Solcuya da sağcıya da gazoz!

Yüksel Aksu ilk iki filmiyle yakaladığı organik naiflik damarını İftarlık Gazoz’la biraz daha siyasi bir çizgiye taşıyor, bunu neden yaptığının cevabını tam olarak öğrenemesek de ülkenin siyasi durumundan bir etkilenme olarak algılayabiliriz.

Dondurmam Gaymak bize Ege insanına, yitip giden değerlere sahip çıkmaya ve farklı bir komedi algısına dair güzel bir tat vermişti, aynı şekilde Entelköy Efeköy’e Karşı’da alternatif bir yaşamın komedisini ve aklını yine Egece sunmuştu bizlere. Bu filmlerinin altyapısında daha çok sosyal göndermeler olduğunu söylemek mümkün ama İftarlık Gazoz ramazan orucuyla ölüm oruçlarını bir bünyede birleştirerek daha farklı bir eleştirel zemin yakalıyor.

maxresdefault

Bu kez karşımızda büyük firmaların yaratmaya çalıştığı tekele direnmeye çalışan bir gazozcu var. Cibar Kemal Usta ve küçük Adem arasında yaşanan usta-çırak ilişkisi öğretileri filmin ana yolunu çiziyor. Ama çocukluk takıntılarının büyüyene kadar peşimizi bırakmadığı gerçeği biraz acı bir şekilde tezahür ediyor filmde. Aslında filmde Adem’in iki tane ustası var. Birisi Kemal Usta diğeri devrimci Hasan. Hasan onu hayatın eşitlikçi olmayan  tavrına, aklını kullanmaya bir nevi sosyalizme hazırlarken, Kemal Usta’nın tavrı daha gerçekçi. Sonuçta sosyalizm hayal ve bir çocuğun hayallerinden sıçraması da 61 günlük ölüm orucunun asla ve asla bozulmaması şeklinde oluyor. Aksu orada güzel bir bağlantı kuruyor, çocuklukta yerine getirilemeyen bir sözü, devrimci bir bünyede yaşanır kılıyor. Tabii filmin özellikle de sonunda artan siyasi damar uzuyor ve filmin genel havasını bir anda tuzla buz ediyor. Aslında biraz daha kısa tutulsa küçük Adem’in pekala da sözünün arkasında durduğu fikri ortaya çıkıyor ama Aksu uzatmak hatta mezarı gazozla sulamak istemiş!

1174692_620x410

Filmin İtalyan yeni gerçekçi bir tarafı olduğu kadar bir Vizontele ve Çağan Irmak filmlerinin tadını barındırdığını da söylemek mümkün. Vizontele’nin siyasi altyapısıyla, Irmak’ın duygusal ve naif kanadının arasında bir yerlere sıkışan film, bir yandan da tam Yüksel Aksu filmi! Tabii bir dönem filmi olduğu için birçok insanın çocukluğunu da köprü atmış oluyor. Oruç tutma yarışı, onun devamını getirememe hali, iş öğrensin diye bir yerlere çırak verilen çocuklar, ramazan topu, toplu olarak pikniğe gitmeler vs… O kadar sıcak ve bir yandan da o kadar uzakta kalmış değerler ki, Aksu bunları tekrar bize hatırlatıyor. Ve naif Müslümanlığa vurgu yapıyor. Herkesin kendi içindeki islamı yaşama isteği, maç olunca sekteye uğrayan teravih namazı ve solcu bir gencin bütün kasaba tarafından benimsenen, uğurlanan, sahiplenilen cenazesi. Galiba birlik beraberlik duygusuna da vurgu yapmak istemiş Aksu. Şimdi o kadar kopuk ki her şey, herkes bırakın ideallere sahip çıkmayı, bunlarla dalga geçiyor, herkes kendi ölüsüne sahip çıkıyor! Yani naif müslümanlığın kaybolduğunu, yerini çıkarcı, samimiyetsiz bir din algısına bıraktığını hatırlatmak istiyor gibi. Tabii aynı şey naif solculuk algısı için de geçerli. Devrimci olmanın sınıf ve sermayeyle olan sorunu çoktan unutuldu, daha çok bir varoluş / yaşam savaşına dönüştü. Geçmişin naif tadı her şeye sinmiş anlayacağınız, bunu bir kez daha İftarlık Gazoz’la yad etmiş olduk!

gazozoo

Tabii her ne kadar sevsem de  Adem’de bu kadar takını haline gelen oruç bozma meselesinin özünü kavratmak da biraz yetersiz kalıyor film. Yani amaç sadece oruçtan, ölüm orucuna geçmekse ona bir itirazım yok ama Adem’in sıkı bir sosyalist olup siyasi bir tavır olarak gelişen durumuna ulaşmak konusunda biraz yetersiz kalıyor. Sonunu biraz daha yumuşak geçseydi, o geçiş hiçbir şekilde rahatsız etmezdi diye düşünüyorum. Ama sonuçta karşımızda duygusunu, tepkisini, samimiyetini doğru kurmuş bir film var, o yüzden izlenmeyi hak ediyor.

Cem Yılmaz’a gelince Cibar Kemal rolüne gayet iyi oturmuş ama, Aksu’nun filmlerinin Cem Yılmaz’a ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Yani eğer popüler bir durum yaratmak düşüncesi yoktu ise… Adem’i oynayan Berat Efe Parlar’da gayet sevimliydi. Filmin animasyon kısımları da sevimliydi ama teknik olarak biraz daha iyi olmalıydı. Bir de karınca ve ağustos böceği  hikayesi tam olarak nereye bağlandı onu vermedi film! Yine de Aksu’dan yine aynı tatta, üçlemenin sonuncu filmini bekliyoruz, bu tarz filmlerin bize iyi geldiğini biliyoruz!

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.