Sizlere şöyle bir yakından baktım aziz festivaller!

Festivaller çağına tanıklık etmenin, o değişim ve dönüşümü görmenin en büyük arenalarından biri… Ben de çağının adaletli tanığı olmaya çalışan biri olarak özellikle ‘yerli’ sinema konusunda detayları atlamamaya çalışıyorum. En son festival yazımı Antalya Film Festivali sonrası için yazmışım ve bu sene 36. Kez yapılan İstanbul Flm Festvali için de benzer düşünceler içindeyim. Orada ‘mavi en risksiz renktir’ demiştim, burada da Sarı Sıcak filminden dolayı ‘sarı en risksiz renktir’ demek istiyorum. Bunu illa festivallerde politik filmler vardır ve bunlar gözümüze sokulacak şeklinde ödül almalıdır diye demiyorum ama cesaret ve farklılığı ödüllendirmekten bahsediyorum. Ne Mavi Bisiklet de ne de Sarı Sıcak da ben bu topraklarda yapılmış sinema adına bir farklılık göremedim. Bir tekrarlar bütününe sıkıştırılmış konuların, heyecansız, tekdüze akımını hala en iyi diye ödüllendirmek benim sinema bakışıma sığmıyor. Bu filmler kötüdür demiyorum asla yanlış anlaşılmasın ama en iyinin bir yol göstericiliği olmalı. Bence bu filmlerde gösterilen yol, ödül almaya giden en yakın yol gibi duruyor.

Banu Bozdemir

Kaygı festivalde de yarışan sinema yazarı arkadaşımız Ceylan Özçelik’in ilk filmi…  O yolun o tarafını seçti ve ilk filmiyle bence gayet iyi bir işe imza attı. Filmin unutmak, belleğinde tutmak konusunda sorunlu bir altyapısı olan toplumumuza iyi bir hatırlatma argümanını kullandığını düşünüyorum. Çağının tanığı olmanın önemi de burada başlıyor işte, topluma bellek olmak. Ama filmin ana karakteri Hasret’in bile derinlerinde kalmış acılı bir konu absürd bir taşma yapıyor bedende ve mekanda. Ben filmin karakterini sarsıp kendisine getirmeye çalışan yanını, hayatın birilerinin söylediği laflardan oluşan kurgusunu ve etrafımızdan çekilip duran yaşam algısının uzaklığını sevdim ve filmin festivalde yok sayılmasını neredeyse hayretle karşıladım. Jürinin ilgisini çekmesi için ne gerekiyordu acaba? Aynı şeyi Zer için de söylemek mümkün! Üstelik Taylan Biraderler gibi sinemanın farklı bir yanını keşfetmiş kardeşlerin başkanlığındaki bir jürinin elinden çıkınca biraz daha şaşırtıcı oluyor.

İstanbul Film Festivali’ne girince etrafımızı saran dokudan etkilenmemek imkansız tabii. Hallaç pamuğuna dönmüş bir İstiklal Caddesi maratonunda, referandum çalışmaları, kapanmış ve içerik değiştirmiş dükkanların ortasında bir festivali daha bitirdik diyebilirim. Diyelim ki festivaller içimizde de bitmesin, hep devam etsin. Daha uzun yazmaya gerek yok, dikkatimi çeken konular üzerinde yazıp Ankara Film Festivali’ne geçmek istiyorum.

Ankara Film Festivali’ndeki değerledirmeye gelirsek, jürinin Genco ve Martı’yı ödüllendirerek farklı bir ödüllendirmeye imza attığını söyleyebiliriz. Genco’yu !f’te izlemiştim. Zaten Ali Kemal Çınar’ı üç filmiyle de takipteyim. Geçen yıl Gizli / Veşarti filmiyle !f’te en iyi film ödülü kazanan yönetmenin farklı, başına buyruk, minimal ve kişisel tarzı dikkate değer ve Onur Ünlü yönetimindeki jüri de ilgisiz kalamamış belli ki… Evet kesinlikle Genco’dan daha iyi filmler vardı festivalde ama farklılığın ve naifliğin ödüllendirilmesi olarak algıladım  bunu. Genco Kürt bir süperkahraman ama bazı şeyleri yapmadığı için gücü kapıcıya geçiyor ve ondan geri almanın yollarını alıyor.  Komik, ironik ve farklı. Martı’nın en iyi senaryo alması da aynı kefeye konabilecek bir bakış. Ben beğenmedim ama jüri uçtuk bir kere martı gibi uçalm demiş olabilirim. Ankara’da ayrıca Songül Öden’e, Ah belgeseline ve Kaygı’nın aldığı ödüle çok sevindim. Makus talihi yenme ödülleri gibi olmuş!

Ankara’dan bir kısa film festivaline Malatya’da bu yıl onuncusu yapılan İnönü Üniversitesi Uluslararası Kısa Film Festivali’ne. Aralıklarla da olsa takip ettiğim hatta jürilik yaptığım bir festival İnönü. İki yıl gitmemiştim. Gidince hem şehrin hem de festivalin biraz değişmiş olduğunu gördüm. Çok yeşil bir şehir, çok güzel bir kampüsü olan üniversite, gençlerin çabasıyla yürüyen bir festival. Açılışta klasik müzik dinlemek iyi geldi, çünkü bazen bir anda dengeler değişebiliyor.  Sanat yapıcı ve aydınlık olmalı, toplumun önünde ona ışık tutmalı özgür olmalı diye düşünürüm. Klasik müzik tam da bana bunu hissettirdi, rahatlattı. Ama galiba festivallerde en belirleyici şeylerden biri de jüri seçimi. Belgsel jürisine sırf ‘haberci’ diye birini almak,  birilerinin gözü boyamak için alakalı alakasız ünlülerle doldurmak bu işin de son zamanlarda değerini bozdu. İnönü için demiyorum, jüriyi dengeli bulduğumu bile söyleyebilirim, kısa filmi bu kadar popüler hale getirmeye, sırf ses ve haber getirecek diye kısa filmle alakası olmayan insanları jüri yapmalarına ne desem bilemedim. Bir festivalde Burak Kut bile vardı. Kısa filmin bir duruşu olmalı bana göre, uzuna göre yapması daha kolay diye herkesin kısa film festivali yaparak içeriğini boşaltmasına itirazım var doğrusu!

Neyse Malatya’da güzel olan şeylerden birisi de iletişim birinci sınıfta okuyan gençlerin bizlerle okul gazetesi için röportaj yapmasıydı. İki tane kız öğrenci. Biri Van’dan biri Elazığ’dan gelmişlerdi okumaya yanlış hatırlamıyorsam. Onlara deneyimleri anlattım, kadın olarak okumanın önemini. Onlara ne gerek var başka bir şehre gidip hem de iletişim okumaya demişler. Ama onlar gelmişler ve birinci sınıftalar. Onlara çok iyi bir şey yaptıklarını ve kimseye kulak asmadan yolllarına devam etmeleri gerektiğini söyledim ve kendimi iyi hissettim.

Ama şehrine göre festivaller biçim değiştiriyor, ön elemeyi geçen filmler, jüriler ve kazanan filmler farklılaşıyor ve bu değişim giderek de artacak gibi görünüyor. Hele de üniversite kontrolünde yapılıyorsa… Bir de her festival için söylemek lazım sanırım. Kısa filmcilerle yaptığınız festivallerde onları kazandıysa ödülünü alsın ve gitsin olarak görmemek lazım. Onlar da festivalin dokusunu yaşayıp, etkileşim yakalamalı ve kendi aralarında bir farkındalık yaratabilmeli. Ama öyle olamıyor maalesef. Kısacılar nerede diye  sorduğumuzda ödül alanları çağıracağız mantığı bir kenara bırakılmalı. Ben konuştuğum panellerde yanımda bir kısa filmci de görmek isterim. Ama dediğim gibi fimi var kendisi yok durumu genelde yaşanan. İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali’ne bu sene kendimi çok ait hissedemedim ama çağırdıkları için memnunum.  Bundan sonra uzaktan da olsa desteklemeye devam ederim. Sonuçta festivaller hepimizin!

Malatya’dan sonra soluğu Antalya’da aldık. Antalya’nın en güzel zamanlarıydı. Antalya Sinema Derneği ve Antalya Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle 28-30 Nisan tarihleri arasında düzenlenen 2. Antalya Sinema Günleri kapsamında oradaydım. AKM’nin Perge salonunda yapılan gösterimler, bol panel ve söyleşiler, bağımsız ve samimi bir havada yapılan gerçekleştirilen festival bana çok iyi geldi. Belediyenin Antalya’da Altın Portakal gibi köklü bir festivali yaparken, aynı zamanda yeni bir oluşuma destek vermesi de gayet olumlu bence. Sidar Serdar Karakaş’ın her karesinde yer aldığı festivalde konuşmacı olmaktan, moderasyon yapmaktan kendi adıma keyif aldım.  İlki Nisan ayında yapılan festivalin bu sene Mayıs’a kayması, seyircinin de güzel havalara kapılarak kendisini biraz dışarılara atmasına sebep olsa da katılım ve ilgi bana göre gayet iyiydi. Kim gelirse kardır diye bakarım sanat olaylarında. Antalya’ya çok yakışan bu sinema günleri ileriki yıllarda kesinlikle devam etmeli. Hem kısa filmciler portakalda göremedikleri ilgiyi bu şekilde görmüş oluyorlar hem de bir şehrin birden fazla film festivali olması fikri çok hoş duruyor. Antalya dokusuyla da bunu hak eden, cıvıl cıvıl, sinematografik bir şehir.

Bunları da Seversiniz...

Yorum gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

İçinden sinema geçen yazılar…

Banu Bozdemir Kitapları

Yorumlar

  • aytekin çelik: http://www.belgesel.site Ekibi burayı çok beğendi. Kalitenizin devamını dilerim...
  • mustafa uzunyılmaz: BU BİR YORUM DEĞİL. işi ekip yerine yönetmenle yaptığımız sürece ne seyircimiz olacak ned...
  • Banu Bozdemir: Teşekkürler... :)...
  • Cengiz Bozdemir: :D güzel...
  • Mustafa BALAY: Ne acıdır ki savaş çoğunlukla kadın ve çocuklara acı çektiriyor. Erkekler bir şekilde öl...
öteki sinema

Arşiv

© 2012 Banu Bozdemir
Powered by WordPress, Endless & Sneek