibi. İkili olma, hatta yapışık olma, yapışık bakabilme durumu üzerine. Hal böyle olunca komiklik de kaçınılmaz olmuş, bir de Hollywood göndermeleri başlayınca iş iyice çığırından çıkmıştı. İpin ucu kaçınca toplama problemi de hasıl oluyor ama bu iki kardeşin sonrasında arkaya bakıp, ortalığı toplamak gibi derleri yok. Bırak dağınık kalsın hesabıyla her şeyden sıyrılmanın yolunu buluyorlar.

ÇİFT DUYGUSU
Gelelim Şıpsevdi’ye… Filmin Türkçe çevirisinde bir sorun var gibi. Zira film, evde kalacak derece müzmin bekar bir adamın yaşamına odaklanıyor. Yani herkese ‘şıpır şıpır’ dökülse, evlenmek için mutlaka bu kadar uzun süre beklemesine gerek kalmayacak.
Neyse Edie’nin etrafındaki herkes ‘çifttir’. Her şeye ‘çifter çifter’ karar verirler. Bu durumda müzmin bekarımız aklında yoksa bile toplumsal baskıların etkisiyle o an en yakınındaki kadına evlilik teklif eder. Ama sonuç bir felakettir. Çünkü ikisi de çok farklıdır. Daha doğrusu kadın romantizmden uzak, espri anlayışı olmayan, sesli gaz çıkaran, yedikleri burnundan dökülen bir tiptir. Yani 60 yaşında olması gerekenler ilişkinin başında olunca Edie’nin başından kaynar sular dökülür. Bu kadar beklemenin sonucu bu olmamalıdır oysa…
Üstelik hayatının kadını karda açan bir çiçek gibi gözünün önünde, ak pak bir şekilde beliriverir bir anda. Hepimiz onun gerçek aşkın kadını olduğuna inanırız. Sonrası malum arapsaçı… Ama film yine de umutları sonlara saklıyor ve ‘mutlu son’a ulaşmak için epey bir çabalıyor.
Farrelly Kardeşlerin filmlerinde dert ve tasa olmadığını söylemiştik. Bu filmin en büyük ‘tasası da’ ‘evlenmek ya da evlenmemek’… Evlensen bi dert evlenmesen başka bir dert. Ya hayatının sonuna kadar ipi göğüsleyeceğin kişi o değilse? Ya her şeyin gizemi bir süre sonra biterse? Film bu kadar bile sorgulamıyor… Biz aradan cımbızla çekip sorgulamak istiyoruz. Sonuçta Farrelly Kardeşler… Sonuçta esprilerle bezenmiş beyazperde kıvamı…

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.